Aklın Epistemolojisi

-A A +A

                Düşünme idrak ve muhakeme yeteneği demek olan AKIL epistemolojik fonksiyonları olan mantıki bir muhakeme sistemidir.

 Tüm BİLGİ kuramları AKLIN düşünme idrak ve muhakeme yeteneği dediğimiz sistematik üzerine oturtulur. Fizik metafizik ve sosyolojik olaylar ilişkisinin tümü aklın ve duyuların bu MANTIK İ muhakeme yapısı üzerinde mütalaa edilir. Aklın bu mantık sistemi öncelikle KENDİSİNİ tanımakla işe başlar sonrasında da tüm varlık alemi ile ilgili gözlem deney ve mantıki ilişkileri ve birbirleri ile olan ilintileri tespit etmeye gayret eder varlığı ve hadiseleri TANIMLAMAYA devam eder.

AKIL tüm mantık ve muhakeme melekeleri ile ve müşahede sistemi olan DUYULAR ile deney gözlem gibi araçlar ile varlık olay gerçeklikler ve HABER arasında ilişki kurulabilen tek mantıki muhakeme sistemdir.

Bu kadar AKLIN doğası kapsamı ve kaynağı hakkında kısa tespit ve tanımlamalar yaptıktan sonra işin PRATİĞİNE gelmek istiyorum.

AKIL sadece duyuların gözlemini ve haberlerin bilgisini derleyen toplayan ve değerlendiren mantıki bir muhakeme aparatı değildir.

AKIL aynı zamanda dünyevi alanda hayatta kalma becerisi gösteren ve uhrevi SORUMLULUKLARI yüklenen VAHYE muhatap kılan ve HAYATI çekilmez hallerden kurtaran en büyük bir NİMET en büyük bir TEDBİR dir.

Bu İDRAK ve muhakeme sisteminin asıl amacı “ilmel yakin aynel yakin ve hakkal yakin” gerçeklikleri ve de hakikatleri kavramak ve varlığın sünnetullahı demek olan yaratılışın akış ve oluşunun FITRİ yasalarını keşfetme amacı ile AKIL ve DUYULAR

a.        HAKİKATİ aramak için

b.      İyiye güzele doğruya yönelmek için

c.       Varlığı tanımak ve HİKMETİNİ çözmek için

d.      Her şeyden önce varlığını borçlu olduğu İNSAN gerçeğini tanımak ve bizatihi varlığını korumak ve hayatı kolay kılmak amacı ile gerekli güvenlik ve üretim TEDBİRLERİ almak için yola koyulur.

e.      Sonuç olarak akıl kendisine yüklenin bu SORUMLULUĞUN idraki içinde yüksek bir DÜŞÜNCE ve ŞUUR halinde tüm fonksiyonlarını yerine getirme çabasına girer.

AKIL TUTULMASI denildiğinde

 Ne HAKİKATİ arama ne HİKMETİ çözme ne iyiye güzele doğruya yönelme ve ne de bizatihi kendi varlığını borçlu olduğu İNSAN gerçeğini anlama koruma ve ihtiyaçlarını karşılama demek olan TEDBİR güvenlik ve üretim sistematiğini işletmeyişi tüm SORUMLULUKLARINDAN kaçması varlığının idamesi için gerekli MÜCADELEYİ yapmaması anlamına gelmektedir.

Akıl tutulması: Aklın FİZİK varlık ve olaylar ilişkisini görmezden gelirken SOSYOLOJİK olayları ıskalarken beşeri alanın tüm İHTİYAÇ kalemlerini önemsemeyip üretim alanlarından es geçerken metafizik alanın yegane ve mutlak HABER kaynağı olan VAHİY ve RİSALET ile olan ilişkisine de kalbini kör etmesi kulaklarını tıkaması ve de gözlerini kapaması anlamlarına gelmektedir.

                Bütün bu tespit tahlil ve tanımlamaları

KENDİMİZİN ve sahip olduklarımızın içinde yaşadığımız şu GERÇEK dünyanın ihtiyaçlarla yüklü nimetlerle dopdolu olan VARLIK aleminin ne olduğu hakkında doğru tespit teşhis ve tanımlamalar yapmak ve sırtımıza yüklenen SORUMLULUKLARI yerine getirmek için aklın duyuların ve HABER kaynaklarının ne olduğuna ve neler dediğine de dikkat kesilerek HAYATIMIZIN idamesi için gerekli TEDBİRLERİ almak ve tüm beşeri problemleri çözmek ve de ihtiyaçları karşılamak anlamında bir çaba bir gayret ANALİZİ yapmaktayız.

İçinde yaşadığımız bilgi ve teknoloji ÇAĞIN da insan oğlunun ulaşmak istediği GÜÇ ün olmazsa olmaz parametreleri: BİLGİNİN bilişim ve iletişimin teknolojinin her boyutunun sermayenin ve de tüm ÜRETİM ilişkilerinin tam anlamı ile ENTEGRE bir şekilde SİSTEMATİZE edilmesi ve GÜC E dönüştürülmesinden ibarettir.

