13 Ramazan 1438

-A A +A

İnanç (Akaid) Konuları Hakkında

Akaid, akîde kelimesinin çoğuludur. Akîde, akd kökünden türemiştir. Akd ise düğümlemek, bağlamak anlamına gelir. Buna göre akide, bağlanılan, sağlam bir şekilde inanılan, düğüm atmışçasına kesinlikle gönülden kabul edilen şey anlamını taşır.
          İtikad kelimesi de akd kökünden türemiş olup kalpten bağlanma, kesin olarak karar verme, inanma anlamına gelir.
Terim olarak akaid, İslâm dininde inanılması ve kalben kabul edilmesi gereken konulara verilen addır. "Akait" terimiyle kastedilen, iman esaslarıdır. Akait ilmi denilince akla, iman esaslarından bahseden ilim gelir.

          B) AKAİDİN KONUSU

          Akaid, İslâm dininin ameli değil de itikadî ve nazari hükümlerinden bahseder. İslam dininin temel kurallarını inceler. Akait ilmi, kısa ve özlü olarak, iman esaslarını inceleyen, konu alan bir ilim dalıdır.

          Bu açıdan bakıldığında akaidin konusu, iman esaslarının tümüdür. İman esasları, altı bölümden oluşur. Allah’ın zatına ve sıfatlarına iman, bu esasların temelini teşkil eder. Bundan sonra diğer esaslar gelir. Bunlar; meleklere, kitaplara, peygamberlere, âhirete, kaza ve kadere imandır. Akait ilmi, sözü edilen iman esaslarına inanmanın nasıl ve ne şekilde olacağını da belirler ve iman etmenin mahiyetini inceler.

          Kısaca, Allah’ın istediği, sağlıklı bir iman, Akait ilmi sayesinde kazanılır.


           C) AKAİDİN GAYESİ

           1. İnsanın kalbine, onun yaratılış ve fıtratına, saf ve temiz tabiatına en uygun olan imanı yerleştirmektir.
           2. Allah’ın varlığını, birliğini, tüm insanlara duyurmak, anlatmak ve kalplere yerleştirmek akaidin en önemli gayesini oluşturur.
          3. Bütün insanları tevhit inancı etrafında birleştirmek, akait ilminde gerçekleştirilmek istenen en büyük amaçtır.

          Böylece akaid, insanı inançsızlık, inkâr, şüphe ve tereddütlerden kurtararak manevi yönden güçlü ve huzurlu yapmak ister. İnsan sağlam ve hurafelerden uzak bir akide sayesinde dünya ve ahiret mutluluğuna erişir.

Mutluluk, başarıda önemli bir etkendir. Huzurlu, mutlu ve başarılı insanlardan oluşan bir toplum da aynı niteliklere sahip olur. Sağlam inanç sahibi insan, faziletli, ahlaklı, yararlı ve verimli olur. İşte akaidin bir gayesi de insanları iki cihanda mutlu ve başarılı kılmaktır.
          D) AKAİDİN METODU
          Akaid, hakikatleri açıklamada hem nakil denilen Kur´an ve Sünnetten, hem de akıldan faydalanır. Kur´an-ı Kerimin ikna ve irşat metodu ile hadislerin tebliğ, talim, müjdeleme ve sevindirme metodu akaidin de metotları arasında yer alır.
          Akaid ilminde vahye dayalı naklî deliller önemli olduğu gibi aklın, duyuların ve deneyimlerin verdiği bilgiler de önemlidir.

           Kısaca, akaid metot olarak nakli esas alır; bunun yanında aklı da ihmal etmez. İman esaslarını açıklarken hem aklî, hem de naklî delilleri kullanır.
          E) AKAİDİN DİĞER İSLAMİ İLİMLER ARASINDAKİ YERİ
          İslam dininin inançla ilgili hususlarının ilmi olan akait, bütün diğer İslamî ilimlerden önde gelir. Dünya ve ahiret faydası açısından akait, bütün İslamî ilimlerin dayanağı ve temelidir. O olmadan diğer ilimlerin bir değeri yoktur.

          İnsana önce akide(iman) gereklidir. O bakımdan, Kur´an-ı Kerimden "Yaratan Rabbinin adı ile oku" ayetinin dışında ilk önce nazil olan ayetler, iman(akait) ile ilgili ayetlerdir. Amelle ilgili ayetler daha sonra gelir. Bir kişinin Müslüman olması için de ilk önce iman etmesi gerekir, amel (namaz, oruç, zekât.) sonra gelir. Akide ve iman olmadan amel, bir değer taşımaz; fakat amelsiz akide değer taşır. O halde akaid, İslamî ilimler arasında birinci sırada yer alır.

