21 Ramazan 1438

-A A +A

Ümmet Kavramı

Kuran-ı Kerim’de 50’ye yakın ayette geçen ümmet kavramını içselleştirmediğimiz için bütün gönül coğrafyamız bugün cehenneme dönmüş, kan içici zalimlerin ayakları altında ezilmektedir.

Ümmet fikri olmayınca “Şarktaki bir Müslüman’ın ayağına bir diken batar da Garptaki bundan acı duymuyorsa o, bizden değildir!” nebevi ihtrının acı neticeleriyle karşı karşıya kalırız.

Ümmet fikri, Muhammed (a.s.)’ı mihver kabul ederek o mihverin etrafında bütün Müslümanların pervane gibi dönmelerini gerektiren Kızıl Elma’dır.

Bu bilinçten yoksun olan Müslüman fert, toplum ve devleti bekleyen son, dünyada ve ahrette hüsrana uğramaktır.

Ümmet fikrinin öcü gibi gösterildiği cehalet bataklığından kurtulmak için ümmet kavramının geçtiği 48 ayeti görelim.

1.png

Media Folder: 

Şüphesiz en güzel söz, Âlemlerin Rabbine aittir:

2.128 -Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen Müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen Müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin.

  2.134 -Onlar bir ümmetti, geldi geçti. Onlara kendi kazandıkları, size de kendi kazandığınız. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilecek değilsiniz.

  2.141 -Onlar bir ümmet idiler, gelip geçtiler. Onlara kendi kazandıkları, size de kendi kazandıklarınız. Ve siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.

  2.143 -Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâbe’yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber'in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah'ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

 2.213 -İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletir.

 3.110 -Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.

4.41 - Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacak!

5.48 - Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitap (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, her biriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.

5.66 - Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. Onların arasında ılımlı bir grup da vardı. Böyle olmakla beraber onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdür!

6.38 - Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.

6.42 - Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık.

6.108 -Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah'a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verir.

7.34 - Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.

7.38 - Allah onlara: "Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateşine girin!" der. Cehenneme giren her ümmet kendi din kardeşine lanet eder. Nihayet hepsi oraya toplandığında, sonrakiler öncekiler hakkında derler ki: "Rabbimiz! İşte şunlar bizi doğru yoldan saptırdı. Onlara cehennem ateşinden kat kat azab ver". Allah der ki: "Herkesin azabı kat kattır, fakat siz bilemezsiniz".

7.181 -Yine bizim yarattığımız insanlardan öyle bir ümmet var ki, onlar hakka yol gösterirler ve o hak ile adaleti yerine getirirler.

10.19 -İnsanlar, aslında bir tek ümmet idiler, sonra ihtilafa düşüp ayrı ayrı oldular. Eğer Rabbinden bir karar çıkmamış olsa idi, ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında şimdiye kadar aralarında çoktan hüküm verilmiş olurdu.

10.47 -Her ümmetin bir peygamberi vardır. O peygamberleri gelince aralarında adaletle hüküm verilir. Onlar hiç zulüm görmezler.

10.49 -De ki, "Ben, Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim". Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler.

11.48 -"Ey Nuh!" denildi, " Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini birçok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacak nice ümmetler olacaktır."

11.118 -Eğer Rabbin dileseydi elbette bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Hâlbuki yine de ihtilaf edip duracaklardı.

13.30 -İşte seni böyle, kendilerinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki, onlar Rahmân'a küfredip dururlarken, sen onlara sana vahyettiğimiz kitabı okuyasın. De ki: "O Rahmân benim rabbimdir, O'ndan başka tanrı yoktur. Ben O'na dayandım, tevbem de o’nadır.

15.5 - Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.

16.36 -Andolsun ki biz her ümmete, "Allah'a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının." diye bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yeryüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?

16.63 -Allah'a yemin olsun ki, biz senden önce birçok ümmetlere peygamberler gönderdik. Ne var ki şeytan, onlara amellerini bezeyip süslü gösterdi. Bugün de o şeytan, kâfirlerin dostudur. Onlar için acı bir azab vardır.

