+A A -A

15 Temmuz Gelirken Kaybedilen Bir Millilik Hikayesi:CHP

-A A +A

24 Haziran seçimleri; rekor katılımla yasama ve yürütmeyi tayin etmekle kalmadı Dünya tarihinde demokratik yöntemlerle siyasal sistemi değiştiren nadir ülkelerden birisi yaptı Türkiye’yi.

SEÇİMDEN ÖNEMLİ OLAN SEÇİMİN ANLAMIDIR

Nasıl yüzyıl önce Kurtuluş Savaşımızın taçlandığı bağımsızlık dalgası çeyrek asırda sonuçlarını verdiyse; bir çeyrek asır sonra da 15 Temmuz’u taçlandıran bu büyük gelişmenin olağanüstü sonuçlarını göreceğiz: Ezilen halkların uyanışları başlayacak; ‘seçkinci azınlığın tahakkümü’ altındaki ülkeler bir bir ayağa kalkacak. Bundan böyle yeryüzü baronlarının işi eskisi kadar kolay olmayacak. Bunu 15 temmuz’dan bu yana söyleye geldik.

Yaşanan seçimin kendisinden daha kıymetli olan şey, seçimin işte bu anlamıdır.

TÜRKİYE HİÇ İKTİDAR SEÇMEDİ HEP KADER SEÇTİ

Her yarıştan sonra sorulur: Kim kazandı, kim kaybetti? Demokrasi yarışında kazanan her zaman millettir. Fakat biz, yeryüzünün en netameli topraklarında oturan, hiç rahat bırakılmayan bir milletin seçiminden bahsediyorsak; siyasetin sadece yönetme sanatı değil aynı zamanda bir saldırı aracı olarak da kullanıldığı, parti hüviyetli cephelerin oluştuğu bir mücadeleden söz ediyoruz demektir. İşte milletin her seçimi Türkiye’de bu nedenle iktidar seçmek keyfiliğinde olamıyor, adeta kader seçme kritikliğinde yaşanıyor.

MÜSLÜMAN, DEMOKRAT, MİLLİ…

Millet geleceğini nasıl şekillendirmek istediğine karar verdi. Milletin, Cumhur ittifakını seçmekle, İslam’a saygılı, demokratik egemenliğin milli bilinçle kullanıldığı lider ve gelişen Türkiye’ye karar verdiğini söyleyebiliriz. Güvenoyu Erdoğan’ın şahsında belirdi.

Biz kendini tekrarlayan kısır analizlere dalmayı düşünmüyoruz. Elbette herkes sandıktan çıkan dersi alacaktır. Almayanlar da bedelini daha da yalnız kalarak ödeyecektir.

Biz bu seçimleri değerlendireceksek, 24 Haziran’da en kritik rolü oynayan CHP üzerinde durmayı anlamlı buluyoruz.

SANDIKTAN DÖNEN HESAPLAR

Aslında seçimin ana kaybedeni CHP gibi görünmektedir. Zira iki hedefi vardı:

1-İnce, Akşener, Demirtaş ve Karamollaoğlu’nun dörtlü adaylığını dizayn etmekle Erdoğan’ı ikinci tura bırakmayı hedeflemişti; başaramadı.

2) 15 vekil vererek seçime soktuğu İYİ parti sayesinde MHP’yi garnitür parti yapacaktı; başaramadı. HDP’ye verdiği oylarla meclise sokup AK Parti vekil sayısını indirgeyecek, Saadet Partisi sayesinde de 3-5 puan aşağı çekerek kendi ittifakını birinci yapıp Cumhur ittifakını 300’ün altında bırakacaktı; onu da başaramadı.

Bütün bu planları kim bozdu? Millet!

Ama ya Bozamasaydı, elinin ayarı biraz şaşsaydı milletin, ne olurdu? Siyasal ve ekonomik kaos olurdu, değil mi? Pekiyi bir parti ülkeyi düşünmeden bu kadar kaosa oynar mı? Böyle bir politika izlemesi normal mi, demokratik mi? Tabanı bunu mu istiyor CHP’nin? Ülkeye karşı daha sorumlu davranmalı değil mi?

