25 Ramazan 1438

-A A +A

Kadir Gecesi ve Diğer Mübarek Geceler

1.jpg

Media Folder: 

Regaib Gecesi

Üç aylar diye bilinen Recep, Şaban ve Ramazan ayları manevi bakımdan diğer aylardan daha üstün ve daha bereketlidir. Recep ayı gelince Peygamberimiz şöyle dua ederdi:

«Allah'im bize Receb ve Şabani mübarek ayla ve bizi Ramazana ulaştır.»

Recep ayının ilk cuma gecesi "Regaib Gecesi" dir. Bu gece, Allah'in rahmet ve bağışlamasının bol olduğu, duaların kabul edildiği mübarek bir gecedir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri çevrilmez (yâni kabul edilir). Bunlar:

  • Recebin ilk cuma gecesi
  • Şabanın on besinci gecesi
  • Cuma geceleri
  • Ramazan bayramı gecesi
  • Kurban bayramı gecesidir.»

Miraç Gecesi

Recep ayının 27. gecesini bütün Müslümanlar Miraç Kandili olarak kutlarlar...

Müslümanlar; Hz. Muhammed'in Mekke'deki Mescid-i Haram'dan, Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürüldüğüne, oradan da gökleri aşarak, Cebrail'in bile giremediği Sidretül Münteha'yı geçerek Allah'ın katına ulaştığına inanırlar.

Işte bu olaya; ''MİRAÇ'' ya da ''GÖĞE YÜKSELİŞ'' denir.

Bütün kandil gecelerinde olduğu gibi, bu mübarek gecede de; namaz kılmalı, Kuran-i Kerim okumalı, bolca dua edip, çokça tövbe ederek bizleri yaratandan af dilemeliyiz..

Böyle kutlu gecelerin yüzü suyu hürmetine aile büyüklerimizin ve akrabalarımızın hatırı sorulup, gönülleri alınmalı ve çevremizdeki ihtiyacı olanların yardımına koşmalı... Bunlardan gelecek sevap da gelmiş geçmiş bütün rahmetlilerimizin ruhlarına armağan edilmeli... En önemlisi de sadece böyle günlerde değil, ömrümüzün sonuna kadar doğru ve iyi İnsan olmaya özen göstermemiz gerektiğini aklımızdan hiç çıkarmamalıyız...

Beraet Gecesi

Saban ayının on beşinci gecesi "Berat Gecesi"dir. Borçtan, suç ve cezadan kurtulmak anlamını taşıyan Berat, günahlardan kurtuluş gecesi demektir.

Bu gece yüce Allah’ın, kendisine yönelip af dileyen müminleri bağışlayarak kurtuluş beratı verdiği bir gecedir. Bu geceyi şuurlu bir halde geçirerek dileklerimizi Allah'a sunmamızı isteyen Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

«Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, o geceyi ibadetle geçirin, gündüzünü de oruç tutunuz. Çünkü Allah Teâlâ, o gece güneş doğuncaya kadar, dünyaya rahmetle tecelli ederek şöyle buyurur:

  • Yok mudur bağışlanmak isteyen, bağışlayayım?
  • Yok mudur rızık isteyen, rızıklandırayım?
  • Yok mudur dert ve musibete yakalanan, şifa vereyim?
  • Daha ne gibi dilekleri olan varsa istesinler vereyim.»

Öyle ise Rabbimizin müjdesine kulak vererek bizlere tanınan bu fırsatlardan yararlanmalıyız.

Kadir Gecesi

2.jpg

Media Folder: 

Ramazan ayının 27. gecesi "Kadir Gecesi"dir. İnsanlara dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösteren dinimizin kutsal kitabi Kuran-i Kerim Peygamberimize Ramazan ayı içinde Kadir Gecesinde inmeye başlamış, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e peygamberlik görevi bu gecede verilmiş ve İslâm güneşi bu gecede doğmuştur. İşte bu önemli olaylar Kadir Gecesine büyük bir şeref vermiş, üstün bir değer kazandırmıştır.

Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu Kuran-i Kerim'de açıkça bildirilmiştir. Sevgili Peygamberimiz de bu gecenin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:

«Kim ki, faziletine inanarak ve mükâfatını Allah'tan bekleyerek Kadir Gecesini ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.» (63)

Kadir Gecesi biz müminlere Allah Teâla’nın büyük bir lütfu ve sonsuz rahmetinin eseridir. Bu geceyi Allah yapacağımız için namaz kılarak, Kur'an okuyarak ve dua ederek en iyi bir şekilde değerlendirmeliyiz.

Hz. Aişe bir gün Peygamberimize:

-«Ya Rasûlellah! Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?» diye sordu.

Peygamberimiz şöyle buyurdu:

-«De ki: Ya Rab; sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni affet.» (64)

Sevgili Peygamberimizin öğrettiği bu duayı, biz de Kadir Gecesinde tekrar edelim.

Bu geceleri; Allah rızası için namaz kılmak, Kur'an okumak, Peygamberimize salât ve selâm okumak, günahlarımızın bağışlanması için Allah'tan af dilemek, dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua etmek ve yapacağımız yardımlarla yoksulları sevindirmek suretiyle değerlendirmeliyiz.

Dipnot:

(63) et-Tergib ve't-Terhib, c. II, s. 119.

(64) Riyazü's-Salihin, c. II., s. 467.

(ALINTIDIR)

HADİS VE SÜNNETİN DİNDEKİ YERİ (Devam)

B. Hz. Peygamber’in Görevleri

Hz. Peygamber’in tebyin, yani Kur’an’ı açıklama görevi şu şekillerde gerçekleşmiştir:

1.     Peygamberimiz mücmel âyetleri açıklamıştır.

Mücmel; sözün sahibi tarafından bir açıklama yapılmadığı sürece kendisiyle neyin kastedildiği anlaşılmayan lafız demektir. Bu anlamda Kur’an’da, ele aldıkları konulara kısaca değinerek ayrıntıya girmeyen âyetler vardır. Bu âyetleri peygamberimizin açıklama ya da uygulamaları olmadan Allah’ın murâdına uygun biçimde anlamak mümkün değildir. Peygamberimiz sözleriyle bu âyetlerde yer alan konuların detaylarına girerek gerekli açıklamalarda bulunmuş ve davranışlarıyla da bunların nasıl yapılacağını göstermiştir. Hz. Peygamber’in bu açıklama ve uygulamaları, ya kendisine yöneltilen bir soruya karşılık olarak gerçekleşmiş ya da herhangi bir soru olmadan doğrudan kendisi anlatmıştır.

Örneğin; peygamberimiz vakit, rek’at ve nasıl kılınacağı belirtilmeksizin farz kılınan namazı, açıklama ve uygulamalarıyla en ince ayrıntısına kadar anlatarak müslümanlara öğretmiştir. Sonra da “bakın, beni namaz kılarken gördüğünüz gibi siz de aynen benim gibi namaz kılın” demek sûretiyle tebyin görevine dikkat çekmiştir. Yine hacda yapılması gereken şeyleri anlatmış ve yapmış; sonra da “hacda yapacağınız ibadetleri benden öğrenerek yapın” diyerek görevine işaret etmiştir. Tıpkı namaz ve hacda olduğu gibi oruç, zekat vb. ibadetlerin detaylarına ilişkin açıklama ve uygulamaları da bizzat Hz. Peygamber anlatıp göstererek arkadaşlarına öğretmiştir. Peygamberimizin açıklama ve uygulamaları olmasaydı, biz bu ibadetleri gereği gibi yapamazdık. Nitekim Kur’an’da namaz ibadetinin önceki ümmetlerde de olduğu, fakat önemsemeyip kılmadıkları (Meryem, 19/59) ve Mekkeli müşriklerin Allah’ın murâdına uygun ibadet etmedikleri (Enfâl, 8/35) ilgili âyetlerde belirtilmektedir. Bu örnekler de göstermektedir ki, Peygamber Efendimiz’in(s.a.v) uygulamaları olmamış olsaydı, o günkü mevcut bilgilerle namaz ibadetini dosdoğru kılmak mümkün olmayacaktı.