16.84 -Her ümmetten bir şahit getireceğimiz gün, artık kâfirlere ne izin verilecek, ne de onlardan özür dilemeleri istenecektir.

16.89 -Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik.

16.92 -Bir ümmet, diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda aldatma vasıtası yaparak, ipliğini sağlamca eğirdikten sonra onu söküp bozmaya çalışan kadın gibi olmayın. Allah sizi bununla imtihan eder ve şüphesiz hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.

16.93 -Allah dileseydi elbette hepinizi tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah dilediğini saptırır ve dilediğine de hidayet verir. Şüphesiz ki, (kıyamet gününde) bütün yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız.

16.120 -Şüphesiz İbrahim Allah'a itaat eden, Hakk'a yönelen bir önderdi. Ve hiçbir zaman müşriklerden olmadı.

21.92 -Doğrusu bu sizin ümmetiniz (tevhid dini olan Müslümanlık), bir tek ümmettir (bir tek din olarak sizin dininizdir). Ben de sizin rabbinizim. O halde bana kulluk edin.

22.34 -Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan Müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele.

22.67 -Biz her ümmet için bir şeriat tayin ettik ki, onlar onunla amel ederler. Bunun için (ey Muhammed!) bu konuda seninle hiçbir zaman çekişmesinler. (İnsanları) Rabbine (ibadet etmeye) çağır. Şüphesiz sen gerçekten hidayete götüren doğru bir yol üzerindesin.

23.43 -Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.

23.44 -Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme!

23.52 -"Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının." (denildi).

27.83 -Ve her ümmetin ayetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevk edilirler.

28.75 -(O gün) her ümmetten bir şahit çıkarır, "Haydin, kesin delilinizi getirin!" deriz. O zaman bilirler ki, hakikat Allah'a aittir ve uydura geldikleri şeyler (putlar) de kendilerinden ayrılıp kaybolmuşlardır.

29.18 -Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de yalan saymışlardı. Peygambere düşen yalnız açık bir tebliğdir.

35.24 -Muhakkak ki biz seni hak ile hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet de yoktur ki, içlerinde bir uyarıcı geçmiş olmasın.

35.42 -Olanca güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi ki, kendilerine uyarıcı bir peygamber gelirse, mutlaka ilerideki ümmetlerin herhangi birinden daha doğru yolda olacaklardı. Fakat kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiği zaman bu, onların sırf ürküntülerini artırdı.

2.jpg

Media Folder: 

40.5 - Onlardan önce Nuh kavmi, arkalarından da çeşitli topluluklar yalanlamışlardı. Her ümmet, kendi peygamberlerini yakalamak kastında bulundu. Hakkı batılla gidermek için boşuna mücadele ettiler. Ben de onları tuttum, alıverdim. (Bak o zaman) azabım nasıl oldu?

41.25 -Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar kendilerine önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini güzel gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip, geçmiş olan cin ve insan toplulukları hakkındaki, azab sözü onlar için de hak oldu. Doğrusu onların hepsi de kendilerine yazık etmişlerdir.

42.8 - Eğer Allah dileseydi bütün insanları bir tek ümmet yapardı. Fakat O yalnız dilediğini rahmetinin içine almaktadır. Zalimler için ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.

43.22 -Hayır, onlar sadece: "Biz babalarımızı bu din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz." dediler.

43.23 -Ey Muhammed! Yine böyle biz senden önce de hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın şımarık varlıklı kimseleri: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." dediler.

43.33 -Eğer insanlar küfre sapan bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, biz O Rahman olan Allah'ı inkâr eden kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.

45.28 -O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağırılır, onlara: "Bugün yaptığınız amellerin cezası verilecektir.

46.18 -İşte onlar kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları içerisinde haklarında azab vaadi hak olmuş kimselerdir. Onlar gerçekten hüsrana uğramışlardır.

HZ. PEYGAMBER’E İTAATİ EMREDEN ÂYETLER (Devam)

Kim Allah’a ve elçisine karşı gelirse, muhakkak ki Allah’ın cezası çetin olur” (Enfâl, 8/13).