CHP NEDEN BÖYLE?

Pekiyi, CHP neden böyle davranıyor?

Bu konuyu ‘CHP başarısız’, ‘CHP terörizme oynadı’ demek için açmadık. Herkesten önce CHP’ye gönül verenlere göstermek istediğimiz bir başka şey var: CHP üzerinden yürütülen planları!

Daha gerilere de gitmek iyi olurdu, fakat maksadımızı anlatmak için 1993 yılına kadar sarmak yeterli olur: Özal ölmüştü. PKK destekçisi partileri(HEP, BDP…) SHP’nin koynunda Meclis’e taşıyan Erdal İnönü, ‘faşist’ dediği (Mason olduğu bilinen) Demirel’i destekleyerek Cumhurbaşkanı yapmıştı. Demirel himayesinde kurulan (Robert Kolejli) Tansu Çiller hükümetinde en önemli bakanlık olan Dışişleri Bakanlığı’na Demirel Başbakan iken de aynı konumda tuttuğu CHP’li Hikmet Çetin tekrar getirilir. Adeta kadim kavganın tarafları koyun koyuna, sarmaş dolaştı.

CHP’NİN ÇETİN MESELESİ!..

Eğitimini ABD’de alan Çetin’in kısa sürede adı parlar ve 1995 yılında CHP Genel Başkanı olur. İnönü ile aynı politik çizgiyi sürdüren Çetin, tepeden inme lider yapıldığının da farkındadır; Baykal muhalefetinin tabandan gelen dip dalgasını durduramayacağını anlayınca kendisi Genel başkanlıktan istifa edip partide tabanı olan Murat Karayalçın’ı Deniz Baykal’ın karşısına çıkartır.

Genel Başkanlık seçimini Deniz Baykal kazanınca ilk yaptığı iş ‘bölücü örgüt sevicileri’ Atatürk’ün partisinden kovmak olur. Kovulanlardan başında gelen isim ise Hikmet Çetin’dir. Hikmet Çetin Demirel’e, yani ‘Baba’ya gider. Demirel de bu ‘kıymetli devlet adamını’ Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak atar. Demek ki aralarındaki ilişki DYP-CHP koalisyonunun ötesindeydi; zira CHP’nin dışladığı birini DYP’den gelme Cumhurbaşkanı ısrarla tutuyordu. Görünürde böyle bir durum normal değildi, olmamalıydı.

AFGANİSTAN’I ABD ADINA YÖNETEN ADAM: CHP GENEL BAŞKANI!…

Hikmet Çetin CHP içindeki mücadeleyi bırakmaz. 2000 Kongresinde bu sefer Baykal’ın karşısına Altan Öymen’i çıkarır ama Baykal yine kazanır. Hesaplar bozulmuştur; Baykal yönetiminde artık bölücü örgütü Meclis’e taşıyan siyasi hamilik yapan bir CHP yoktur. Üstelik verdiği kritik destekle Erdoğan’ı siyasete dahil etmiş, 2003 yılında yapılan 1 Mart tezkeresi oylamasında CHP oylarıyla ABD kuvvetleri ülkeden geri gönderilmişti. Bu tarihte, anlı sanlı Dışişleri Bakanımız, eski CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin, ABD tarafından Afganistan’a yönetici olarak atanmıştı. ABD’den maaş alıyordu! Afganistan’ı ABD adına yönetiyordu! Bu denli ABD muhibbi olan Çetin veya yoldaşları o kritik tarihlerde eğer CHP’nin başında olsaydı neler olurdu, nasıl bir felaketin içine çekilirdi bu ülke, düşünebiliyor musunuz?

