ABD Türkiye‘yi yok edilecek Milli devletlerden sayıyor

-A A +A

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Strawsz Hupe da şöyle diyordu: “Amerika’nın misyonu milli devletleri gömmek, halklarını daha küçük birimlere bölerek yaşatmaktır. Gelecek Amerika’nındır. Yeni Dünya Düzeni, Amerikan İmparatorluğu ve tüm insanlığın rakip olmadığı evrensel düzenin adıdır.”

Haçlı savaşında hedef: Tüm
İslam devletlerini yıkmak

İslam coğrafyasında federasyon planı, aslında ABD’nin bütün dünyaya egemen olmak üzere geliştirdiği büyük bir stratejinin, büyük bir oyunun parçasıdır. Bu strateji ile gerçekleştirilmek istenen büyük oyun görüldüğünde bölgede yapılmak istenenler daha iyi anlaşılacaktır.

ABD’nin dünya hakimiyetine giden yolda, önce ülkelerin federasyonlar halinde parçalanıp bloklaştırılması ve milli devletlerin yok edilmesi gerektiğinden ilk söz eden Amerikalı stratejistlerden William Bullitt 1946’da şöyle demiştir:
“Avrupa federasyonu, Ortadoğu federasyonu, Asya Federasyonu vb gibi bölgesel birlik ve birleşmeler kurma yolu BM anayasasına aykırı değildir: Beklediğimiz tarihi an gelince (Rusya komünizmden uzaklaşınca), bu iğreti adım, yerini dünya Federasyonu girişimine bırakabilir. Ulusal egemenlik sorunları bütün insanlığın yaşamıyla ilgili bu büyük dava içinde erir gider. Dünya hükümetini kurmak ve onu en yeni ve gelişmiş silahlarla bir otorite konumuna getirmek baş davamız olur. Ulusların yazgısı, insanlığın hakları hep bu otoriteye bağlanır.” [1]

“AMERİKA’NIN MİSYONU
MİLLİ DEVLETLERİ YOK ETMEK”

Söz konusu planı, ABD derin devletinin en önemli adamı David Rockefeller de Amerika’nın hedefini şöyle açıklamıştır: “Dünyada bin devlet oluşturduğumuzda dünya daha mükemmel ve daha istikrarlı olacaktır. Halkların kendilerini yönetme hakları, artık dünya bankerleri ve entelektüelleri olan elitin otoritesi altına girecektir. Yüzyılımızda izleyeceğimiz strateji budur.” [2]

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Strawsz Hupe da şöyle diyordu: “Amerika’nın misyonu milli devletleri gömmek, halklarını daha küçük birimlere bölerek yaşatmaktır. Gelecek Amerika’nındır. Yeni Dünya Düzeni, Amerikan İmparatorluğu ve tüm insanlığın rakip olmadığı evrensel düzenin adıdır.” [3]

ABD sömürgeciliğinin  beyni sayılan kısa adı  CFR olan Dış İlişkiler Konseyi  (Council of Foreign Relations) adlı kurula göre, dünya hakimiyetine, dolayısıyla ABD’nin derin devletinin “Dünya Devleti”ne giden yol, dünyadaki tüm bağımsız ve milli devletlerin yok edilmesinden geçer. Egemenliklerin ABD’ye devredilmesinden geçer. Araştırmacı Yazar Aytunç Altandal, “Gül ve Haç Kardeşliği” kitabında bu konuda şu bilgileri veriyor:

ABD DERİN DEVLETİ OLAN
CFR’NİN GİZLİ HEDEFİ

“CFR, ‘Tek Dünya Tek Hükümet’in tüm kötülükleri ortadan kaldıracağını söyler. Bu onun sosyal hedefidir. Bunu yapabilmek için de önce ‘Milli Bağımsızlık ve Egemenliklerin’ CFR’ye devredilmesini ister. Bu da CFR’nin gizli hedefidir.(…) CFR’nin kuruluşunun 50. yılı münasebetiyle 1971’de yayınladığı derginin özel sayısında örgütün en saygın üyelerinden Kingman Brewster Jr, baş makalesinde CFR’nin ‘Gizli’ amacını şöyle açıklamıştı:’ Başkalarını da egemenlik haklarını bizimle birleştirmeye (bize devretmeğe)  ikna için bazı riskler almamız gerektiğini biliyoruz…’