Ey inananlar! Allah’a ve elçisine itaat edin; işittiğiniz halde ondan dönmeyin” (Enfâl, 8/20).

Allah’a ve elçisine itaat edin; birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz/devletiniz elinizden gider” (Enfâl, 8/46).

Bilmediler mi ki, kim Allah’a ve elçisine karşı koymağa kalkarsa, onun için sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte, büyük rezillik budur” (Tevbe, 9/63).

Aralarında hükmetmesi için Allah’ın ve elçisinin hükmüne dâvet edildiklerinde, hemen onlardan bir grup yüz çevirir” (Nûr, 24/48).

Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve elçisine çağırıldıkları zaman, mü’minlerin söyleyeceği tek söz, “işittik ve itaat ettik!” sözü olmalıdır. Kurtuluşa ulaşan kimseler de, işte böyleleridir” (Nûr, 24/51).

Allah’a ve rasûlüne itaat edenler, Allah’a saygı duyanlar ve sorumluluk bilincine sahip olanlar var ya; işte kurtuluşa erenler onlardır” (Nûr, 24/52).

Allah’a itaat edin ve rasûle itaat edin. Eğer rasûle itaatten yüz çevirirseniz, biliniz ki, O yalnız kendi yükümlülüklerinden sorumlu tutulacak ve siz de yalnız kendi yükümlülüklerinizden sorumlu tutulacaksınız; ama eğer O’na itaat ederseniz, doğru yola erişirsiniz. Ayrıca, rasûle düşen görev, yalnızca kendisine indirilen mesajı açıkça duyurmaktır” (Nûr, 24/54).

Allah ve rasûlü bir işte hüküm verdiği zaman, artık mü’min bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakları yoktur. Kim Allah’a ve resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzâb, 33/36).

Allah’a ve rasûlüne itaat eden, büyük bir başarıya/zafere ermiş olur” (Ahzâb, 33/71).

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Peygambere itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın” (Muhammed, 47/33).

Kim Allah’a ve rasûlüne itaat ederse, Allah onu içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Kim de itaatten yüz çevirirse, onu da gayet acı bir şekilde cezalandırır” (Fetih, 48/17) .

Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz, Allah yaptığınız güzel işlerden hiçbirinin sevabını size eksik vermez. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir” (Hucurât, 49/14).

Allah’a itaat edin ve elçiye itaat edin. Eğer itaatten yüz çevirirseniz, biliniz ki elçimize düşen, açıkça duyurmaktır” (Teğâbun, 64/12).

Bu âyetlerde de görüldüğü üzere, rasûle itaat yeni bir kural olmadığı gibi sadece Hz. Peygamber ile de sınırlı değildir. Peygambere itaat edileceği prensibi, Hz. Peygamber’den önce gönderilen bütün peygamberler için de söz konusudur (Nisâ, 4/64). Kur’ân’da Hz. Peygamber’e itaat önemle ifade edilip Allah’a itaatle bir tutulmuştur. Yine aynı şekilde O’na karşı gelmenin tehlikesi de haber verilmiş ve bu durum “Allah’a itaatsizlik” olarak görülmüştür. Böylece itaat etme ve itaat etmeme durumu Kur’ân’da ele alınmış ve Hz. Peygamber’e itaat bu âyetlerin her birinde Allah’a itaatle birlikte müstakil olarak zikredilmiştir. Her ne kadar Kur’ân’da Allah’a itaati genellikle Peygambere itaat takip etse de, sadece peygambere itaati zikredip Allah’a itaate referansta bulunmayan âyetler de mevcuttur. Örneğin; “eğer O’na itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz” (Nûr, 24/54); “namazı kılın, zekatı verin; peygambere itaat edin ki, merhamete ulaşasınız” (Nûr, 24/56) gibi. Hz. Peygamber’e itaatin üzerinde bu kadar çok durulmasının sebebi ise, hem peygambere tamamıyla itaat edilmeden Allah’a itaatin mümkün olamayacağı, hem de peygamberin dosdoğru yola (sırât-ı müstakîm) ileteceği (Şûrâ, 42/52) gerçeğidir.

