15 Temmuz Dersleri

-A A +A

15 Temmuz Milli Kıyamı ile ilgili “Devletler Oyunu” ve “Beş Devlet Üç Oyun Bir Darbe Bir Kıyam” başlıklı yazılarımız, sadece web sayfamızda 100 bin okuyucu tarafından okunmuş bulunuyor. Sosyal medya ve özel paylaşımlarla milyona varan okuyucunun gördüğü anlaşılan analizimize gösterilen ilgiye, yorum, paylaşım ve tavsiyelere teşekkür ediyoruz. Bu teveccühü, ortaya koymaya çalıştığımız ‘Türkiye’nin girdiği yeni döneme ilişkin açıklama modeli oluşturmaya matuf 15 Temmuz Darbe Girişimi analizi’nin hüsnü kabul gördüğüne bir işaret olarak aldığımız kadar milletimizin ‘duyarlı yürek’lerinin ispat-ı vücudu olarak da kabul ediyoruz.

O gece Allah, kendine adanmış bir milleti nasıl da ayaklar altından alıp başlara taç etmiştir! Tarihlerde okuduğumuz efsanevi sahnelerden birisini 15 Temmuz’da bizim kuşağımıza da yaşadı.

15 TEMMUZ MİLLİ KIYAMDIR

15 Temmuz farklıydı. Diğer tüm darbeler devleti amaçlarına göre düzenlemek için yapılmıştı; oysa bu darbenin amacı devleti yıkmak, iç savaş çıkarmak ve vatanı işgal etmekti. Türk askerinin değil düşmanın saldırısıydı. Türkiye’nin bütün hudut komutanlarının FETÖ’den tutuklanmış olması tüyler ürperticidir! Suriye’den PYD, DAEŞ, Kıbrıs’ta İngiliz Birlikleri, Ağrı sınırında İran birlikleri, Adalarda Yunan kuvvetleri hareketlenmiş, içerdeki casus kardeşlerinin ihanetinin başarılı olmasını bekliyordu! 15 Temmuz gecesi PKK telsizlerinden “Hevaller! Hedefiniz asker değil, polistir!” diye anonslar geçiliyordu. İhanetin boyutunu düşünün! İhanet çağında destan da büyüdü. Bundan 97 yıl önce “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır ve o satıh bütün vatandır” diyen milli direniş ruhu o gece bir daha vücut buldu. Bütün vatanda aynı anda bir kıyam yaşandı.

O GECEYE DİNİ AÇIDAN BAKALIM

Israrla “kıyam” diyoruz. “Kıyam” ifadesinin İslami bir kavram olduğunu bilerek söylüyoruz. Zira eğip bükmeye gerek yok; büyük ölçüde ‘islami’ duygu ve şuurdan beslenen vatan sevgisiydi kitleleri sokağa döken! Bu nedenle O geceyi, sadece siyasal ilişkiler bakımından ele almak yetersiz kalır. İslam kültürü açısından da değerlendirmekte yarar vardır. Bu yazımızda önce İslam kültürü bakımından 15 Temmuz’un derslerini çıkarmaya çalışacağız, sonra siyasal açıdan.

KIZILCA KIYAMET CEVAPLAR

Geriye dönüp bir düşünelim: Darbe gecesi geldiğinde ‘polis temizlenmiş olmasa’ idi sizce ne olurdu? O gece geldiğinde MİT Başkanı değişmiş, FETÖ’nün etkisi altındaki birisi MİT’in başına getirilmiş olsaydı ne olurdu? Sizce, 15 Temmuz tarihinde hala Güneydoğu’daki şehirler KCK-PKK elinde olsa, kentlerde kontrol ele alınmamış olsa idi ne olurdu? Semih Terzi gibi ‘kasap’ bilinen bir darbeci haini Şehit Astsubay Ömer Halisdemir öldürmese idi o gece neler yaşanırdı, kâbusu hayal edebiliyor musunuz? Planladıkları gibi Sayın Cumhurbaşkanını o gece öldürebilmiş olsa idiler, neler olurdu, bir düşünsenize! Ya da Millet böyle kahredici bir imanla ayağa kalkmış olmasa idi sonuç ne olurdu? Yahut ülkenin tamamı birden ayağa kalkmasa da vatanın bir bölümünde darbeciler kontrolü ele geçirseydi işin sonu nereye varırdı?

