360 Derecelik Dış Politika

-A A +A

Türkiyenin dış politika stratejisini tanımlamak için zaman zaman çok ilginç deyimler kullanılır. Ak Parti iktidarının ilk beş yılı ABD ve AB ile uyum içinde ekonomi, demokrasi ve hukuk alanlarında bize verilen “ev ödevlerini” çalışkan bir öğrenci gibi canla başla yerine getirmeye çalışmakla geçti. Tabii 2003 teki TBMM’ nin ABD ye Irakı işgal için Türkiyeden geçme izni vermemesini saymazsak herşey çok iyi gidiyordu. AB aday üyeliğimiz onaylandı. Kıbrıs ve Ermenistan  gibi stratejik meseleleri çözmek için hayli cesur çözüm girişimleri yapıldı. Sonunda tek taraflı çözüm iradesi ile işlerin hallolmadığını anlamış olduk.

Bir yandan da içerideki “Endişeli Laikçi Vesayet Odakları” hala AK Partiyi ve onun Hükümetini meşru görmemekte direniyor, “tehlikenin farkında mısınız” sloganıyla bayrak mitingleri düzenliyordu. Vesayet odakları son ağır topunu ateşleyip AK Partiyi kapatma davası açtı. Evet tek başına ikidar olunmasına rağmen hayli güçlü pozisyonlarını koruyan vesayet odakları karşısında “meşruiyet krizini aşabilmek” için AB reformlarına sarılmak en azından dış dünyadan meşruiyet vizesi almak önem taşıyordu.

 İyi çocuk olduğumuzu göstermek için BOP’un eş başkanlığını üstlendik, Medeniyetler Diyaloğu başlattık. O sıralarda AK Parti ve Erdoğan içerde Batıcı liberallerin de desteğini almıştı. Dışarda İslamcı bir partinin de ( AK Parti bu tanımlamayı kabul etmese de) demokrasiyi uygulayabileceğine dair örnek gösteriliyorduk. Hatta İslam Ülkelerine ihraç edilmek üzere fırına verilmiş olan “Ilımlı İslam” ın Model Ülkesi olarak görülüyorduk..( daha sonra bu role FETÖ örgütü gönüllü yazıldı)  AB den çıkan “Almayız” itirazlarına “Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri olarak benimseyip yolumuza devam ederiz” misilli sadakat misakı beyan ediyorduk.

Sonra Ahmet Davutoğlu nun  danışmanlık , Dış İşleri Bakanlığı ve Başbakanlık dönemlerinde “Stratejik Derinlik”i hüküm ferma olmaya başladı. Bu sürede Fastan başlayan bir başkaldırı ateşi bütün Arap Dünyasını sardı. Bu bizim Arap Dünyasında derinleşmemiz için iyi bir fırsattı. Bu gelişmelere büyük bir yanılgıyla konulan “Arap Baharı” adlandırmasının peşine düştük. Bölgesel Güç olarak kendi göbeğimizi kendimiz kesmenin zamanı gelmişti. Arap Dünyasındaki isyan hareketlerinin İslami Rejimlere evrilme süreci “İslamofobia” kabusu gören Dünyanin güç odaklarını alarma geçirmeye yetti: Biz o zamanlar güç denklemleri içinde kendimize ağırlığımızı artıracak bir yer edinmeye çalışmak yerine, yedi düvele posta koyarak “güç e değil ahlaka dayalı dış siyaset” güttük. Ancak bu siyaset çıkmaza girince Ahmet Davutoğlunun sahneden çekilmesiyle bu dönem sona erdi.

Ancak bir transatlantik bile dönüşünü birkaç kilometrelik yarıçap içinde yapabilir. Şu anda Erdoğanın sert söylemleri devam etse de Dış Politikada özellikle referandum sonrasında  farklı bir rota izliyor. Yani Erdoğanın retoriği ile uygulamaları arasında bir makas farkı oluşmaya başladı. Bunu eleştiri olarak değil hayırlı bir gelişme olarak ifade ediyorum. Eski müzmin “ Dört bir yanımız düşman”  psikozuna kapılmak kendimize yapacağımız en büyük kötülük olur. “Düşman- Dost ikilemi” bizi tek boyutlu çıkmaz siyasetine sürükler.  Potansiyelimize kilit vurur. Suriye meselesinde kendimizi PYD/YPG kıskacına mahkum edip ABD ve Rusya ile bütün ilişkilerimizi bu perspektiften yürütemeyiz. Yürümediği de ortaya çıktı. Bunun anlaşılmasıyla Astana mutabakatında çatışmasızlık bölgelerinin kabulu mümkün oldu. Dikkat ederseniz Türkiyenin de altına imza attığı bu mutabakatta PYD/YPG bir terör örgütü olarak zikredilmiyor.

Dış Politika “kazanan hepsini alır” masası değil. Hiçbir Ülke “hepsini alamaz” süper güçler bile. Şimdiki dış poitika mottomuz “360 derecelik dış politika”. Referandumdan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın baş döndürücü dış politika hamlesine bakarsanız bu tanımlamanın bu politikaya tam oturduğunu görebilirsiniz. Mayıs ayı içindeki Hindistan ziyaretinin hemen ardından Putin-Erdoğan Zirvesinde ilişkilerde normalleşmenin tamamlandığı beyan edildi. Astana Mutabakatı tam uygulanabilirse Suriye sorununun çözümünde sıçrama taşı olabilir. Sırada Kuveyt, Çin, ABD, Brüksel’deki NATO Zirvesi ve AB ile görüşmeler var. Erdoğan,16 Mayısta da Çinden doğruca ABD ye geçip Trump ile görüşecek. Trump şu ana kadar öngörülemeyen kaypak kurnaz tüccar görüntüsü verdiğinden ne çıkacağı belli değil. Çok şey beklememeli.

Dünyada ağırlık merkezi artık her alanda Batıdan Asyaya doğru kayıyor. Türkiye artık bütün yumurtalarını Batı sepetine koyamaz. Dünyanın geri kalanıyla ilişkilerini sadece “AB ne der ABD NATO ne der” perspektifinden düzenleyemez.

Sonuç olarak Dünyayi 360 derecelik bir ufukla görüp potansiyelimizi harekete geçirmek ve bunu çıkarlarımızı maksimize edecek güce çevirmek zorundayız. Belki her istediğimiz hedefimizi gerçekleştiremeyeceğiz, ama şimdiki kıstırılmış Dış politikanın bizi getirdiği noktadan çok daha iyi duruma geleceğimiz kesin.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 05.05.2017 - 07:38 -386-
Bu sayfayı paylaşın :