CHP KONGRELERİNDE TÜRK DEVLETİ-ABD MÜCADELESİ

Bu seçimlerde Baykal’ın ‘devlet içinde bir güç tarafından desteklendiği’ hep iddia edilmişti. Karanlık bir adam olan Tuncay Güney’in de iddiaları arasında “Eğer ifşa olmasaydı Mahir Kaynak CHP lideri olacaktı. İfşa olunca, deşifre olmayan Baykal aday yapıldı” ifadeleri vardır. Eğer bu doğru ise ABD yanlısı olduğu anlaşılan Çetin ve O’nun desteklediği adaylar ile ulusalcı duruşu olan Türk devletinin desteklediği Baykal’ın mücadelesi yaşanmış demektir CHP kongrelerinde.

BAYKAL: BANA SALDIRANLAR HAÇLI SÜRÜLERİ!..

2005 Kongresinde bu sefer Çetin ve arkadaşları sert bir dalga daha gönderir Baykal’ın üzerine: Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül. Yumrukların konuştuğu, sandalyelerin uçuştuğu bu kongrede Baykal tarafından yapılan konuşma ilginçtir: Kendisine bir NATO operasyonu düzenlendiğini iddia ediyordu. Sarıgül’e hitaben “Sen git de senin ağababaların olan Haçlı sürüleri gelsin!” diye haykırıyordu! Bu haykırışlarıyla Baykal bir kez daha ‘Haçlı/ABD’ci’ dediği dalgayı püskürtmüş, CHP’yi kurduğu devletin tarafında tutmayı başarmıştı.

MERTÇE OLMADI KUMPASLA ALALIM

2010 gelmişti. Demokratik yollarla kontrol edilemeyen CHP’nin liderliği bir kaset kumpasıyla değiştirildi. Bugün FETÖ (Dolayısıyla NATO-Haçlı) kumpası olduğu kesin olarak kabul gören bu olay sonrasında önceden liderliğe namzet olmadığı halde Genel Başkanlığa sürpriz bir şekilde ortaya çıkan Kemal Kılıçdaroğlu getirildi.

Kılıçdaroğlu, Açık Toplum Enstitüsü Projesinin sahibi George Soros’un Türkiye ayağını oluşturan TESEV’in de kurucuları arasındaydı. Bize ilginç gelen tarafı, sosyalist enternasyonal ya da Hristiyan Sosyal Demokratlar Birliği çizgisinde olması gereken bir solcunun bu neoliberal, hatta neoemperyalist, ABD’nin sivil devrimci işgal gücü olan oluşumda ne aradığıdır!

ULUSALCILARA TASFİYE ETNİKÇİLERE DAVETİYE

Kılıçdaroğlu’nun ilk icraatı Baykal’ı uzaklaştırmak; Hikmet Çetin ve O’nun adayları olan Murat Karayalçın, Altan Öymen ve Mustafa Sarıgül’ü Parti’ye geri çağırmak olur. Yani CHP’de Kılıçdaroğlu ile birlikte Baykalcı/diğer adıyla ulusalcı unsurlar ‘out’ haçlı/emperyalist unsurlar ‘in’ olmuştu. CHP Baykal’ın gitmesiyle İsmet İnönü’nün ülke kaygılı ulusalcı çizgisini terk etti, Kılıçdaroğlu’ndan sonra Erdal İnönü’nün ve Hikmet Çetin’in etnikçi/batıcı çizgisine yeniden döndü.

Aslında Erdal İnönü ile Bülent Ecevit’in yolunu ayıran da tam bu çizgiydi. Ecevit ulusalcıydı, İnönü Batıcı. Ecevit’i belki de bu nedenle batıcı sol inşasının önünden çekmek için ilaçlarla hasta ve perişan edip, ölüme götürdüler. CHP’ye dalga dalga gelen bu saldırılarda nihai başarıyı Kılıçdaroğlu eliyle sağladıkları anlaşılıyor, denebilir.