2.     Peygamberimiz müşkil âyetleri açıklamıştır.

Müşkil; muhtevasında bulunan kapalılıktan ya da zorluktan dolayı kendisiyle kastedilen mânânın , ancak başka deliller ve açıklamalar yardımıyla anlaşılabildiği lafızlardır. Bu anlamda olmak üzere, Kur’an’da geçen bazı kelimelerin anlaşılmasındaki güçlüğü ortadan kaldırmak için peygamberimiz bir takım açıklamalarda bulunmuştur.

Örneğin; Kur’an’da “namazlara ve özellikle de orta namaza devam edin” (Bakara, 2/238) anlamına gelen bir âyet vardır. Fakat âyette geçen “orta namaz” ifadesinden ne kastedildiği açık değildir. İşte peygamberimiz “orta namaz, ikindi namazıdır” şeklinde bir açıklama yaparak, âyetteki kapalı ve anlaşılması zor olan durumu anlaşılır hâle getirmiştir. Yine Kur’an’da orucun başlama vakti olan imsâk zamanı ile ilgili de şöyle bir âyet vardır: “Beyaz iplik siyah iplikten ayırdedilinceye kadar yiyiniz, içiniz” (Bakara, 187). Görüldüğü üzere buradaki “siyah iplik ve beyaz iplik” ifadelerinin anlamlarında da bir kapalılık vardır. Anlaşılması zor olan bu hususu Hz. Peygamber “gecenin karanlığı ve gündüzün aydınlığı” şeklinde açıklayarak, yani tan yerine işaret ederek anlaşılır bir mânâya kavuşturmuştur.

3.     Peygamberimiz genel (umûmî) anlam ifade eden bazı âyetlerin özel (husûsî) anlamda olduğunu belirtmiştir.

Kur’an’da genel anlam ifade eden bazı âyetler vardır. Hz. Peygamber bu âyetleri özelleştirerek insanların zihinlerinde oluşabilecek soru işaretlerini kaldırmıştır. “İman edip imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya, işte onlar güven içindedirler ve onlar doğru yolu da bulanlardır” (En’âm, 6/82) âyeti bu meseleye örnek olarak verilebilir. Âyette yer alan “zulüm” kelimesi, küçük olsun büyük olsun her türlü haksızlığı içermesinden dolayı, umûmilik ifade eden bir kelimedir. Bu sebeple söz konusu âyet nâzil olduğunda peygamberimizin ashâbı “hangimiz kendisine böyle bir zulüm etmez ve haksızlıkta bulunmaz ki?” diyerek endişeye kapılmışlardır. Peygamberimiz de onların bu endişelerini, Hz. Lokman’ın oğluna “yavrum Allah’a şirk koşma ! Şüphesiz ki şirk, büyük bir zulümdür” (Lokman, 31/13) âyetini okuyarak gidermiş ve genel anlamda olan “zulüm” kelimesinin “şirk” özel anlamında kullanıldığını beyan etmiştir. Geniş bir anlam yelpazesi olan “zulüm”, şemsiye kavram olmakta ve “şirk” de bu şemsiye kavram altındaki anlamlardan birisini oluşturmaktadır. Diğer taraftan bu mesele, âyetin âyetle tefsir edildiğini gösteren bir örneklik de teşkil etmektedir.