Bu soruların hepsi kızılca kıyamet cevaplar taşıyor. Ve açıktır ki Türkiye’de önceden tedbirler alan ‘bir devlet aklı’ var ve Milletiyle irtibatlı olarak vatanını ve devletini koruyor. Evet, yönetimde açıklar, zaaflar, eksikler var; ama Türkiye gelişigüzel idare edilmiyor. Hatta bu denli ‘belalı bir ülke’ bu şartlarda ‘iyi’ idare ediliyor. Önce bu hakkı teslim edelim.

ALLAH’IN YARDIMI VAR, YA CEZASI?

O ‘Milli Kıyam Gecesi’nde Allah Milletimize yardım etti, doğrudur. Ancak, yaşananların ‘ceza’ yüzünü de görmek lazımdır.

Kırk yıldır bir casusluk örgütü içinizde büyüyor, susuyorsunuz. Sizlerin evlatlarını alıp tüm Dünya’da “büyük şeytana” hizmet ettiriyor, desteklemeye devam ediyorsunuz. Devletinizin en mahrem bilgilerini düşmana örgütlü şekilde servis ediyor, ileri teknolojiyi üreten bilim insanlarını öldürüyor, terör örgütü PKK’ya devlet yanlısı Kürtleri verip infaz ettiriyor, iç savaş çıkartacak müdahaleler yapıyor, Devletin en hassas kurumunun başını almaya kalkışıyor gözünüzü kapatıyorsunuz, devletin Başbakanına kadar operasyon çekiyor ama kılınız kıpırdamıyor!

Devlet Başkanınız kendini paralıyor; ‘haşhaşiler’ diyor, ‘paraleller’ diyor, ‘ihanet çetesi’ diyor, ‘tabanı ibadet, ortası ticaret, tepesi hıyanet’ diyor, ‘Reis de kafayı Fetullah’a taktı” diyor, onu yalnız bırakıyorsunuz! Beş örtülü darbe yapıyor, yine ayaklanmıyorsunuz! Nihayet ihmal ettiğiniz sorumluluklarınız size altıncı ve açık, silahlı darbe olarak geliyor.

Sizce bu ceza değil midir? Bu, körlüğünüze, sağırlığınıza, gevşekliğinize bir ceza değil mi? Allah’ın yardımı, o gece yüzbinlerce insanın ölmemesi yönünde oldu. 240 şehit can, 2 bin 400 gazi işte bu ihmalimizin bedelini ödeyen yiğitlerdi!

Öyleyse, sadece Cumhurbaşkanımız değil, herkes, ama herkes “Allah bizi affetsin!” demeli!

Tövbenin gereğini de yapmalı: Bir daha aynı hataya düşmemelidir! İlk ders, budur.

MEUNET BUNA DENİR

Derslerimizi çıkarmaya devam edelim.

15 Temmuz musibetine minarelerden verilen salalar ile uyanıyorsunuz. Ve uyanan koca millet olarak sanki dev bir insan vücudu oluşturmuş, sinek ezer gibi kalkışmayı eziyorsunuz. Şerler hayra dönüyor.

Buna Akaid ilminde ‘meunet’ denir. Yani, Mü’min kullarına Allah’ın zor zamanlarında açıkça görülen yardımı! Bu millet mü’mindir, samimidir. İspatı da 15 Temmuz gecesidir.

