12 Ramazan 1438

-A A +A

Ahmet Rasim Ramazan Sohbetleri

17. Mektup’u okuyalım:

Ben zaten, ümmetin oruçlularından olduğum için, ramazandan pek rahatsız olmam. Bildiklerimden pek çok kişi de benim gibidir. Ne olacak? Günde beş kuruşa işkembe çorbasıyla, yarım baş suyuna salınmış söğüş ile beslenen mideler açlık elemine alışmış demektir. Fakat ne haldesiniz? Burasını anlamak isterim. Acaba, evde mama dadıya bir parça bir şey saklatıp güzelce yedikten ve akşama kadar sürecek katlanma gücünün dozunu düşürmemek için birkaç bardak su içtikten sonra ele tesbih alarak mı çıkıyorsunuz? Dünyada bu riyacı tavrı yutmayanlardan biri de bizim Ayazağa mektupçusudur.” Ha, göreyim seni!” deyin. Size, oruçsuz olup da kendisini halka niyetli gösteren ne kadar bey, efendi, ağa, hanım varsa hepsini birer birer seçip ayırır. Bu ustalığı ne şekilde edindiğini sorduğumda dedi ki:   

- Bundan kolay bir şey yok. Bir kere çehresine bakarım: Eğer yazar çehreli ise oruçlu, direktör simasında ise oruçsuzdur. Çünkü bu ikiden biri senenin her gününde mutlaka aç, öteki muhakkak toktur.

Ahmet Rasim, şöyle tarif eder ramazanı:

Gülleri açmış, sümbülleri, laleleri, zerrinleri, fulyaları yetişmiş, bülbülleri şakıyan otuz günlük bir Baharistan.

Ahmet Rasim’in kaleminden ramazanda kış gecelerini şöyle okuyoruz:

Bir zamanlar kış ramazanlarında evlerde toplanarak teravihler kılındıktan sonra, Tefsir, Buhar-i şerif, Kısas-ı Enbiya, Mesnevi şerhleri, Siyer, Menakıb-ı Meşayıh, Hikâyât-ı evliya, Muharebat-ı Meşhure, Cihannüma, Tâcü’t-tevarih, Naima, Raşit, Cevdet tarihleri gibi hoşa giden kitaplar, el yazısı daha nice makbul eserler okunur, tekkelerde zikirler, devranlar yapılır, bazı yerlerde Muhammediyye, Ahmediyye, Battal Gazi, Taberi, Binbir Gece, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kanber, Hayber Kalesi, Kesikbaş, dev masalları ile vakit geçiştirilir, musikiden fasıllar, şarkılar geçilir imiş.

RAMAZAN MANİLERİYLE MEŞHUR

Ramazanın vazgeçilmezlerinden davulcular ve onların söyledikleri ramazan manilerinin bir kısmı da Ahmet Rasim’in derlemesiyle bizlere kazandırılmış. Yazar, “Bunlar Saba ve Dügâh üzerinden okunurdu.” diyor. Aktardığı manilerden birkaçı şöyle:

 

Besmeleyle çıktım yola

Selam verdim sağa sola

A benim devletli efendim

Ramazanın mübarek ola.

* * *

Davulumun ipi tektir

Bana derler Deli Bekir

Aşçıbaşı baklava getir

Yiyemezsem geri götür

***

Davulumun ipi kaytan

Sırtımda kalmadı mintan

Verin beyler bahşişimi

Sırtıma alayım mintan.

 

 

 

 

Hadis Kelimesinin Kur’ân’daki Kullanım Örnekleri

H-d-s kökü, pek çok türeviyle ve özellikle hadîs ve ahâdîs kipiyle Kur’an’da “söz, sözlü ifade, haber” anlamlarında – 36 – yerde geçmektedir. Bunlardan birkaç örneklendirme yapalım:

1.  Dinî haber, mesaj ya da Kur’an anlamında:

Bu söze inanmayanların ardından üzülerek, neredeyse kendini mahvedeceksin” (Kehf, 18/6).

“Allah sözün en güzelini bir kitap halinde indirdi” (Zümer, 39/23).

Haydi bakalım, onun gibi bir söz getirsinler” (Tûr, 52/34).

O halde bu sözü yalanlayanı bana bırak” (Kalem, 68/44).

2.   Dinî olmayıp genel karakterli konuşma ya da güncel hikaye anlamında:

Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir” (En’âm, 6/68).

Kimi insanlar var ki, bilgisizce insanları Allah’ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için laf eğlencesini (boş sözü) satın alırlar, kelime oyunu yaparlar” (Lokman, 31/6).

Peygamber, eşlerinden birisine gizli bir söz söylemişti” (Tahrîm, 66/3).

Ve Rabbinin nimetini anlat!” (Duhâ, 93/11).

3.  Tarihî haber/kıssa anlamında:

Mûsa’nın haberi/kıssası sana geldi mi?” (Tâhâ, 20/9).