Örnek olarak verdiğimiz bu âyetlerde Hz. Peygamber’e itaat Allah’a itaatle birlikte zikredilmiş, bu itaatler arasında hiçbir ayrım yapılmamış ve hatta peygambere itaatin Allah’a itaat demek olduğu bazı âyetlerde apaçık belirtilmiştir. Peygamberimize itaatle ilgili bu emirlerin O’nun sünnetine yönelik olduğu, O’na itaatin O’nun sünnetine itaat mânâsına geldiği hiçbir şekilde inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Bu değerlendirme bizi şu neticeye ulaştırır: Nasıl Allah’a itaatle peygamberine itaat arasında hiçbir fark yoksa, Allah’ın Kur’ân’daki emirlerine itaatle Hz. Peygamber’in sünnetle vârid olan emirlerine itaat arasında da hiçbir fark yoktur.

Kısacası; bu âyetlerin içeriğini şu şekilde özetlemek mümkündür:

1. Mü’minler Allah’a, O’nun rasûlüne ve yetki sahiplerine itaate davet edilmektedir.

2. Mü’minler Hz. Peygamber’e karşı gelmekten sakındırılmaktadır.

3. Mü’minler Hz. Peygamber’e tâbi olmaya, O’na uymaya çağrılmaktadır.

4. Mü’minler Hz. Peygamber’in hükümlerine ve ihtilaflı konularda O’nun verdiği kararlara boyun eğmek zorundadırlar.

Bugüne kadar İslam’da sünnetin bir delil ve kaynak olduğunu göstermek amacıyla yazılmış olan eserlerde görülen temellendirme şu şekildedir: Bu âyetlerdeki Allah’a itaatten kastedilen, Allah’ın gönderdiği kitaba, yani Kur’ân’a, Kur’ân’ın emir ve yasaklarına itaattir. Rasûlüne itaat ise, sağlığında bizzat kendisine, O’nun emir, yasak ve talimatlarına; vefâtından sonra da sünnetine itaat anlamındadır. Yine Hz. Peygamber’in hüküm ve kararlarına boyun eğmek, sağlığında kendisinin çeşitli konularda verdiği hüküm ve kararlara itaat etmek; vefâtından sonra ise benzer konular karşısında Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu çözümleri esas almak anlamına da gelir. Sünnete uymak, sağlığında bizzat O’nun kendisine itaat ve boyun eğmekle olduğu halde, bugün için sünnete uymak, sünneti bize aktaran hadisler aracılığıyla gelen “Hz. Peygamber’in mesajını” iyi anlamakla mümkündür. Gerek Allah’a itaat ile rasûlüne itaatin yan yana zikredildiği âyetler gerekse sadece rasûle itaatten, O’nun hüküm ve kararlarına boyun eğmenin gerekliliğinden bahseden âyetler bugüne kadar birçok İslam âlimi tarafından hep bu şekilde yorumlanmıştır. Ve sünnetin İslam’da delil oluşu bu tür bir yaklaşımla temellendirilmeye çalışılmıştır.

“Hz. Peygamber’e İtaati Emreden Âyetler” başlığından sonra, bu âyetlerle dolaylı ya da doğrudan ilişkili olan ve üzerinde en çok tartışma gerçekleşen noktaların başında gelen, hadis ve sünnetin vahiyle bağlantısı konusuna geçebiliriz.

 

YÜCE ALLAH’I TANIMAK

İslâm inancının temeli imandır. Allah’a imanın temeli de O’nun var ve bir olduğuna inanmaktır. Gönülden bütün ortakları ve ortaklıkları çıkarmaktır. Sadece O’na inanmak, başka tanrıları reddetmektir. Çünkü her şeyi yoktan var eden, onları idare ve tasarrufu altında tutan yegâne varlık O’dur. O’nun eşi, benzeri, ortağı, yardımcısı, dostu yoktur. O’nun bunlara ihtiyacı yoktur. O, yegâne ve mutlak anlamda birdir. O, eksiği ve gediği olmayan; ihtiyacı, arzusu, korkusu bulunmayan mutlak kemâl sahibidir. Her şey O’na muhtaç; O, her şeyden müstağnidir.