Daha ilginç bir belge ise ABD’de ‘State Department Document 7277’ adıyla kayıtlıdır. Buna göre CFR, tüm ülkelerin silahsızlandırılmasından yanadır. Ve belgenin sonunda şu ilginç saptama vardır: ‘O zaman BM’nin Global Hükümeti o denli güçlenecektir ki, hiçbir ulus ona karşı çıkmaya cesaret edemeyecektir.’ Bu belge 1970’te Nixon yönetimindeki U.S. Arms Control and Disarmament Agency tarafından benimsenerek ABD politikası olarak kabul edilmişti. Bu belge CFR’nin tezi doğrultusunda ulusları ‘Egemenliklerinden’ vazgeçirme ve ‘Ulus Devletlere’ son verme çağrısıydı.” [4]

George Bush yönetiminin ilk zamanlarında New York Times’in yayınladığı, bu dönemde hazırlanan “Üçüncü Dünya Tehditleri” konulu Ulusal Güvenlik Raporu’nda, ABD sömürgeciliğinin dünyadaki ulusal ve bağımsızlık hareketlerine karşı hedefi şöyle yansıtılmıştır: “ABD için ‘Daha Zayıf Düşmanlar’ sadece bir tek tehdit oluşturur: Bu, bağımsızlık tehdididir ve asla hoş görülemez. (…) hasım, yenilgiye uğramakla kalmamalı, un ufak edilmeli ki, dünya düzeninin esas dersi iyice öğrenilsin...” [5]

İSLAM COĞRAFYASINA
BOP İLE YENİ ŞEKİL

İşte Ortadoğu’da İslam coğrafyasında gerçekleştirilmek istenen oluşum bu büyük stratejinin bir parçasıdır. Büyük Ortadoğu Projesi bunun için ortaya atılmıştır. Bugün bu projeden eskisi kadar söz edilmese de plan yine devam etmektedir ve adım adım uygulanmaktadır.

Noam Chomsky, “Kader Üçgeni” kitabında, ABD’nin bölgedeki hedefini daha net bir şekilde ortaya koymuştur: “Ortadoğu’da ulusallık ve ulusal kimlik yok edilmeli, bunun için de Ortadoğu Osmanlılaştırılmalıdır. Böylece bölgede Batı çıkarlarına karşı çıkacak ulusal güç ve direnç kalmayacak, sistemlerin çarkları rahatlıkla işleyecektir. ABD için en tehlikeli düşman ve tehdit, bağımsızlık tehdididir. Asla hoş görülemez.” [6]

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson, Irak işgali öncesinde yaptığı açıklamada “Biz Ortadoğu’ya 25 yıl kalmak üzere geliyoruz” demişti. [7]

BOP’un dünya kamuoyunun gündemine yerleştirildiği dönemde ABD Dışişleri Bakanı olan Condeleza Rice’nin Irak savaşı ile başlayan süreçte asıl yapılmak istenileni şöyle açıklamıştır: “ 22 ülkenin sınırları değişecek” [8]

O dönemlerde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Scott Carpenter da “Bu bölgedeki statükoyu değiştirme konusunda ciddiyiz ve kararlıyız” [9] demiştir.

  ABD’li yetkililerin bu açıklamaları, bütün dünya ülkelerini kapsayan büyük bir stratejinin Ortadoğu ile ilgili bölümünü ifade ediyor.

Bütün dünyada tüm milli devletlerin ve bağımsız yönetimlerin yok edilmesi ve ülkelerin küçük küçük eyaletlere bölünmesi hedeflenen temel stratejinin Ortadoğu’da uygulanması için düğmeğe basılmış bulunuyor.

İslam coğrafyasında gerçekleştirilmesi için çalışılan bu oyunda Türkiye Cumhuriyeti devleti de, yıkılması ve yok edilmesi hedeflenen ülkelerin içinde yer alıyor.

TÜRKİYE YOK EDİLECEK MİLLİ 
D
EVLETLER ARASINDA NASIL SAYILIYOR?

ABD’nin etkin gazetelerinden Pittsburg Post Gazette’de yayınlanan bir belgeye göre, Amerikan istihbarat ve güvenlik yetkilileri tarafından yapılan bir çalışmada Türkiye “potansiyel terörist” ülkeler arasında kabul edilmiştir. Bu belgede, 2006 yılında hazırlanmasına başlanan listede 35 ülkenin ismi zikredilmiştir. Bu listeye alınan ülkeler arasında, ABD’nin teröre destek veren ülkeler olarak nitelendirdiği İran, Suriye ve Kuzey Kore gibi ülkelerin yanı sıra Amerika’nın Müslüman dünyasındaki en yakın müttefikleri olarak bilinen Türkiye, Mısır ve Ürdün gibi ülkeler de yer alıyor. Buna göre, ABD’ye göçmenlik başvurusu yapan bir kişi Türkiye’de doğduysa, ya da yakın akrabaları Türkiye’de yaşıyorsa potansiyel terörist damgası yiyecek. [10]

ABD’de daha önce de böyle, Türkiye’ye dokunan ve tehdit konumunda değerlendiren çalışmalar yapılmıştır.