Yine Kur’an’da, her çocuğun vâris (mirasçı) ve her ana-babanın da mûris (miras bırakan) olduğunu belirten, genel anlam içeren bir âyet (Nisâ, 4/11) vardır. Ancak Hz. Peygamber “biz peygamberler miras bırakmayız; bizim bıraktıklarımız sadakadır” demek sûretiyle miras bırakma durumundaki baba olan peygamberleri ve “kâtil mirasçı olamaz” sözüyle de kâtilleri bu genel hükümden istisna etmiştir. Bir başka örnek de alışverişle ilgili olarak verilebilir. Kur’an’da “mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin; ancak karşılıklı rızâ ile yaptığınız alışveriş hâriç …” (Nisâ, 4/29) şeklinde bir âyet de vardır. Bu âyetten, meşrû olan her malın karşılıklı rızâya dayanan alışverişle helal olduğu anlaşılmaktadır. Ancak peygamberimiz, zirâî ürünün olgunlaşmadan veya alıcı tarafından teslim alınmadan satılmasını yasaklamıştır. Görüldüğü üzere, burada da söz konusu olan genel hüküm bizzat peygamberimiz tarafından tahsis edilmiştir.

4.     Peygamberimiz mutlak ifadeli âyetleri mukayyed hâle getirmiş, anlamlarını sınırlandırmıştır.

“Mutlak” ifadesi herhangi bir şekilde sınırlandırılmamış ve daraltıcı bir kayıtla belirlenmemiş lafızlar için, “mukayyed” ise herhangi bir sıfatla sınırlandırılmış olan lafızlar için kullanılmaktadır. Örneğin; insan, kitap ve öğrenci kelimeleri birer mutlak lafızlar iken; “müslüman insan”, “kutsal kitap” ve “terbiyeli öğrenci” ifadeleri ise mukayyet lafızlardır. Peygamberimiz bu bağlamda, Kur’an’da mutlak olarak geçen bazı âyetlerin anlam ve hükümlerini sınırlandırmıştır. Örneğin:

Kur’an’da “hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin” (Mâide, 5/38) anlamında bir âyet vardır. Bu âyette, hırsızlık yapan kimsenin elinin kesileceği belirtilmektedir. Ancak burada “mutlak” olan iki nokta vardır. Birisi; “el” kelimesi parmak ucundan omuz başına kadar olan kısım için kullanılabilen mutlak bir kelimedir. Arapçada “yed” kelimesi parmak ucundan omuz başına kadar olan kısım için kullanılır. Diğeri de âyette çalınan malın miktar ve niteliğine ilişkin herhangi

 

bir bilgi verilmeksizin mutlak olarak bırakılmıştır. İşte burada dev reye Hz. Peygamber girerek, elden kastedilenin “bilek” olduğunu ve hırsızlık cezasının uygulanabilmesi için de çalınan malın cinsi ve miktarı gibi gerekli olan bilgileri vermiştir. Böylelikle âyetteki mutlak anlam ve hükümleri de belirgin hâle getirmiştir.

Bir başka örnek de miras konusuyla ilgilidir. Kur’an’a göre (Nisâ, 4/11), miras paylaşımının yapılabilmesi için, öncelikle ölen mûrisin (miras bırakan kimsenin) vasiyetinin ve borcunun olup olmadığına bakılması gerekir. Vasiyeti ya da borcu yoksa, herhangi bir sorun da yoktur; doğrudan miras paylaşımı yapılır. Eğer ölen mûrisin yerine getirilmesi gereken bir vasiyeti varsa veya geriye borç bırakmışsa, bunlar yerine getirildikten sonra ancak miras taksimine başlanır. Borç konusunda ise hiçbir sıkıntı yoktur; zira ne kadar borcu varsa ödenir, dolayısıyla borçlar meselesi kapatılmış olur. Fakat vasiyette mutlak bir durum söz konusu olduğu için, vasiyet eden kimse malından istediği miktarda vasiyette bulunabilir. Ancak âyetteki bu mutlaklık, peygamberimiz tarafından “üçte bir” olarak sınırlandırılmış ve vasiyetin oranı da bu şekilde belirlenmiştir.

5. Peygamberimiz bazı âyetlerin önemine dikkat çekmiştir.

Kur’an’ın her bir hükmü bizim için oldukça önemlidir. Fakat bazen bu önemli hüküm ve konular içinde daha da dikkat çekilmesi, – deyim yerindeyse – altının kalın çizgilerle çizilmesi gereken bir takım hususlar bulunmaktadır. İşte Hz. Peygamber’in tebyin görevlerinden birisi de bu hususların daha da belirgin ve etkin hâle getirilmesi olmuştur.