“İÇİMİZDEKİ BEYİNSİZLER YÜZÜNDEN…”

Musa Peygamberin nifaka kapılan Yahudi cemaatini kastederek “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım?”(A’raf 155) yakarışı adeta yeniden tecelli etti o gece. Millet kendi iradesine milletin kendi silahıyla saldıran dış güdümlü kendi içinden çıkan nifakın eliyle helak edilecekken, manevi silah niyetiyle abdestlerini alıp ölümü göze alarak, sokaklara döküldü.

“Sizinle savaşanlara karşı siz de savaşın. Ancak aşırıya gitmeyin, Allah aşırı gidenleri sevmez.”(Bakara 190) ayeti de o gece birebir hayat buldu. Hem savaşıldı, hem de linçler, katliamlar, aşırılıklar yaşanmadı. Darbe girişimi sonrasında da kimse FETÖ’cü diye kimseye saldırmadı. “At izi it izine karışmasın” duyarlılığı uyandı. Vicdanlar askıya alınmadı.

Bu milleti aziz kılan Allah uyarıyı baştan vermişti: “Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer gerçekten inanıyorsanız siz daha üstünsünüz”(Al-i İmran 139). Demek ki bu musibetin yeniden başımıza gelmemesi için ‘gevşemeyeceğiz’!

Bu dersleri unutmayacağız. 

KİMİN İSTİDRACI?

İslam kültüründe, ‘mucize’ ve ‘keramet’ denilen ‘bereketli hallerin’ tam zıddı olan iki kavram daha vardır: ‘istidrac’ ve ‘ihanet’. 

Ayette açıklandığına göre; Allah münafıkların dileklerini oluyormuş gibi geliştirir, süre verir fakat bu süre içinde kendini toparlayıp nifak hallerini düzeltmezlerse son kertede kahreder, perişan eder.  Bu, ‘istidrac’ halidir. Yani kazandığını sanırken kaybetme durumudur.

Münafıklar gerçek niyetini gizleyen, iki dilli, sözünde durmayan, yalan söyleyen, kendilerine verilen emanete ihanet eden insanlardır. Doğrusu kendilerine emanet edilen devlet gücünü düşmanın emrine sunarak emaneti çiğneyen, Milletin ekmeğini yiyerek milleti arkadan vuracak kadar niyetini gizleyen, kendi mensubiyetlerini ‘adam gibi’ söyleyemeyecek, hatta inkar edecek kadar yalancı insanlar, Allah’tan ne ödülü bekleyebilirler ki? Süreç içinde emellerine erişecek kadar güçlenerek yayılıp, kendilerini verilen bu mühlette düzeltmek yerine azgınlaşınca elde ettikleri güçle orantısız şekilde rezil olmaları da aynı durumu onaylayan bir ‘istidrac’ haliyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor!

FETÖ elebaşının “Allah kahru perişan etsin, rezil rüsvay etsin, ocaklarına ateş salsın” beddualarına amin diyen herkes o gece ‘istidraca’ duçar oldu. Demek ki önemli olan yanlış yoldan dönmeyi bilme erdemidir.

...VE İHANET

Öte yandan münafıkların gizlice, hissettirmeden işini terse çeviren Allah, kâfirlerin hilesini açıkça başına çalar, muratlarının aksini oluşturur. Yeter ki ‘inanan’ samimi ve gayretli insanlar olsun! Dini literatürümüzde  ‘ihanet’ kavramı bunu, yani açıkça inkar edenlerin yapmak istediklerinin tam tersinin olmasını anlatır.

İşte ABD-AB şer ittifakının üssü NATO’da tertipledikleri Türkiye’yi teslim alıp parçalama planı, tam tersiyle; Türkiye’nin belki 90 yıldır bir araya gelemeyen unsurlarını da birleştirip tek yürek yapması, parçalanıp küçülmek yerine, amaçlarının aksine bütünleşip genişleyen bir Türkiye ile sonuçlanması düşmanın ‘ihanet’ halinin tecellisinden başka bir şey değildir.