Bu örneklendirmelerden sonra şunu belirtmekte fayda vardır ki, hadis kelimesi Kur’an’ın hiçbir yerinde (ıstılah) terim anlamında kullanılmamaktadır. Kur’an’da bu kelimenin zikredilmesinden hareket ederek, konuyu terim anlamındaki hadis ile ilişkilendirerek buradan bir takım sonuçlara varmaya çalışmak, isabetli olmadığı gibi ilmî de değildir.

DİNİN ANLAM ÇERÇEVESİ

Din, sözlük itibariyle “ceza, yol, hüküm ve itaat” anlamlarına gelen bir kelimedir. Arapçadaki “ceza” kelimesi, Türkçe’de ‘karşılık’ anlamına gelir ve hem ödüllendirmeyi hem de cezalandırmayı içine alır. Nitekim Fatiha Sûresi’ndeki “Din gününün sahibi” mealindeki ayette ‘din günü’, “herkese hak ettiği karşılığın (cezanın) verileceği gün” anlamına gelir. Din genel anlamda varlıkların birbiri arasındaki ilişkiyi belirlemesinden öte, yukarıdaki “ceza=karşılık” anlamı ile hükmeden ile hükmedilen arasındaki hukuku belirler. (Razî, Mefâtîhu’l-gayb, VII, 208; Yazır, Hak Dini, II, 1061) Dinde gerçek hükmeden yani dinî hükümler koyan Allah’tır. Dolayısıyla din, Allah ile kulları arasındaki hukukun ne şekilde olacağının tespitidir. Dinin “yol”, “hüküm”, “itaat” şeklindeki diğer sözlük anlamlarının, söz konusu ‘karşılık’ anlamı ile sebep-sonuç ilişkisi vardır. Zira Allah belli bir yol belirler ve hükümler koyar. Kulun tavrına göre ya ödüllendirme ya da cezalandırma şeklinde bir karşılık takdir eder. Bu anlamıyla din, usulleri ve esasları Allah Teala tarafından belirlenmiş ‘yol’ demektir.

Din, iradesi olan varlıklar içindir. Bu varlıkların önüne çok seçenekli bir alan konulmuştur. Burada dinin gösterdiği seçeneği tercih edenler yani doğru yolu tutanlar kurtuluşa ererler, diğerleri ise kaybederler. Ebû Hanîfe’nin ifadesi ile “Allah insanları iman ve küfürden arınmış olarak yaratmıştır. İnsana yönelik hitap, emir, yasak sonradan gelmiştir” (Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-ekber, s. 60). Öyleyse insanın iradesinin yönünü, din, duygular, akıl ve çevre şartları etkiler. Dinin telkini doğrultusunda iradelerini kullananlara Allah destek olur. Bu, Kur’an’da Allah’ın kuluna destek olması yani onu başarılı kılması anlamında tevfîk olarak isimlendirilir. Bunun aksine dinin emir ve yasaklarını göz ardı ederek kendi arzu ve hevesleri peşinde koşanlar ise, kendi hallerine bırakılırlar. Bu da Kur’an’da Allah’ın kulunu kendi haline terk etmesi anlamında hizlân kavramı ile ifade edilir. Çünkü tevfik destek ve yardım, hizlân ise desteğin olmaması, kişinin kendi başına yalnız bırakılması demektir. Tevfîke mazhar olanlar, ‘doğru yol’ anlamına gelen hidayete ererler. Bu destekten mahrum olanlar, yani hizlana maruz kalanlar ise, ‘doğru yoldan sapmak’ anlamına gelen dalâlete düşerler

Her dinde üç temel unsur bulunur: İnanç, ibadet ve genel hayata ait hükümler. İnanç, Allah’ın sıfat, isim ve vasıflarının bilinmesi ile kulun Rabbi karşısındaki konumunun belirlenmesidir. Diğer bir deyişle insanın, Allah ve din anlayışının nasıl olması gerektiğinin bilgisidir. İbadet ise bu inancın bedensel bir takım eylemlerle ifade edilmesidir. İslam’a göre insan, ruh ve bedenden müteşekkil olarak düşünülür. Bu durumda inanç, ruh; ibadet ise beden mesabesindedir. Ruh ve bedenin birlikte bulunması insanın hayatiyetinin ve varlığının şartı ve göstergesi ise inanç ve ibadetin birlikte bulunması da dinin hayatiyetinin ve varlığının bir göstergesidir. İnanç ve ibadetin birbirinden ayrılması ise, dinin hayatiyetinin ve varlığının tehlikeye düşmesi demektir. Bu yüzden inanç esaslarının inkarı ateizm, ibadetler başta olmak üzere dinin amelî boyutunun inkarı ise deizmdir.

 

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 07.06.2017 - 10:25 -171-
Bu sayfayı paylaşın :