          Akaid, fıkıh ve diğer İslami ilimlerden önce gelir. Akait, İslamî ilimler arasında, bir ağacın kökü, diğer ilimler ise dalları gibidir. Temelsiz bina düşünülemeyeceği gibi akaitsiz İslamî ilimler de düşünülemez.
          F) AKAİD İLMİNİN DAYANDIĞI KAYNAKLAR
          Akaid ilminin dayandığı ilk ve en önemli kaynak, Kuran-ı Kerimdir.   Beşeriyetin son dini İslamiyet’in inanç esasları; neye inanılacağı, nasıl inanılacağı, Allah tarafından Yüce Kitabımız Kur´an-ı Kerimde anlatılmıştır.

          İkinci kaynak, Peygamber (s.a.v)´den rivayet edilen mütevatir hadislerdir. Mütevatir Hadis: Yalan üzerinde birleşip anlaşması, aklen mümkün olmayacak kadar kalabalık bir topluluğun ittifakla rivayet ettiği hadislerdir. Bu derece kesin rivayetlere dayanan Peygamber (s.av)in hadisleri, akait ilminin ikinci kaynağıdır. Zira peygamberlerin bilgisi Allah (c.c) tarafından öğretilmiş bilgilerdir. Dolayısıyla bir çeşit vahiydir.

          Felsefe ve müspet ilimlerde müstakil bilgi kaynağı olarak kabul edilen akıl, duyular ve bilimsel deneyler de akait ilminin kaynakları arasındadır. Ancak bunların verdiği bilgilerin doğru, nakle ve gerçeğe uygun olması gerekir.
 

          İMANIN TANIMI
          a) İmanın sözlük anlamı; bir şeye kesin olarak inanmaktır.
          b) İmanın dini terim olarak tanımı; Allah’ın varlığına, birliğine ondan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammet (sav) in Onun kulu ve elçisi olduğuna yürekten inanmak (tasdik) ve dil ile söylemektir (ikrar).
          B) İNANILMASI GEREKEN ŞEYLER BAKIMINDAN İMANIN KISIMLARI
          1- İcmalî iman: Bu, imanın özü ve en kısasıdır. Bu da "Kelime-i şahadet" ile özetlenmiştir:
          Anlamı: "Ben şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur; yine şahitlik ederim ki, Hazret-i Muhammet Onun kulu ve peygamberidir".

          Bu, imanın ilk derecesi, İslâm’ın ilk basamağı ve temel direğidir. Allah’ın varlığını ve birliğini, Hz. Muhammet (sav)´in Allah’ ın peygamberi olduğunu yürekten tasdik etmek demek, onun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak demektir. Ancak, Hz. Muhammet (sav)?in haber verdiği ve tebliğ ettiği şeylerin hepsine birden iman ettiğinden, inanılacak şeyleri ayrı ayrı söylemediğinden dolayı buna "icmali veya toptan iman" denmektedir.

          Bir kimseye mümin diyebilmek için o kimsenin icmalî imanı "Kelime-i şahadeti" kalbi ile tasdik dili ile söylemesi gerekir. Bir insan için birinci farz budur.
          2- Tafsîlî iman: İcmâlî imandan sonra dinin diğer hükümlerini ve iman edilmesi gerekli olan şeylerin her birini ayrı ayrı öğrenip onlara da iman etmek farz olur. Tafsîlî iman, imanın en geniş şeklidir. İman esaslarının hepsini içine alır.
          C) İMANIN ŞARTLARI
          İmanın şartları altıdır:
          1- Allah?ın varlığına ve birliğine,
          2- Meleklerine,
          3- Kitaplarına,
          4- Peygamberlerine,
          5- Ahiret gününe,
          6- Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır.

 


          D) İMAN BAKIMINDAN İNSANLAR
          İman bakımından insanlar üçe ayrılırlar:

          1. Mümin: İslâm dininin iman ve itikat esaslarını gerçekten kalben tasdik edip dili ile söyleyen(ikrar eden) kimsedir. Bunların yaptığı bu işe iman denir.
          2. Kâfir: İslâm dininin iman esaslarına inanmayan Hz. Muhammet (sav) in peygamberliğini kabul etmeyen kimsedir. Bunların yaptığı bu işe küfür denir.
          3. Münafık: Müslümanların arasında inandığını söylediği halde kalbi ile İslâm dininin iman esaslarına inanmayan kimsedir. Bunların yaptığı bu işe nifak denir. Dışı mümin, içi kâfir olanlardır. Konuştuklarında yalan söylerler, söz verdiklerinde tutmazlar, emanete hainlik ederler.
          E) İNANMA İHTİYACI VE ALLAH’A İMAN
          İnsan, beden ve ruhtan oluşan bir varlıktır. Yeme, içme, nefes alıp verme gibi olaylar bedenimizle; inanmak, sevinmek, mutlu olmak gibi olaylar da ruhumuzla ilgilidir. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran başlıca özellik, işte budur. İnsan, beden ve ruh yapısıyla bir bütündür. İnsan ruh yapısının en belirgin özelliği inanmaktır. Yeryüzünde, günümüze kadar inanma ihtiyacı duymamış bir topluluk yoktur. Bunu, insanlığın kültür, sanat ve geleneklerinde görmekteyiz.

          İnanç, maddi hayatımızla da ilişkili bir güçtür. İnsanın zorluklara ve güçlüklere karşı dayanıklı olmasını sağlar. İnsana çalışma, yaşama ve başarma gücü verir. İnsan, hayata inançla başlar ve onunla değer kazanır. Çünkü inancı olan kişi, bu inancının gereği olarak kendisine ve birlikte yaşadığı insanlara faydalı olur. İnanç, insanı yeni bilgiler kazanmağa götürür. Kişi, inancını kuvvetlendirmek için pek çok şeyleri öğrenmek, öğrendiklerini düşünüp değerlendirmek ve böylece hayatını düzene sokmak durumundadır. İyiyi, kötüyü, güzeli ve çirkini böylece ayırt edebilenler, ahlâk ve davranış yönünden de kişilik kazanırlar.
          Demek ki inanç, insanın yaratılışı gereği olan tabiî bir olaydır. Bütün insanların buna ihtiyacı vardır.

Çevremizde gördüğümüz ve göremediğimiz yüz binlerce varlık vardır. Yeryüzünde çeşit çeşit insanlar, irili ufaklı pek çok hayvanlar, renk renk çiçek ve bitkiler görürüz. Gökyüzünde de ay, güneş ve sayısız yıldızlar yer alır. Bunların hepsini gözümüzün önüne getirip düşünürsek kendiliğinden var olmadığını, bütün bunları yoktan var eden bir yaratıcının bulunduğunu anlarız. Evrende hiç bir şey kendiliğinden, kendi kendine var olmuş değildir. İşte her şeyi yaratan bu yaratıcı, Allah’tır. Gözlerimizle Onu görmesek bile evrenin bu eşsiz düzeni bize Onun varlığını göstermektedir. İslâm dininde, bütün evreni ve her şeyi yaratan bu varlığa "Allah" denir. Biz Allah’ın varlığına ve birliğine gönülden inanırız. (Celle celaluhu ve celle şanuhu)

 

HADİS

Hadis Kelimesinin Hadis Edebiyatındaki Kullanım Örnekleri

Hadis kelimesi, tıpkı Kur’an’da olduğu gibi hadislerde de aynı anlamlarda kullanılmıştır. Birkaç örnek de bu kullanımlara verelim:

1. Dinî haber/tebliğ anlamında:

En güzel söz, Allah’ın kitabıdır” (Buhârî).

Allah, benden herhangi bir hadis duyup ta başkalarına tebliğ edinceye kadar onu muhafaza eden kimsenin yüzünü nurlandırsın, ağartsın” (Ahmed b. Hanbel).

Ey Ebû Hureyre! Hadisi iyice öğrenmek için sende gördüğüm hırsa göre, bu hadisi senden önce hiç kimsenin bana sormayacağını zaten tahmin ediyordum” (Buhârî).

Yine rivâyete göre, Hz. Peygamber’e ilim meclislerinde kendisine yaklaşamadıklarını söyleyen kadınlar, “senin hadislerinden sadece çevrendeki erkekler faydalanıyorlar” diye serzenişte bulunmuşlardır (Buhârî ve Müslim).

2.  Dinî olmayıp genel içerikli konuşma anlamında:

Kim, duyulmasından hoşlanmadıkları ya da kendisinden saklamak istedikleri halde, bir topluluğun konuşmasını dinlemeye çalışırsa, kıyamet gününde onun iki kulağına kurşun dökülür” (Buhârî).

Bir kimse, bir söz söyledikten ya da konuştuktan sonra oradan ayrıldığı zaman, artık o söz orada bulunanlara bir emanettir” (Tirmizî).

3.  Tarihî kıssa anlamında:

İsrâiloğullarının kıssalarından haber verebilirsiniz” (Buhârî).