KILIÇDAROĞLU’NUN TEK POLİTİKASI

Kılıçdaroğlu CHP’ye geldi geleli ısrarla yapmaya çalıştığı bir şey var: Yüzde 7’lerde sürünen HDP’ye sürekli destek transfer ederek siyasetin kilit partisi haline getirmek ve milli iradeyi zaafa düşürmek! Yüzde 29 kadar olan oyunu yüzde 24’e düşürdü; ama seçmen davranışını artık oturttuğu yüzde 5’lik bir zümresini HDP’ye ısrarla itti, verdi. Bunu son seçimde bir kez daha başardı. Kılıçdaroğlu’nun bir başka vizyonunu, politikasını hatırlamıyoruz.

Öte yandan ulusalcı (olduğu söylenen) Muharrem İnce’nin “Kongre istemek mi, istememek mi” arifesinde CHP eski başkanları Karayalçın çizgisinin ön dalgaları olan Çetin’in desteklediği Öymen ve Karayalçın’la buluşması, sanırız İnce’yi oyalamak, çizgisine zik zak verdirerek delege nezdinde sarsmak için kurt siyasetçilerin bir tuzağından ibaretti. Başardılar da.

Bize kalırsa İnce HDP ile flört etmeyi de reddetmeliydi, üç puan eksik alayım ama halk, “Cumhuriyetin tapusu eline verilecek adam bu olabilir, sağlam duruyor” deseydi, İnce için daha iyi olurdu. İkinci tercih haline gelip yığınların bir ihtimali olabilirdi. CHP ancak böyle CHP olabilirdi. Ama olmadı.

CHP’NİN HEDEFİ NE?

CHP’nin kısa tarihinden bakınca fotoğrafı açıkça gördük: Mevcut CHP’nin siyasal hedefi, O’nu mertçe elde edemeyen dış güçlerin kumpasla ele geçirdikten sonra kendi emellerine hizmet etmekten ibarettir.

SOLDA ONURLU SESLER DE VAR

Öte yandan solda, sesi boğulmak istenen onurlu bir iç ses var: Nihat Genç. Seçim sonrası yazdığı tarihsel kayıt değerindeki isyanı, ulusal değerleri savunanları ‘döven’ bölücü ve ABD sevici CHP’ye egemen olmuş ruhsuzluğu, gayr-ı milli duruşu açıkça sergiliyor. Ve soruyor: “CHP, kitlesini neden yüz üstü bıraktı?” İlkelerini terk edip “hesap” adı altında HDP için var olan bir partiye dönüştüğünü, vatana karşı yaptığı kötülüğü anlatıyor. “HDP barajı aşamasaydı sokakları karıştıracaktı CHP, fakat aşınca durdu” diyor. İliklerimize kadar ürpertici bir iddia. CHP kimin emrinde, diye ısrarla sorduruyor.

Süleyman Soylu’nun “Şehit cenazelerine CHP’lileri almayın, PKK leşlerine gitsinler” tepkisinden farkı yok Genç’in söylediklerinin, solcu olması dışında. ( https://odatv.com/chp-kitlesini-neden-yuzustu-birakti-26061835.html )

“KURTAR BİZİ REİS!..”

Bu CHP politikalarından bezmiş biri daha var: Yılmaz Özdil, seçimlerden sonraki ilk yazısında “Senden ilk defa bir şey istiyorum Reis: Gideceği yok; bu Kılıçdaroğlu’ndan bizi bari sen kurtar! Tek umudumuz sensin. Valla, kayyuma bile razıyız gari!” diye yazıyordu.

42 yıl sonra Elazığ’dan CHP’ye vekil çıkan Gürsel Erol’a dikkat ediniz. O, “sağın kalesinden CHP vekil çıkarabilir, yeter ki milli olun” mesajı veriyor. Celepcioğlu ve Taşdelen ailesi gibi Baykal’ın arkasında toplanan CHP’li grupların desteğini arkasına almış, Hüsamettin Özkan ve Mehmet Ağar’la irtibatlı olarak, bugün için ihraç edilmiş olsa da Kılıçdaroğlu’na meydan okuduğu duyuruluyor.   (https://twitter.com/fasibel/status/1013331835198328832)

CHP MİLLİ GÜVENLİK SORUNU MU?

