15 Temmuz Destanı: Direnişin ve Yeniden Dirilişin Adı ve Miladı

-A A +A

Türkiye, herhangi bir ülke değil. Küresel sistemin, dolayısıyla Batı uygarlığının “demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, özgürlükler” gibi ayartıcı sloganlarla dünya üzerinde kurduğu haksız, hukuksuz hegemonyanın geleceği, Türkiye’ye, Türkiye’nin alacağı şekle, izleyeceği stratejilere bağlı.

İlk bakışta abartılı bir iddia gibi gelebilir bu.

Ama ülkemizde, medeniyet coğrafyamızda ve dünya genelinde yaşananlara derin nefes alarak, bir tarih felsefesi okuması yaparak baktığımız zaman bu gözlemimin hiç de abartılı bir iddia olmadığı görülecektir.

BİN YILDIR TARİHİ İKİ AKTÖR YAPIYOR: MÜSLÜMANLAR VE BATILILAR

Dünya tarihini bin yıldır iki aktör yapıyor esas itibariyle: Müslümanlar ve Batılılar.

Bu bin yıllık tarihin ilk yedi asrını Müslümanlar, Müslümanlardan da Selçuklu, Eyyûbî ve Osmanlı çocukları olarak biz şekillendirdik. Biz, yani Anadolu yarımadasını, insanlığın son adası yapacak kadar hakikatin diriltici, kucaklayıcı, bütün farklı kültürlerin, dinlerin ve medeniyetlerin önünü açıcı, herkese hayat hakkı tanıyan; bütün medeniyetlerden vahyin filtresinden geçirerek hem beslenmesini hem de temasa geçtiğimiz insanlık tarihinin belli başlı medeniyetlerini beslemesini bilen; yeryüzünde en az beş asır sulhü, selâmeti ve adaleti hâkim kılan; aşılamamış, anlaşılmamış, anlaşılamadığı için aşılamadığı da anlaşılamamış ilk ve son derinlikli, çaplı ve ufuk açıcı muazzam bir medeniyet tecrübesini biz geliştirdik, biz armağan ettik bütün insanlığa.

Bu bin yıllık dünya tarihinin yalnızca son üç asrını Avrupalılar / Batılılar şekillendiriyor…

Son üç asırda Batılılar bütün kıtaları ve denizleri sömürgeleştirdiler; temasa geçtikleri bütün medeniyetleri, dinleri ve kültürleri ya yok ettiler ya da tahrip ederek fosilleştirdiler.

Bizim en az beş asır barış yurduna dönüştürdüğümüz, dünya tarihinin yapıldığı üç kıtayı, tam anlamıyla cehenneme çevirdiler.

Batılılar, bütün dünyaya hâkim oldular ama farklı dinlerle, kültürlerle ve medeniyetlerle, sulh ve hukuk ekseninde nasıl bir arada yaşanabileceğinin formülünü geliştiremediler. Böyle bir formülü insanlık tarihinin en çaplı ve köklü medeniyet tecrübelerinden Çin medeniyeti de, Hint medeniyeti de, Rus ortodoks medeniyeti de, kökleri Batılı emperyalistler tarafından bütünüyle kurutulan ve tarihe gömülen “Latin Amerika” medeniyetleri de geliştiremediler.

Selçuklu’nun ve Eyyûbîlerin mayasını kardığı, Osmanlı’nın ruha dönüştürdüğü bin yıllık medeniyet tecrübemiz, iki asırdır, bedenen / bilfiil tarihten çekildi ama ruhen / bilkuvve varlığını, dinamizmini ve insanlığın önünü açacak evrensel iddialarını koruyor hâlâ.

OSMANLI’NIN MEDENİYET KURUCU

VE HAKİKATİ KORUYUCU ROLÜ

Osmanlı medeniyet tecrübesi, sadece İslâm tarihinin değil, aynı zamanda, insanlık tarihinin de tarihte kemâl noktasını temsil eder.

Tarih felsefecisi Toynbee’nin “Osmanlı, insanlığın geleceğidir” tespitini yapmasının gerisinde Osmanlı’nın insanlık tarihinin tarihte kemâl noktasını temsil ettiği gerçeği yatar.

Osmanlı, başka hiç bir medeniyetin yapamadığı yeniden-keşfedildiğinde insanlığın önünü açacak üç kurucu ve koruyucu kavram geliştirdi ve bu üç kavramı bilfiil, muazzam bir şekilde hayata geçirdi: Dârü’l-İslâm / İslâm Yurdu, Dârü’s-Selâm / Barış Yurdu ve Dârü’l-İnsan / İnsanlık Yurdu.

Bu üç kurucu ve koruyucu kavram, yeniden keşfedilip hayata ve harekete geçirildiğinde, sulhe ve selâmete, adalete ve kardeşliğe dayalı bir medeniyeti yalnızca biz armağan edebiliriz insanlığa yeniden.

OSMANLI HANGİ GEREKÇELERLE DURDURULDUYSA, TÜRKİYE DE AYNI GEREKÇELERLE KUŞATILIYOR…

Batılılar, bunu çok iyi biliyorlar: O yüzden bizim üzerimize üzerimize geldiler tam üç asır, Osmanlı’yı durdurmak için.

Osmanlı durdurulduğu zaman, Batılılar, dünya üzerinde kurmaya çalıştıkları kontrol ve kolonizasyonun önündeki yegâne engelin kaldırılmış olacağını çok iyi biliyorlardı.

Nitekim sonunda Osmanlı durduruldu.

Medeniyet iddialarını inkâr ederek kültürel ve varoluşsal intiharın eşiğine sürüklenen laik Cumhuriyet kuruldu: Türkiye’nin ruh kökleri kurutuldu, sadece bedeni canlı tutuldu.

Tarihi, yalnızca Batılılar yapıyor, Türkiye, tarih değil tarihten tatil yapıyor, intiharının kuyusunu kazıyordu.

Yüzyıllık medeniyet değiştirme sürecinde Türkiye yok olmanın eşiğine sürüklendi, yönünü ve yörüngesini kaybetti: Tarihi yapan, tarihi sürükleyen bir aktörden, Batılıların yaptığı tarihin önünde sürüklenen bir figürana dönüştü.

Ama bu toplum teslim bayrağı çekmedi: Direndi.

Derûnî bir sükûnet sergiledi; ama, bu arada, toplumun önündeki engelleri birer birer kaldırmasını bildi: Menderes, Özal, Erbakan ve Erdoğan’la “yarma harekâtları” gerçekleştirdi.

Sonunda, gelinen noktada, ekonomisini büyüttü, stratejik hedeflerini ilk kez medeniyet coğrafyasına genişletti ve bütün mazlum dünyanın umudu hâline geldi: Son Kale olarak tarihî bir misyon üstlendi.

İşte ne olduysa bütün bunlardan sonra oldu: Yüzyıl önce her şeyini kaybeden, ruhköklerini yitiren, her alanda metamorfoz yiyen ve yok olmanın eşiğine sürüklenen Türkiye, yüzyılın sonunda umut ve Son Kale olarak görüldü.

Dünyanın ruhu, mazlumların umudu ve Batılıların kâbusu oldu.

Devamı için tıklayınız...

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 15.07.2017 - 22:43 -139-
Bu sayfayı paylaşın :