GÜNÜMÜZDE DİN ALGISI

İSLÂM DİNİ

İslâm kelimesi “görünen ve görünmeyen kötülüklerden arınmış olmak” ve “barış” anlamlarına gelen Arapça “selm” ve “silm” kökünden türetilmiştir. Kök itibariyle “selâmet ve barış alanına girmek” veya “selâmeti ve barışı seçmek” anlamlarına gelir. (İsfehânî, el-Müfredât, “seleme” md.). Bu durumda İslâm, irade ve akıl sahibi kişilerin aralarındaki kavga ve ihtilafa son verip barışı ve esenliği sağlamalarını ifade eder. Bu barış ve esenliğin sadece insanlar arasında değil, Allah-insan ve insan-tabiat arasında da sağlanması gereklidir. Çünkü İslâm, insanın yaratılışına uygun olarak Allah’a itaat etmesini ve isyana kalkışmamasını emrederken aynı zamanda diğer insanlara ve çevresine karşı zararlı davranış içinde olmamasını da emreder. Bu anlamda İslâm, Allah’ın son peygamber Hz. Muhammed (sav) aracılığı ile kullarına sunduğu bir sözleşmedir. Aslında bu sözleşme Allah ile ademoğulları arasında yapılmıştı. Nitekim Allah, “Kıyamet gününde ‘biz bundan habersizdik’ demeyesiniz diye Rabbin, Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şâhit tuttu ve dedi ki: ‘Ben sizin rabbiniz değil miyim?’. Onlar da ‘evet’ şahit olduk dediler” (el-A’râf 7/172). Peygamber aracılığı ile gönderdiği sözleşme bunun hatırlatılmasından ibarettir. Zaten O, insanı en güzel biçimde yaratmış ve onu imtihan için dünyaya göndermiştir. Kişi, iyi amel işlerse cennete, kötü amel işlerse cehenneme gider. (et-Tîn 95/4-8) “Bir zaman biz meleklere ‘Adem’e secde edin’ demiştik. Onlar hemen secde ettiler, yalnız İblis secde etmedi, diretti.” “Sonra Rabbin onu (Adem) seçkin kıldı, tevbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi. Dedi ki, birbirinize düşman olarak oradan (cennet) inin. Artık benden size hidayet (din) geldiğinde kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.” (Tâhâ 20/116, 122-123). “Ant olsun ki, sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma ile imtihan ederiz. Sen sabırlı davrananları müjdele.” (el-Bakara 2/155).

İslam alimlerine göre din, akıl sahiplerini kendi hür iradeleri ile hayırlı olana yönelten ilahî kanundur.

Bu tarifte dört unsur vardır: akıl sahibi, irade, hayr ve ilahî kanun. Akıl dinin hitap alanıdır. Daha açık ifade ile din, ancak akıl sahibi olanlara hitap eder. Bu yüzden akıl sahibi olmayanlar ve küçük yaşta bulunanlar dinî esaslardan sorumlu tutulmazlar. İrade ise dinin şartıdır. Kişi akıl sahibi olsa bile, kendi hür iradesi ile dini seçmemişse, böylesi bir kişi ile din arasında sağlıklı bir ilişkinin bulunduğundan söz edilemez. Zira dinde zorlama yoktur. Din hakikat ile batılı gösterir, her ikisinin kişi bakımından kâr ve zararlarını açıklar ve akıl sahibine bunlardan birini seçmesini söyler (el-Bakara 2/256). Bu seçme, dışardan dayatma ile değil kendi hür iradesi ile gönüllü olmalıdır. Eğer kişi aklını ve iradesini kullanarak dini seçmiş ise, dinin meyvesi olan hayra ulaşmış demektir. Tarifin üçüncü unsuru olan hayr kavramını, dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki türlü anlamak mümkündür. Dünyevî hayır, kişinin Müslüman olması ve Müslüman olmasının getirdiği haklardan yararlanması demektir. Uhrevî hayır ise, Allah’ın rızasını ve bunun sonucunda cenneti ve nimetlerini kazanması demektir. Tarifteki dördüncü unsur olan ilahî kanun, bu gibi özelliklerin ancak ilahî bir dinde bulunacağını ifade içindir. Zira ilahî olmayan dinler hayra götürmez. Ayrıca ilahî kanun, hak dini diğer geçersiz/bâtıl dinlerden ayırt eden bir özelliktir. Çünkü hak din Allah’ın kurallarını koyduğu ve peygamber aracılığı ile insanlara gönderdiği dindir (Yazır, Hak Dini I, 83-86; Kılavuz, Anahatlarıyla İslâm Akaidi, s. 7-8).

 

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 08.06.2017 - 00:01 -53-
Bu sayfayı paylaşın :