ABD stratejilerinde düşman kabul edilen devletlerin tanımında kullanılmağa başlanılan yeni bir kavram vardır: “Haydut /Serseri devletler.”

Türkiye’de Harp Akademileri Öğretim Başkanlığı tarafından tercüme edilen, ABD Hampshire Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Michael Klare’nin, Pentagon’un askeri danışmanlarına yardımcı olmak üzere hazırladığı “Haydut (Serseri) Devletler ve Yasadışı Nükleer Güçler” adlı kitabında, Amerika’da yeni bir düşman tanımı yapmak gerektiği ifade edilmiş, bunun için, “Haydut (ya da serseri) Devletler” anlamında “Rogue State” kavramı kullanılmıştır.

Kitapta, “Kitle imha silahlarını üretme yolunda yoğun çaba harcayan ve dünya düzenini sabote etmeyi amaçladıkları” iddiasıyla, bazı üçüncü dünya ülkeleri, “Haydut Devletler” olarak tanımlanmıştır. İran, Irak, Suriye, Libya, Kuzey Kore “Haydut (Serseri) Devletler” olarak nitelendirilmiştir. Michael Klare, çalışmasında, ayrıca “Müstakbel Haydut/Serseri Devletler” olarak nitelendirdiği ülkeleri sıralamış, Çin, Hindistan, Pakistan, Güney Kore, Mısır, Tayvan ve Türkiye’yi bu sınıfa giren devletlerden göstermiştir.

Buna göre, Türkiye her an “Haydut devlet” olarak görülebilecek bir devlet demektir.

“HAYDUT DEVLETLER TEHDİT
OLMADAN VURULMALIDIR”

Yine 2002 yılının Eylül ayında, Amerikan yönetimi, tehdit olacağını düşündüğü hedeflere önceden önleyici saldırılarda bulunma “hakkı”nı kullanacağını, yayınladığı 35 sayfalık bir metinle ilan etmiştir. The National Security Strategy of the United States başlığıyla yayınlanan Amerikan Milli Güvenlik Stratejisi belgesinde, şöyle denmiştir: “ABD, haydut devletleri ve onların terörist dostlarını, bizi ve müttefiklerimizi kitle imha silahlarıyla tehdit eder hale gelmeden önce durdurmaya hazır olmalıdır.” [11]

Buna göre; Türkiye de müstakbel “Haydut devlet” olarak tanımlandığı için, “tam tehdit haline gelmeden” vurulabilecektir.

SAVAŞ HALİNDE OLMADAN
BARIŞTA VURULACAK ÜLKELER

2006 Nisan ayında, Amerikan The Washington Post Gazetesi’ne göre ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Amerika’nın “terörizme karşı küresel savaşı”nda “savaş halinde olmadığı ülkelerde de askeri operasyon düzenleyebilme yetkisini” onayladığını bildirmiştir. [12] Buna göre Türkiye’nin de, ABD’nin savaş halinde olmadan vurabileceği ve operasyon gerçekleştirebileceği ülkeler arasında görülmediğini kim söyleyebilir?

Şimdi de Pentagon’un bir raporuna göz atalım:

“Pentagon Siyasi İşlerden Sorumlu Paul Wolfowitz ve ekibi Savunma Bakanı Richard Cheney’e bir rapor sundular. Pentagon’da gizli bir toplantıda sunulan rapordaki ana görüş, tek başına süper güç olarak kalan ABD’nin askeri ve siyasi hedeflerinin karşısına çıkacak ülke ya da ülkelere karşı ‘preemptive action’, yani ‘önceden müdahale’ siyaseti gütmesini istiyordu. Bir başka deyişle, bundan böyle Amerika, dünyanın neresinde olursa olsun, çıkarlarına tehdit oluşturabilecek unsurları, bu tehdidi gerçekleştirmeden önce vurabilecekti.” [13]

Bu rapora göre, Türkiye de sömürgeci tarafından, “önceden vurulması gereken” ülkelerden sayılabilecektir. Zira başta arzettiğimiz diğer belgelerde görüldüğü üzere Türkiye “tehdit edici” konumda ülkelerden kabul edilmiştir.

