Ahlak, Özgürlük ve Siyaset

-A A +A
Başlıkta ifade ettiğim bu üç kelime de gündelik hayatımızda değişik vesilelerle çok konuşulan, her birimizin hayatını neredeyse kuşatan kavramlardır. “Siyaset” kavramı yerine, “Devlet” kavramını kullanma konusunda tereddütlerim oldu.
 
Aslında bu iki kavram birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Başka toplumlarda genellikle aynı anlamda kullanılan bir kavram çiftidir. Fakat gelin görün ki, ülkemizde “siyaset” yalancılık, üç kağıtçılık, milletin hakkını soyma aracı gibi birçok negatif anlamları içinde barındıran bir faaliyet gibi görülmektedir. Buna karşılık, “Devlet” ise yüce, kutsal, baba gibi pozitif anlamlarla yüklü, devlet kelimesinin geçtiği yerde, saygı ve toparlanma duygusunu oluşturan bir içerikle algılanıyor.  
 
Bunun birçok tarihsel ve kültürel nedenleri sayılabilir. Çok yaygın bir yaklaşımla bunun kökenleri, bin yıldan bu yana “Devlet”e egemen olmuş teokratik düzende ve mutlakiyet yönetimlerinde aranmaktadir. Bunun bir ölçüde etkisi olmakla birlikte, asıl etkilenmeyi Fransız İhtilalinin fikir babasi J.J. Rousseau ve Pozitivizmin kurucusu A. Comte ile Hegel`in devlet felsefesinde aramak gerekir. 
 
Hegel`e göre “Devlet, bireylerin ancak birer organ olabileceği büyük bir organizmadir, ve millet denilen, bireyleri aşan, mistik, duygusal ahlaki, tarihsel bir gerçeğe dayanır”.  
 
A.Comte ise “Pozitif politika sistemi” adlı eserinde “Bilimsel” ( ! ) bir politikanın temellerini atma iddiasinda bulunur. Comte`un hayalini kurduğu “pozitif toplum” da yasama erki, bilginler ve bilge kişilerin meydana getirdiği bir “tinsel iktidar”a ait olacaktır.
 
 Rousseau`nun demokrasi anlayışı “çoğunluğun mutlak tahakkümü”ne dayanır. Kuvvetler ayrılığı ilkesini kabul etmez. Sendikaların, meslek kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının, farklı etnik ve inanç gruplarının demokraside halkın iradesini temsil etme fikrini şiddetle reddeder. Bu konuda o kadar ileri gider ki, sonunda bir “devlet dini” kurmaya bile teşebbüs eder. 
 
Tanzimattan bu yana Osmanlı aydınları giderek artan bir şekilde bu fikirlerin etkisiyle Fransiz modelini taklit ederek “devlet teşkilatını yeniden tanzim” ederler. Yeni Türkiye Cumhuriyeti de bu anlayıştaki Osmanılı sivil ve askeri bürokrasisi üzerinde kurulmuştur. Genç Cumhuriyetimizin devlet anlayısına büyük ölçüde “Ziya Gökalp” ideolojik fikir babalığı yapmıştır. Ki, onun da A. Comte`un en büyük hayranı ve E. Durkheim`in de sadık öğrencisi olduğu bilinen bir gerçektir. İşte bu yüzden demin ifade ettiğim fikirler bize çok tanıdık gelmektedir. 
 
Aslında, konuya başlarken; ahlak, özgürlük ve siyaset arasındaki vazgeçilmez nitelikteki ilişkileri irdelemek üzere yola çıktım. Ahlak üzerine konuşmaya başlamadan önce, günümüzde giderek artan bir sıklıkta “ahlak” yerine “etik” kavramının kullanıldığını hatırlatmak isterim. 
 
Ahlak: genellikle “insanların kendisine göre yaşadıkları ilkeler ve kurallar toplamı” olarak tanımlanabilir. Burada bir benimseme ve yaşam pratiğine dönüştürme vardır.    
 
Etik, ise kelime anlamıyla “ahlak felsefesi”dir. Yani ahlak üzerinde düşünme, konuşma ve irdeleme yapmaktır. Etik`in konusu ahlak`tır, ama kendisi değil. Dolayısıyla bir meslek ahlakından, siyasal ahlaktan, evlilik ahlakından veya dini ahlaktan bahsederken “etik” kelimesinin kullanılması yalnıştır. Fakat yalnış ta olsa ısrarla etik kelimesini kullananların daha ziyade Ahlak kavramına sinmiş bulunan manevi ve dini içerikten rahatsız olduklarını ve daha ziyade pozitivist ve seküler (veya, laik ) bir ahlak anlayışını ifade etmek üzere etik kelimesini tercih ettiklerini düşünüyorum. 
 
Ahlaki değerler en kısa ifadeyle kendilerini iyi veya kötü olarak tanımlayabileceğimiz şeyler veya davranışlarla ilgili değerlerimizdir. “kötü” dediğimiz, toplumda bazan “yalnış” veya “çirkin”, bazan da “hayasız” ve “günah” biçiminde ifadesini bulur. “İyi” ise, “doğru”, “güzel”, “uygun”, “sevap” şeklinde de ifade edilmektedir. Ama bazı kişi ve toplumlar aynı eylem veya şeyler için “iyi” derken başkaları da “kötü” diyebiliyor.
 
Ama hangisi “ahlaki iyi” hangisi “ahlaki kötü”. Kısacası iyi ve kötü nedir? İşte bütün mesele. Bütün bu tartışmaların arka planında herkesin elindeki anlam haritalarının ve pusulaların sağlam kaynaklardan referans almaması vardır. Bir müslüman olarak şunu akıldan çıkarmamalıyız. Bizim iyi ile kötüyü ayırdetmekte tek ölçümüz “Kuran ve Sunnettir”.
 
Allahın ipine sımsıkı yapışan pusulasını şaşırmaz.
 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 12.05.2017 - 09:04 -215-
Bu sayfayı paylaşın :