Bu tecelliler ışığında baktığımızda, Sayın Cumhurbaşkanı’nın gözyaşları içerisinde, boğazı düğümlenerek söylediği “Milletimle iftihar ediyorum” sözlerinin altı dopdoludur!

Öyle görünüyor ki; FETÖ’nün istidracı, ‘Millet’in kerameti’dir! ABD-AB’nin ‘ihanet’i, Rabbimizin meuneti (Müminlere yardımı), belki de mucizesidir(aciz bırakan olayıdır). 

Dini kavramlar penceresinden 15 Temmuz Milli Kıyam Gecesi’ne bakmakla aslında sözü bir başka kavrama getirmek de istiyoruz: Tasavvuf kültürümüzün içselleştirdiği ‘bast-ı zaman’ bahsine.

KÖTÜ HUYLU HÜCRELER

FETÖ devlete öylesine yerleşmişti, öylesine avucunun içine almış durumdaydı ki devleti, 17-25 Aralık sonrasında başlayan mücadele etkisiz kalmaktaydı. Sayın Cumhurbaşkanı yapayalnızdı. En yakın dava arkadaşları arasına sızılmış, en yakın mesai arkadaşları, çalışanları ve korumaları arasında FETÖ mensupları tutunuyorlardı. Arkasında büyük istihbarat teşkilatları olan bu örgütü ayıklama mücadelesinin yirmi yıla kadar bile sonuç alması imkansız görünüyordu.

Nitekim ‘amansızca mücadele’ ediliyorken bile devletin içinde bir kanser hücresi gibi yaşıyor, yayılıyorlardı. Kötü huylu kitleler gibi vücudu sinsice kaplıyorlardı. Bu örgütü, kötü huylu hücreleri bünyeden kökten kazımadıkça zamanla bünyeyi(yani devleti) çökertme ihtimalleri her zaman vardı.

O GECE ‘BAST-I ZAMAN’ YAŞANDI

İşte 15 Temmuz, kanserli hücreleri kazıyıp temizleme imkanı verdi. Böylece ülkeye en az 25 yıl kazandırdı. Üstelik 25 yıl sonunda da kazanamama ihtimali varken, zaferi kesin hale getirdi. Türkiye belki çeyrek asrı bir anda aştı, ileri gitti. Türkiye bir gecede zaman tünelinden geçti sanki; pörsümüş halde girdi tünele, zinde olarak çıktı. ‘Hasta Adam’ olarak başlayan gece “Yeni Türkiye’nin başlangıcı oldu. 

O gece adeta salalar altında vakit bereketlendi. Tarihte az rastlanan bir şekilde ‘Bast-ı Zaman’ yaşandı. Yani ‘genişletilmiş, uzatılmış zaman’; ‘içine büyük gelişmeler ve sonuçlar alan dar zaman’ yaşatıldı Türkiye’ye. 25 yıllık zamanı bir gecede aşıverdik. Çeyrek asır sonra ulaşabileceğimiz güce ve imkâna bir gecenin sabahında erişiverdik.

ZAMAN TERSİNE AKMAYA BAŞLADI

Üstelik FETÖ tarafından yapılandırılan dünya çapında sivil organizasyonla nüfuz nasıl oluşturulur, bunu da öğrenmiş; adeta yeni programlar da yüklenmiş, daha donanımlı hale gelmiş bir millet olarak zaman tünelinden çıkıp, Yeni Türkiye’ye uyandık. 

Zamanın tersine akmaya başladığı dönüm noktası oldu. İkiz Kulelere saldırılan 11 Eylül nasıl bir milat ise 15 Temmuz da onun tam tersi bir milat oldu. 11 Eylül nasıl bir tuzaksa, 15 temmuz kendisine tuzak kurulanların oyunu bozduğu tarih oldu. Artık zamanın kum saati Türkiye’nin ve Müslümanların lehine akmaya başladı. Bunu zaman daha iyi gösterecek.