İşte dünyanın dörtte üçünün ISKALADIĞI esaret ve KÖLELİK gerçekliği bu olsa gerektir.

Bir zamanlar İSLAM medeniyeti yukarıda ifade etmeye çalıştığım kendine özgü YAKİN bilgi dediğimiz doğruluğu tartışılmayan zahiri kaynaklar üzerinde yükselerek karanlık çağı aydınlatmış çağı aşarak gelecek çağlara ışık tutacak formlarda bereketli tohumlarını da bırakarak derin bir ikindi vakti uykusuna dalmıştır. Yeniden çağıl çağıl gürül gürül akarak insanlığın bereketli topraklarını sulamak için kendi zamanını kendi mekanını ve kendine özgü bilgi kaynakları ile sosyolojik DİNAMİKLEERİNİN tetiklenmesini beklemektedir.

Bu gün Judeo-grek ve Roma menşeli BATI medeniyeti ise sadece akıl ve duyu vasıtalarından oluşan bilgi kaynakları üzerine yoğunlaşarak medde üzerinde deneyler yaparak ve yeni bilgilerle yeni teknolojiler geliştirerek ÜRETİMİN her aşamasını entegre ederek İslam dünyası ve üçüncü dünya üzerinde GÜCE dayalı kesin ve ezici bir hakimiyet tesis etmiştir. İşte insanlığın yaşadığı tüm felaket sahnelerinin gerçekleşmesinin asıl nedeni bu sömürü sisteminin entegre hakimiyetinden ibarettir.

GÜÇ ün zenginliğin refahın güvenliğin sanayi ve teknolojinin kısaca hayatın her alanındaki ihtiyaçları karşılayan ÜRETİM üstünlüğünün yegane aparatları ifade etmeye çalıştığım bu ÜÇLÜ sacayağı entegre üretim sistematiğinde yatmaktadır.

Bu üçlü entegre ÜRETİM sistematik alanları öylesine bir GÜÇ üstünlüğüdür ki

Karada ve yerin derinliklerinde havada ve uzayın derinliklerinde denizde ve suyun derinliklerinde olan tüm varlık olaylarının hayatında akış ve oluşunun tespitinde ve yeryüzünün tüm zenginliklerin tespitinde toplumların kadim kültür inanç ve etnik çeşitliliklerinde yegane vasıtalar olan bilgi sistemleri teknoloji sistemleri sermaye sistemleri üzerine oturtulmuş ÜRETİM ve KONTUROL entegrasyonudur. Bu sistemleri günümüzde Bankacılık ve finans sistemleri ile bilgi teknolojileri olan bilişim iletişim haberleşme sistemleri genetik bilimi moleküler biyoloji ve biyo teknolojiler yanında savunma sanayi nükleer teknoloji ve de uydu uzay sistemleri oluşturmaktadır.

 Bu sistemler aracılığı ile: 1.Ulaşım bilişim ve iletişim teknolojileri üretilmekte 2. Deney ve gözlem araştırma ve geliştirmeler ile İzleme takip ve değerlendirmeler yapılmakta ve “uluslararası SİSTEM” kurgulanarak sistemin devamı için savaşlar ve barışlar yapılabilmektedir. Ayrıca beşerin tüm lüks ve zaruri ihtiyaç maddeleri ve savunma araç ve gerekleri üretilerek karşılanmaktadır.

                Bu sistemler ile yeryüzü ve de uzay SAVAŞLARI yapılabilmekte ve de SAVUNMA sistemleri kurulabilmektedir. Bu sistemler aracılığı ile insanoğlu o devasa çeşitliliği ile yaşadığı yeryüzünün ne kadar coğrafyası var ise kaynakları ve zenginlikleri tespit edilerek kaynakların TRANSFERİ demek olan sömürü düzenleri demek olan kolonik PAZAR toplumları kurulabilmektedir.

Bu sistemler ile dünyanın o devasa PAZAR çeşitliliği içinde eğitim sağlık gıda barınma örtünme enerji ve savunmak gibi ne kadar BEŞERİ ihtiyaç kalemleri var ise bilgi kapital ve teknoloji DEHALARININ üretimin ve konturolün her alanını planlayarak ve ÜRÜNLERİNİ hiç zaman kaybetmeden tüketici pazarlarına ulaştırmaları ile adeta İNSAN oğlunu bağımlı kılarak ve doğasından kopartarak ESİR almış durumdadırlar.

                Bu kadar ağır ve kapsamlı konuyu AKLIN epistemolojisi başlığı altında NİÇİN detaylandırmak ihtiyacı hissetmekteyiz.

                Çünkü BİZLER İSLAM dünyası olarak ÜÇ asra yakın bir zaman diliminde AKLIN bu fonksiyonlarını ıskalayıp haatın ÜRETİM alanlarına hakim kılamadığımız için ve de tüketici Pazar konumuna indirgendiğimiz için bu günkü ACIMASIZ sömürü dünyasında mağdur ve mazlumlar olarak yapa yalnız durumdayız.