Yaratır, yaşatır, öldürür, diriltir kimse O’na hesap soramaz. Rızık verir, nimete erdirir, yüceltir, azîz eder ama kimseden bir şey beklemez. Kainat O’nun mülküdür, mülkünde dilediği gibi tasarrufta bulunur.
Kullarına karşı merhametlidir; ihtiyaçlarını giderir, isteklerine cevap verir, dualarını karşılıksız bırakmaz, tövbelerini kabul eder; onlardan bir beklentisi olmaz. Onların yanında, yanı başındadır. Bilene zâhir, bilmeyene bâtındır. Gönlünü açana misafir olur, gönlünü kapatana olmaz. Anar her ananı, unutur unutanı. Şükredene verir, nankörü çevirir.

İmtihan eder kullarını; kimi zaman içlerine korku salar, kimi zaman mallarından eksiltir, kimi zaman canlarından alır, canlarını alır. Sabredene mükafat, isyan edene ceza verir. Mükafatı kat kat verir, cezayı suça denk getirir. O asla hiçbir kuluna zulmetmez.

Yoksulun, yolda kalmışın, zulme uğramışın yâr ve yardımcısı; azgının, yoldan sapmışın, zalimin kahredicisidir.

Kiminin mükafatını ve cezasını bu dünyada, kiminin de öteki dünyada verir.

Öteki dünyada vereceği ceza amansız, mükafat ise kat kattır. Sadece kendisine kul olmamızı ve sadece kendisinden yardım dilememizi emreder. Kendisine inanmamızı, tağutları inkâr etmemizi buyurur. Bize emri, bu dünyanın ve öteki dünyanın sahibinin sadece O olduğuna inanmamızdır. Kıyamet kopacak ve mahşerde O’nunla karşılaşacağız. O’ndan yaratmasıyla varlığa geldik ve hesap günü hesap vermek üzere dönüşümüz O’na olacaktır. Bütün yollar O’na çıkar. Doğru giden destek bulur Hakka gider, yanlış giden terk edilir, sarpa gider. Gönlüyle gelen, gönülden gelen nimete erer; gönülsüz olan, gönülden silen mahrum olur. O’na doğru her adım, on adım karşılık bulur; uzaklaşan kendi haline bırakılır. Yönelen destek bulur, sapan ıssız yerde yalnız kalır. O, gönlün gizlediğini de, gözün hıyanetini de bilir. O, kullarına hidayet için peygamber gönderir, kitap indirir. Melek görevlendirir kullarını korumak için, şeytan gönderir sınamak için. Adem’i yaratır, İblisi sınar, İblisi serbest bırakır Adem’i sınar. Adem’e kelime verir tevbe ettirir. Kibirli İblis’i kovar, lanet ettirir. Tövbe ile geleni affeder, kibirli olanı reddeder. Karun’u mal ile Firavun’u makam ile imtihan eder. Yunus’u balık karnından, Yusuf’u kuyudan çıkarır. Masum olan Musa’yı kurtarır, azgın olan Firavun’u boğar. Her şey yok olacak, O kalacaktır. Her şey ölecek, O diriltecektir. Herkes O’nun huzurunda toplanacaktır. O, karar gününün sahibi, yegâne hükümranıdır. Son söz O’nundur. Yegâne hükmeden O’dur. Hükmünü verecek; iyiler için bağlık/bahçelik cennetler, kötüler için ateş çukuru cehennem. Gün gelir, günü gelir; O, iyi kullarından razı, iyi kulları, O’ndan hoşnut olur. Pırıl pırıl yüzlere Cemâlini seyrettirir…

 

 

 

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 16.06.2017 - 00:01 -116-
Bu sayfayı paylaşın :