MEKANLAR AYRI DUYGULAR AYNI OLDU

Bir kişinin değilse de bir ruhun aynı anda pek çok mekanda ortaya çıkmasıyla, bir anlamda ‘Tayy-ı mekan’ da yaşandı o gece. Aynı ruhta, aynı duyguda olan insanlar ölümsüzlük iksiri almış gibi yiğitçe aynı anda pek çok farklı yerlerde ortaya çıkıverdiler: Ankara’da, İstanbul’da, Adana’da, Erzurum’da, izmir’de, Konya’da, Muğla’da… binlerce noktada birden! Bu ortaya çıkış, Kerkük’te, Halep’te, Bakü’de, Tebriz’de, İslamabad’da, Bişkek’te, Kırım’da, İskeçe’de, Priştine’de, Kosova’da, Mekke’de, Filistin’de, Trablusgarp’ta…  mekanlara yayılan aynı ruhun kabarışı, yüzlerin farklı olmasını kamufle etmişti.

‘O ŞANLI AKINCI’ YURDUNA DÖNDÜ

Osmanlı’nın ahfadı o gece başını doğrulttu! Ecdat ruhen dirildi sanki. Anadolu bir daha fethedildi. Ve “O şanlı akıncı” yurduna döndü! Bir gecede NATO ordusu, Fetih Ordusu oluverdi!

Darbeden sonra, demokrasi mitingleri daha devam ederken Rusya’ya gidiyorsunuz; darbeye karşı desteklerine teşekkür edip ekonomik sorunlarına yardım için ilk etapta 20 milyar doları veriyor, Suriye konusunda el sıkışıyorsunuz!

Bel bel bakarken Obama ve Merkel, siz tarih yazıyorsunuz Suriye’de. Rusya, İran ve Çin’le görüşmüş olarak, ABD ve AB’ye haber bile vermeden Suriye’ye giriyorsunuz. Dört aya bitmez dedikleri Cerablus operasyonunu 10 günde bitiriyorsunuz.

ABD’ye bataklık olmuş topraklarda turistik seyahatten az daha ağır olanı gibi ilerliyorusunuz!   Mağdur Türkmenler ve masum Kürt halkı, yüzyıl önce olması gerekenleri ‘ertelenmiş bir kavuşma’ gibi yaşıyor. Göçmenler, Türk ordusuna güveniyor olmalı ki topraklarına geri dönmekten de korkmuyorlar.

İNSANLIK SUÇU

Bir ordu bir toprağa giriyor ve oradan ağıtlar değil şükürler yükseliyorsa, o ordu Allah’ın ordusudur, fetih ordusudur. Sanki ordumuz, FETÖ şeytanını içinden çıkartınca şairin “Senin uğrunda ölen ordu budur Ya Rabbi!” diye tanımladığı öz ruhuna yeniden kavuştu. Çanakkale Savaşları sonrasında, 1936’da yarımadaya gelen Fransız Genel Kurmay Başkanı’nı Mehmetçiğin nasıl müşfik ve insan hayatına saygılı olduğunu gösteren anılarını aktardıktan sonra ne diyordu? “Mehmetçik savaşta bile öyle merhametli ve saygılı ki, Türklerle savaşmak bir insanlık suçudur!” Suriye’de işte ‘O Mehmetçik’ yeniden doğdu. 

MERKEZ ÜLKE MANİFESTOSU

ABD ve Almanya da Suriye’de Türkiye’nin yazdığı bu tarih sahnesine atlayarak rol almak için teklif üstüne teklif yağdırıyorlar. Rol alma amaçlarının size çelme takmak olduğunu da artık çok iyi biliyorsunuz. “Türkiye yalnız kaldı, dostu yok, Erdoğan’a randevu bile vermiyorlar” diyenler kayboldu. Artık Erdoğan’dan randevu isteyen isteyene. Türkiye ile işbirliğine Batısıyla Doğusuyla koşuyorlar. Türkiye, artık yalnız ülke olmaktan ‘Merkez ülke’ olmaya giden yola çıkmıştır.