Kanaatimizce Kılıçdaroğlu’nun 24 Haziran siyaseti bazı önemli çevrelerde bardağı taşırdı. CHP içinden ve dışından bütün vatanseverlerin tavır alması gereken günlerin işaret fişeğini Muharrem ince değil, Elazığ’dan Gürsel Erol attı. CHP yönetimi bu teröre siyasi kuluçka olduğu iddia edilen politikayı terk etmeden Türkiye’nin geleceği bölünme tehdidinden kurtulamayacak. Yani 24 Haziran seçimlerine; Cumhuriyetin kurucu partisi, Cumhuriyet karşısında bir milli güvenlik tehdidi haline geldiği kaygısının odağı olarak damga vurmuştur. “Atatürk, CHP’sinin halini bilse yattığı yerde amuda kalkardı kahrından” diyenler az değil.

YA YERLİ OLACAKSIN YA DA YERİNE GİDECEKSİN

FETÖ dersinden sonra artık bir takım dini veya ekonomik kisveler altında faaliyet yürüten ufak tefek örgüt, dernek, vakıf ve cemaatler operasyon yiyor. Pekiyi, CHP böyle mi kalacak? Elbette CHP gibi bir partiye operasyon yapılmaz. Ama tüm vatansever solcuları bilinçlendirecek bir şeyler yapılmalı değil mi? “Ya yerli olacaksın, ya yerin nereyse oraya gideceksin!” denemez mi? Tüm ileri ülkeler bunu yapıyorsa, Türkiye de seçtiği klasmandaki ülkeler gibi davranmalıdır!

CHP’YE DEMOKRASİ GERÇEKTEN GELMELİ

CHP bağımsız iradeli demokratik bir parti olmalıdır. Delege dizaynı oyunları ile iktidarını korumaya çalışan, kumpas siyasetinin ve bölücü hizmetkarlığının gölgesinden çıkıp CHP tabanı ve delegesinin hür iradesini yansıtacağı gerçek bir halk partisine yeniden dönüşmelidir.

Yoksa ABD’yi ve AB’yi 15 Temmuz’da ayağının altına almış millet onun kuklalarını sırtında taşıyacak değil! Böyle giderse millet CHP’yi HDP’nin yanına gömecek.

15 TEMMUZ’UN MESAJI

15 Temmuz’un bu yıldönümünde, 15 Temmuz Milli iradesinin dostları hayran bırakan düşmanları kahreden güçlü iradesi “yerli ve milli olmayana bu ülkede yer yok” sloganıyla devam ettirilmelidir. Sağcı ol, solcu ol, muhafazakar ol, sosyalist ol, milliyetçi ol; ama “bu topraklara ait ol”, “bu ülkenin çocuğu ol”, “bu milletin evladı ol.”

Zira 15 Temmuz, Kurtuluş savaşı gibi, demokrasi mücadelesi olmaktan önce milletin devletini, vatanını, bayrağını ve dinini savunmak için çıktığı bir bağımsızlık mücadelesiydi. Bir diriliş kıyamıydı. Temel saik bunlardı. Öyleyse bu ülkede, bu değerlerle çatışmadan, saygıyla yaşamak zorundadır herkes.

Solda bunun örnekleri çok: İdris Küçükömer’ler, Atilla İlhan’lar… gibi.

Hoş, artık sol-sağ paradigmaları alt üst olmuş durumda… Bu, başka bir yazının konusu olabilir.

1 yorum var.

CHP ile maddi manevi hiçbir bağımız olmadığı halde sırf ülkemizin kaliteli ve söylediğiniz gibi milli bir muhalefete ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz için bu partideki gelişmeleri yakından izledik, izliyoruz. Ne yazık ki İnce de chp’yi olması gereken çizgiye oturtacak vizyonu haiz değilmiş izlenimi veriyor. Hayırlısı.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 13.07.2018 - 23:23 -530-
Bu sayfayı paylaşın :