Örneğin; Kur’an’da şöyle bir âyet vardır: “Ey iman edenler ! Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendi rızanızla yaptığınız ticaret olursa, o elbette meşrûdur” (Nisâ, 4/29). Hz. Peygamber de konunun öneminden dolayı “bir müslümanın malı başkasına, onun gönül hoşnutluğu olmaksızın helal değildir” buyurarak, meselenin önemine dikkat çekmiştir. Yine Kur’an’da Allah’ımız “hanımlarınızla iyi geçinin” (Nisâ, 4/19) tavsiyesinde bulunmaktadır. Peygamberi miz de “kadınların haklarını gözetme noktasında Allah’tan sakının” demek sûretiyle, dikkatlerimizi ilgili konuya çekmektedir.

Çoğaltılması mümkün olan bu örnekler, vahye bizzat direkt muhâtap olan en yetkili kişinin ağzından, Kur’an’ın anlaşılmayan bazı noktalarının açıklamasını göstermektedir. Bu da O’nun tebliğ vazifesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ulemâ bu hususu şu cümlelerle özetlemektedir: “Hüküm çıkarırken, Kur’an’ın açıklaması olan sünneti dikkate almaksızın sadece Kur’an’a bakmak doğru değildir. Çünkü Kur’an, genel hükümleri içermektedir. Namaz, zekat, oruç, hac gibi ibadetleri açıklamak ve bunların mâhiyetini öğrenmek içinse sünnete bakmak zarûridir”.

Peygamberimizin tebliğ ve tebyin görevlerinin yanı sıra bir de teşri’ diye isimlendirilen “Kur’an’da bulunmayan hükümler koymak” görevi de vardır. Şimdi kısa da olsa, örnekler eşliğinde peygamberimizin bu görevi üzerinde duralım.

ALLAH’IN İSİMLERİ VE SIFATLARI (Devam)

3. Allah’ın Sıfatlarının İşlevi

Allah’ın sübûtî sıfatları yaratılmışlara yönelik fonksiyon icra ederler. İnsanların aslında bu sıfatların işlevlerine göre bir tavır, hâl ve hareket içerisinde olmaları gerekir. Bu anlamda Allah’ın sıfatlarını üç kısım olarak ele almak mümkündür. En genel olan ve diğer sıfatların bulunması için gerekli sayılan hayat ve ilim sıfatı birinci kısmı oluşturur. Yaratmaya yönelik olan irade, kudret ve tekvin ikinci kısmı meydana getirir. Allah varlıkları yoktan yarattığı için bu sıfatlara hâlıkiyyet / yaratıcılık sıfatları diyebiliriz. Hidayet, kontrol ve idareye yönelik kelâm, sem’ ve basar sıfatları ise üçüncü kısmı teşkil eder. Bu sıfatlarla da Allah Teala yarattığı varlıkları kendi hallerine bırakmaz ve onlara vahiy yoluyla yol gösterir; onları tedbiri ve idaresi altında tutar. Bu anlamı itibariyle bu sıfatlara rubûbiyyet sıfatları diyebiliriz. Kur’an’da Allah’ın yaratıcılık ve rablık özellikleri ilk gelen ayetlerden itibaren sıkça zikredilmektedir. Nitekim ilk inen “Seni yaratan Rabb’inin adıyla oku.” (el-Alak 96/1-2) mealindeki ayetlerde hem Allah’ın yaratıcılığı hem de rab özelliği birlikte zikredilmiştir.