Milletin tüm unsurlarıyla beraber dik duruşu bir günde tarihi nasıl da değiştirdi! Çin’de yapılan G-20 toplantısı bu sonuçların tezahürünü fazlasıyla gösterdi. Obama nasıl yağ yakacağını bilemezken, Alman basını “Erdoğan karşısında Merkel utanç vericiydi” diye yıkıldı. Putin’le şakalaşmalar ise dudak ısırttı.

GELİŞMELER TEZİMİZİ DOĞRULUYOR

BM toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çağrısı ise Dünya baronlarının dördüncü asra uzanan sömürge düzenlerini temelden sarsan ve Türkiye’ye ‘Merkez Ülke’ pozisyonu alan bir manifesto olarak yankılandı yeryüzünde.

Bütün bu gelişmeler ve blokların oluşumu, ABD-Almanya ittifakı tezimizi tamamen doğrulayarak gelişiyor. Türkiye’nin ittifak blokuna geçen İngiltere ve Rusya’nın da ‘iyiliğimizi’ istedikleri, ancak bizim ‘iyiliğimizi vermeyeceğimizi’ söylediğimizi de kayda geçirelim!

Artık ‘bağımsız Yeni Türkiye doğdu’ iddiamızı da somut olarak görüyoruz. Özlediğimiz, kendi iradesini icraya kadir Türkiye, gittikçe daha da ağırlığını hissettirecektir. Allah bu gidişe zeval vermesin.

DERSİNİ ALMIŞ ÜLKE

Karşımızdaki güç büyük. Acımasız. Vasıta ve kuklaları çok. Başımıza getirebileceği musibet, kurabileceği tuzaklar enva-i çeşit. Fakat derslerini almış, hesabını iyi yapan, adımlarını doğru atan bir Türkiye ‘yeni bir dünya’ kuracak potansiyele sahiptir.

Uyanık olmamız gerekiyor. ‘Fitne zamanları’ndan geçiyoruz. Nelere dikkat etmemiz gerektiğini, geçmişi hatırlayarak netleştirebiliriz: Abdullah Öcalan’ı teslim aldığımız günleri hatırlıyoruz. Hemen Fetullah Gülen’in gitmesi (verilmesi); o dönemde ne rezil kepaze, ne denli ihanet dolu pazarlıklar yapıldığının kanıtı değil midir? O olaya odaklanmak ve müsebbiplerin ‘ayak izini takip etmek’ lazımdır. Karşımıza Avrasyacı-FETÖ’cü işbirlikçiler çıkması sürpriz olmasın! O dönem bugünleri açıklayan ‘labaratuvar’ gibidir.

DEVLETİ BİR VE BÜTÜN GÖRMEZSEK…

Bir silahlı güç, bir diğer devletin gücünü yere yatırıp kafasına bastığı gün, ABD’nin devlet içindeki silahlı güçlerine neler yaptırabileceğini test edip onayladığı gündür! Hatırlayalım; Osmanlı’nın yıkılışı Viyana bozgunu ile başlar. Viyana’da ne olmuştu? İlk defa bir Osmanlı gücü, diğer Osmanlı gücünü darbelemişti. Yani ordu içinde kamplara ayrılmıştı. O gündür bugündür ilk defa ordu ‘yekvücut olma’ şansını yakalıyor. Ya ikilik bitirilecek, ya da bu şansımızı da kaybedeceğiz!

MİT TIR’ları olayını kastediyoruz. Jandarma, MİT görevlilerini yere yatırıp başına ayağıyla basıyor! O gün düşmanın ‘Artık darbenin planlarını yapabiliriz’ dediği gündür. Demek ki çatışan iki kurum gördük mü kulaklarımız dikilecek! Bunlardan birisi kesin haindir! Devlette böyle şey olamaz çünkü.