Ve Türkiye kendisinin de yok olacağı bu oyunda ABD’nin taşeronu olarak kullanılmak isteniyor. Diğer bir deyişle Türkiye, intihar edeceği ve kendi ipini çekeceği bir oyunda baş aktör olarak ileri sürülmeğe çalışılıyor.

Türkiye, bu dayatma karşısında evet diyerek yok mu olacaktır, hayır diyerek var olmağa devam mı edecektir?

ABD: “MÜSLÜMANLAR VE TÜRKLER
NASIL POTANSİYEL TERÖRİSTTİR?”

ABD’nin küçük ama etkin gazetelerinden Pittsburg Post Gazette’nin ele geçirdiği bir belgeye göre istihbarat ve güvenlik yetkilileri tarafından hazırlanan bu liste Bush yönetimi tarafından kabul edilmek üzere. Listenin en büyük özelliği ise şüpheli isimleri yerine ülke isimleri içeriyor olması. 2006 yılında hazırlanmasına başlanan listede yer alması konusunda görüş birliğine varılan ülkeler arasında ABD’nin teröre destek veren ülkeler arasında gösterdiği İran, Suriye ve Kuzey Kore gibi ülkelerin yanı sıra Amerika’nın Müslüman dünyasındaki en yakın müttefikleri de bulunuyor. Pittsburg Post’a göre listede Türkiye, Mısır, Ürdün gibi ülkeler de var.  [14]

ABD'nin Edelman'dan önceki Ankara Büyükelçisi Pearson,  AKP'li ve CHP'li milletvekillerine, "Bu bölgede demokrasi kültürü yok. Burada demokratik yapıyı, demokrasi kültürünü, geleneğini oluşturmak için uzun bir döneme ihtiyaç var. En az 20-25 yıl bu bölgede kalacağız" demişti.

New York Times yazarı, Thomes Friedman, 11 Eylül olayından sonra yazdığı ilk yazıda, "Üçüncü Dünya Savaşı" başlığını kullanmıştı. Friedman şöyle demişti:

"Acaba ülkem gerçekten de 'Üçüncü Dünya Savaşı'nın başladığını anladı mı? Bu saldırı Üçüncü Dünya Savaşı'nın Pearl Harbor'ı, demek ki önümüzde çok çok uzun bir savaş var. Ve bu Üçüncü Dünya Savaşı bizi bir süper güçle karşı karşıya getirmiyor. Bizi, dünyanın tek süper gücü ve Batı değerlerinin, serbest piyasanın ve liberalizmin özbeöz sembolü olan bizi, bütün o kızgın ve süper yetkin kadın ve erkeklerle karşı karşıya getiriyor. Bu süper yetkin insanların çoğu yıkılan Müslüman ve Üçüncü Dünya devletlerinden geliyor. Onlar bizim değerlerimizi paylaşmıyor, Amerika'yı kendi toplumlarının başarısızlığının sorumlusu olarak görüyor." [15]

ABD Türkiye’yi yok edilmesi gereken böyle bir hedef olarak görüyor.

Sevgiler, saygılar…

Hasan ERDEN

herden1950@hotmail.com

 

 



[1] Cengiz Özakıncı, Türkiye’nin Siyasi intiharı, Yeni Osmanlı Tuzağı, Otopsi Yayınları, 2. Baskı, 2005, İst. , s: 85-87

[3] Erol Bilbilik, CFR ‘Dış İlişkiler Konseyi, Umay Yayınları, Nakleden: http://www.mudafaaihukuk.com/104-savas.htm

[4] Aytunç Altındal, Gül ve Haç Kardeşliği, Avrupa Birliği’nin Gizli Masonik Kimliği, s: 137

[5] Noam Chomsky,Yeni Dünya Düzeni,, Ağaç Yayınları, İst. 1995, s: 25-26

[6] Metin Aydoğan, Bitmeyen Oyun, s: 115, A.K.: “Düşünce Özgürlüğü Çıkmazı”, Emin Değer, Tekin Yay., s: 256

[7] Sabah Gazetesi 13.03.2003

[8] Hakan Yılmaz Çebi, İsrail’in Şifresi, s: 32

[9] Hürriyet, 24.06.2005

[10] Vatan gazetesi, 10.03.2008

[11] Hakan Yılmaz Çebi, İsrail’in Şifresi, s: 204.

[12] Milliyet, 24.04.2006

[13] Turan Yavuz, Çuvallayan İttifak, s: 206

[14] Vatan gazetesi, 10.03.2008

[15] Arslan Bulut, 06.05.2006

 

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 14.01.2017 - 13:50 -466-
Bu sayfayı paylaşın :