İşlevlerine Göre Sıfatların Taksimi

Genel Sıfatlar Hayat ilim

                  Hâlikiyet Sıfatları                      Rubûbiyet Sıfatları

İrâde       Kelâm kudret        semi tekvîn           basar

B. Allah’ın İsimleri

“O öyle Allah’tır ki, kendisinden başka tanrı yoktur. Görünmeyeni de, görüneni de bilir. O, rahmândır ve rahîmdir. O öyle Allah’tır ki, kendisinden başka tanrı yoktur. O, melik, kuddûs, selâm, müheymin, azîz, cebbâr ve mütekebbirdir. Müşriklerin ortak koştuklarından uzaktır. O, hâlık, bârî ve müsavvirdir. En güzel isimler (esmâ-i hüsnâ) O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nu sürekli tesbîh ederler. O azîzdir ve hakîmdir” (el-Haşr 59/22-24).

Yukarıdaki ayet-i kerimede de geçtiği gibi Allah’ın güzel isimleri vardır ve en güzel isimler ona aittir. Allah kendisini anmamız, teşbihte yani bir benzetmede bulunmamız ve dua etmemiz için bazı isimlerini Kur’an’da bildirmiş, bazılarını da Elçisi Hz. Muhammed (sav) vasıtasıyla haber vermiştir. Nitekim şu hadîste geçen “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim onları sayarsa (onların anlamlarına göre davranırsa) cennete girer” (Buharî, “Da’avât”, 68; “Şûrût”, 18; “Tevhîd, 12; Müslim, “Zikir”, 2, Tirmizî, “Da’avât”, 83) hadîsindeki isimleri saymaktan maksadın, Allah’ı anmak olduğu açıktır. O’nu anmamız, bu isimlerle dua etmemiz, yalvarmamız ve bu isimlere göre hayatımızı tanzim etmemizdir. Yoksa bu isimleri ezberleyip tekerleme okur gibi saymamız için değildir. “Beni anın ki, ben de sizi anayım” (el-Bakara 2/152) mealindeki ayet gereği Allah’ı anmamız ancak isimleri ile olur. O’nu isimleri ile andığımızda O da bizi anar ve isteklerimize, arzularımıza ve dualarımıza karşılık verir.

Önemli hadîs kitaplarından olan Sahih-i Tirmizî’de (“Daa’vât”, 83) geçen Allah’ın doksan dokuz ismi, İslâm toplumu arasında en yaygın olarak bilinen isimlerdir. Birçok insan tarafından ezberlenmekte ve tabloları evlerin duvarlarına asılmaktadır. Yaygınlığı dolayısıyla insanlar anlasın diye, bu isimleri açıklayan yüzlerce kitap yazılmıştır. Aşağıda bu isimler ve kısa anlamları bulunmaktadır.

99 ESMÂ-İ HÜSNÂ

Allah

Allah’ın en özel ismi

Rahmân

Bağışlayan ve esirgeyen

Rahîm

Bağışlayan ve esirgeyen

Melik

Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi

Kuddûs

Her tür eksiklikten uzak

Selâm

Barış ve esenlik veren

Mü’min

Güven veren, güvenilen

Müheymin

Kainatı gözeten ve yöneten

Azîz

Yegâne gâlip, her şeyden üstün

Cebbâr

Dilemesi her zaman ve her durumda geçerli olan

Mütekebbir

Azamet ve yücelik sahibi

Hâlık

Yaratan

Bârî

Bir modele ihtiyaç duymaksızın yaratan

Musavvir

Şekil ve özellik veren

Gaffâr

Daima affeden, günahları bağışlayan

Kahhâr

Yenilmeyen, yegâne galip olan

Vehhâb

Karşılık beklemeden veren

Rezzâk

Canlılara rızık veren

Fettâh

İyilik kapılarını açan, rahmet ve bağış kapısını açık tutan

Alîm

Her şeyi hakkıyla bilen

Kâbıd

Rızkı kesen ve canlıların ruhlarını alan

Bâsıt

Rızkı genişleten, ruhları bedenlere yayan

Hâfid

Alçaltan zillete düşüren

Râfi’

Yücelten, izzet ve şeref bahşeden

Muiz

Aziz kılan, yücelten

Müzil

Zillet veren, alçaltan

Semî’