DEVLET HEPİMİZİN KALMALI

Devlet, çatıdır. Kimse misafir değil, herkes ev sahibidir vatanda. Birilerini devletin sahibi yaptığınızda sınıfçılık ve bölücülük yapılmış olur. Bu nedenle devlet kurumlarında herhangi ‘bir kesimin’ kontrolüne izin verilmemesi gerektiği, gerek Ergenekon ve gerekse FETÖ tecrübeleri üzerinden kesin bir ders olarak kaydımıza geçmiş olmalıdır.

“SON KALE BENİM” ŞUURU İLE

FETÖ’nün etki alanı kurduğu ilk takım Galatasaray olmuştu.  Dizginlerini ele alamadığı takım ise Fenerbahçe oldu. Fenerbahçe’ye Başkanı üzerinden şike iddiaları ile operasyon yaptığında, Trabzon’da otobüsü tarandığında camianın dik duruşu, aslında kıyamın ilk verildiği saha oldu. Her şeye muktedir olamayacaklarını, demokratik sağlam irade karşısında eriyeceklerini ‘devlet ricaline’ de bu ‘örnek olay’ gösterdi. Bu da Türkiye’yi yönetenlerin FETÖ’yü testi, onayı oldu.

Tıpkı Milli Mücadele yıllarında İstanbul’un İngiliz işgalinden çıkmasında etkili olan Harrington Kupası’nı Avrupa karması karşısında kahramanca kazanan genç Fenerbahçe takımının İstanbul’da sokağa döktüğü halkta ateşlediği milli kıyam gibi, ikinci Kurtuluş Savaşı’mız olan 15 Temmuz Kıyamı’nın da öncü duruşunu sergiledi, kıyamın habercisi oldu Fenerbahçe.

SOSYAL MEDYA TAHRİKİNE DİKKAT

Öyleyse, adım adım etrafımızda kol gezen işgali görmezden gelmeyeceğiz. İşgalin silahlısına olduğu kadar örtülüsüne, yumuşağına, sinsi olanına da aynı tavırla dikileceğiz. Sanki son kale bizmişiz gibi, biz düşersek vatan düşecekmiş gibi bir hassasiyetle işgalci elleri gördüğümüz yerde reddedeceğiz.

Meydanda, siyasette, devlette ve ticarette yok olan FETÖ’nün tek hareket alanı kaldı: ‘Bulanık su’ niteliğinden dolayı sosyal medya’dan köpürecekler. Sosyal medyadan çıkacak yönlendirici çalışmalar en dikkatli olacağımız bir başka husustur.  

Şimdi, Türkiye’yi yöneten mağlup edemedikleri ‘sağlam irade’ ortadan kalkıncaya kadar sürekli gündelik sıkıntılarla meşgul ederek Türkiye’ye ‘vizyoner stratejiler’ yapma fırsatı vermemek, uzun vadeli düşünmesini engellemek, yani oyalamak düşmanlarımızın ana yol haritası olacaktır. Böylece bezdirdikleri halkın hükümete karşı güvenini sarsmak ve kaos doğurmak başlıca amaçları olacaktır.

VURULDUKÇA TOPLANALIM

Dikkat edeceğimiz husus şudur: Hükümet muhalefet ile muhataptır. Muhalefet daha iyisini ortaya koyuyorsa halk tercihini yapar. Terör örgütleri vuruyor diye hükümetten soğumak terör örgütlerine alet olmak, amaçlarına hizmet etmektir.

Bu nedenle Kıbrıs’tan 12 Adalar’a, Karadeniz’de gerginlikten, suikastlara, terör saldırılarından Suriye birliklerimizi vurmaya kadar giden pek çok huzur kaçırıcı operasyonu düzenleyecekler. DAEŞ,PKK/PYD ve FETÖ ile savaşan Türkiye’nin başka belalar da eklendikçe başını kaşıyamayacağını düşünüyorlar.

Fakat, öyle olmayacak. Aynı 15 Temmuz’daki gibi olacağız; nasıl ki mermi sıktılar halk çoğaldı, tank sürdüler daha da çoğaldı, tankla ateş ettiler daha daha çoğaldı, uçakla bombaladılar mahşere döndü caddeler! İşte aynen öyle, hainler vurdukça biz daha da bütünleşmeliyiz, parçalanmamalıyız. Düşmanın oyunu böyle bozulur. Nasıl ki o gece ‘Bir ölür bin diriliriz’ sloganı gerçek oldu, gerekirse yine olmalı.

EZOTERİK, MESİYANİK, SENKERTİST HAREKETLERE DİKKAT

FETÖ örgütünün inanç örgüsünü dikkatlice gözden geçirerek benzeri yanlış inançlara düşmeyelim, düşenleri uyaralım. Onlar hangi hatalara düştüler?

Dinin apaçık olduğu ayet hükmüne rağmen ezoterizme (gizlenen ve sadece belirli kişilerle paylaşılan derin sırlara dayalı dini öğretiye) kapıldılar.

Son peygambere tabi olmak yetmeliyken Mesiyanik (Liderinin Hz. İsa olduğu inancını taşıyan, ve liderine peygamber mertebesinde yönelen) yaklaşımı kabul ettiler.

Kıyamet gününün Allah’ın bilgisinde olduğunu belirten ayete rağmen Siyonist ve Hrıstiyan Mileneryanist (Üçüncü bin yılda kıyamet savaşı olacağı, kendilerinin Deccal’le savaşacağı inancıyla) inançtaki hareketlerle işbirliği yaptılar.

“Allah katında tek din İslam’dır” ayeti varken Bahailiktekine benzer biçimde Senkretist (Üç dinin kesişme noktalarından hareketle dinlerin ortaklığı fikrine ulaşan) bir inançla dinlerarası diyalog kurma, papalık misyonunun parçası olma yollarına saptılar.

Manevi varlıkların şekle bürünmesi sakıncalı iken Hrıstiyanlıktaki gibi temessülcü (melekleri, peygamberi ve hatta Allah’ı cisimleştiren, somutlaştıran) örnekler sergilediler.

YENİDEN MÜSLÜMAN OLMAK

Bu anlayışları din kültürümüzden arındırmalıyız. Bu inanışları olan kişi ve grupların kendini temizlemesi, arınması(ıstıfa) benzer sorunlar yaşamamak için elzemdir. 15 Temmuz’un bir başka önemli ikazı da budur. İnanışların gözden geçirilip islamileşmesi, gerekiyorsa yeniden Müslüman olunması gereklidir!..

FETÖ elebaşının öğretisini başlı başına ve ayrıca ele almak gereklidir. Gülen’in hayatını araştıran gazetecilerin öldürüldüğünü çoğu insan bilmez. Hayatının bu kadar tehlikeli yönleri nelerdir? Öğretisine ilişkin eleştiri yazanların ya öldüğü ya da binlerce yıl hapislere çarptırıldığı ‘dokunulmaz alan’ın kapağını açmadan, tekrar benzer durumlara düşmeyi nasıl engelleyebiliriz?

Aslında 2006’da yazdığımız ve yayınladığımız şeyleri yeniden ele alacağız…

Gelecek yazımızın konusu bu olsun. 22.9.2016 

Kategori: 

1 Comment

Yeni yazınızı bekleyeceğiz.

Yeni yazınızı bekleyeceğiz. Hislerimize, milletin hislerine tercüman olan yazılarınızı elbette okumayanlara duyurmak boynumuzun borcudur. Allah cc. Gayretinizi makbul eyleye. Milletimizin ferasetini artıra! Amin.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 23.09.2016 - 17:30 -817-
Bu sayfayı paylaşın :