Her şeyi işiten

Basîr

Her şeyi gören

Hakem

Son hükmü veren

Adl

Mutlak adalet sahibi, herkese hakkını veren

Latîf

İhtiyaçları bilip sezilmez yollarla gideren

Habîr

Her şeyin iç yüzünden haberdâr

 

Halîm

Acele ve kızgınlıkla hüküm vermeyen

Azîm

Ulu ve yüce olan

Gafûr

Günahları bağışlayan

Şekûr

Az iyiliğe çok mükafat veren

Alî

En yüce olan

Kebîr

Ulu olan

Hafîz

Koruyan, gözeten ve dengede tutan

Mukît

Rızık veren, gücü yeten ve koruyan

Hasîb

Hesaba çeken

Celîl

Azamet sahibi

Kerîm

Her türlü fazilete sahip

Rakîb

Gözeten, gözetleyen, kontrol eden

Mücîb

Dua ve niyazlara karşılık veren

Vâsi’

İlmi ve merhameti her şeyi kuşatan

Hakîm

Bütün emirleri ve işleri hikmete uygun olan

Vedûd

Çok seven ve sevilen

Mecîd

Şanlı, şerefli

Bâis

Ölümden sonra dirilten

Şehîd

Her şeyi gözleyen ve bilen

Hak

Gerçek var olan

Vekîl

Güvenilip dayanılan

Kavî

Her şeye gücü yeten, kudretli

Metîn

Her şeye gücü yeten, kudretli

Velî

Yardımcı, dost

Hamîd

Övülmeye layık, Yegâne övülecek olan

Muhsî

Her şeyi bütün ayrıntıları ile bilen

Mübdi’

İlkin yaratan

Muîd

Tekrar yaratan

Muhyî

Dirilten

Mümît

Öldüren

Hay

Hayat sahibi olan

Kayyûm

Her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, alemi idare eden

Vâcid

Dilediğini dilediği zaman bulan

Mâcid

Şanlı, şerefli

 

Vâhid

Bir ve yegâne olan

Samed

Hiçbir şeye muhtaç olmayan, herkesin muhtaç olduğu

Kâdir

Her şeye güç yetiren, kudretli

Muktedir

Her şeye güç yetiren, kudret sahibi

Mukaddim

Öne alan, Dilediğine öncelik veren

Muahhir

Geriye bırakan, Dilediğini geriye atan

Evvel

İlk olan, öncesiz olan

Âhir

Son olan, sonu olmayan

Zâhir

Varlığı yarattığı ile bilinen, Yarattıkları varlığına delil olan

Bâtın

Zatı ve mahiyeti gizli olan

Vâlî

Kainata hakim olan ve onu yöneten

Müteâl

Yüce olan, aşkın

Ber

İyilik eden, vaadini yerine getiren

Tevvâb

Tövbeleri kabul eden, tövbeyi geri çevirmeyen

Müntakım

Suçluları cezalandıran

Afüv

Bağışlayan, günahları affeden

Raûf

Şefkatli

Mâlikü’l-mülk

Mülkün sahibi

Zü’l-celâli ve’l-ikrâm

Azamet ve kerem sahibi

Muksit

Adaletle hükmeden

Câmî

Toplayan, düzenleyen, kıyamet günü insanları toplayan

Ganî

Her şeyden müstağnî olan

Muğnî

Zenginlik veren

Mânî

Kötü şeylere engel olan, dilediği şeyi engelleyen

Dâr

Hak edene zarar veren

Nâfî

Fayda veren

Nûr

Nurlandıran, nur kaynağı

Hâdî

Doğru yolu gösteren, hakka ve hakikate eriştiren

Bedî

En güzel yapan ve yaratan

Bâkî

Varlığının sonu olmayan

Vâris

Varlığının sonu olmayan, mülkün gerçek sahibi

Reşîd

Bütün işleri isabetli olan

Sabûr

Çok sabırlı, kullarına sabır veren

 

 

 

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 20.06.2017 - 16:39 -85-
Bu sayfayı paylaşın :