                Bu günkü halimizle Bilginin Teknolojinin ve de sermayenin ürettiği bu ÜÇLÜ entegre ÜRETİM ve KONTUROL sistemlerinin TUTSAĞI olmuş durumdayız. Bir HAK EDİŞ çabası demek olan fıtratın yasaları demek olan Sünnetullahı keşfetmek ve ÜRETİM alanlarına yönelmek dışında ne kadar çabalasak boş ne kadar gayret etsek nafile.

                Ey İSLAM dünyası UYAN artık demekteyiz.

 Ey bilginin üretken kraliçeleri olan dini ve dünyevi akademi yası ortaçağın SKOLASTİK zihniyetinden kurtularak esas vazifene odaklan demekteyiz. Ey ZORBA yöneticiler bağımlı olmaktan ve de hamaset yapmaktan vazgeç artık demekteyiz. Ve nihayet ey üretken sanayiciler üretim ağlarınızı artık ENTEGRE sistemlere döndürün demekteyiz?

                Yeter artık bu yanlış sakat “içi boş DİNİ ve DÜNYEVİ argümanlar” üzerinde çabaladığımız debelendikçe debelendiğimiz battıkça battığımız dövüştükçe dövüştüğümüz didiştikçe didiştiğimiz.

                ALLAHIN bahşettiği NİMETLER yanında en büyük nimet olan AKIL ve DUYULARIN sorumluluğu ile mübeyyen KİTABI ve tahrif siz VAHİY hitabı ile Resulün Risalet’inin örnekliği bizlere yetmiyor mu?

 Nedir bu fuzuli İSLAMCILIK çaba nedir bu beyhude HAMASET ve neticede guruplar cemaatler aşiretler kabileler kültürler gelenekler ekoller okullar meşrepler arasında ZANNİ ve VEHMİ kaynaklar üzerinden İMAN ve AKİDE oluşturup BATINİ ezoterik-gizemli kaynaklar üzerinden yapılan bu kıyasıya kör döğüş ve kıyasıya acımasız bir savaş. Yetmiyor mu birbirilerimize yıllarca zülümler yaptığımız ve birbirilerimizi kırıp geçirdiğimiz ve katlettiğimiz.

Bizler İSLAM a inanmış bağlanmış ve gönül vermiş insanlar olarak:

 Bu beşeri KÖLELİK ve dünyevi ESARETTEN kurtulmak ve insanlığa yeniden bir MEDENİYET sunmak için çok acilen yapmamız lazım gelen şey bir HAK EDİŞ yasası demek olan tüm çaba ve gayretimizi hayatın tüm süreçlerinde ÜRETİM alanlarına yöneltmek AKLI ve DUYULARI bu ÜRETİM alanlarına teksif etmektir.

Ayrıca DEĞERLER sistemi anlamında sadece ve sadece VAHİY ve RİSALET İ ve sahih BİLGİ kaynaklarını temel alarak ötesinde biriken ve gelenekler halinde tortulara dönüşen “DEĞERLER sistemimizi” yeniden selekte ederek yeni KÜLTÜR kodları döşemek gerektiğinin altını kalın çizgilerle çizerek ifade etmiş oluyoruz.

Ne yazıktır ki bizler AKLIMIZI köreltmiş DUYULARIMIZI tıkaçlamış HURAFELERİN dibine kadar batmış ve şeytan taşlamaktan tavaf yapmaya fırsat bulamayan acınası bir ümmet durumundayız.

Yeni eğitim MÜFREDAT programlarının yamalı bohça şeklinde hazırlanmaya çalışıldığı kritik bir dönemde:

 TÜRKİYE olarak

DEĞERLER sistemimizi nasıl anlıyoruz? Aklı ve duyuları ne kadar gerçekçi olarak bilgi deney gözlem ve muhakeme kaynağı olarak kullanabiliyoruz? Bilgi ve teknolojinin neresindeyiz? ÜRETİM alanlarının neresindeyiz üretken miyiz yoksa pazar mıyız sorularının cevabını arayıp bulmak için bir başlangıç teşkil etsin diye AKLIN epistemolojisine yapmaya çalıştığımız bu denli vurgular bu kaçınılmaz sömürü akıbeti ve acınacak hallerimiz yüzündendir.

Sonuç olarak demek istediğimiz şey: Ne kadar ÜRETİYOR iseniz o kadar varsınız demektir.

Çünkü: Hayatın esası üremek ve üretme aşamalarından ibarettir. Üreyen fakat yeterli üretmeyen topluluklar ÜRETKEN zinde toplumların işçileri pazarı ve de sömürgesi durumundadırlar.

Bizler tarihin omuzlarımıza yüklediği o büyük beşeri ve medeni POTANSİYELİ bir hak ediş yasası dediğimiz ÜRETİMİN tüm alanlarına yönelterek AHLAKİ disiplinlerle hayatlarımızı bu ANA istikamette şekillendirip sorumluluklarımızı müdrik olarak kullanmak durumundayız bu vadide asla umutsuz ve yetersiz değiliz.

Akıl için yollar birdir tabiri sanırım yukarıda sıralamaya çalıştığımız gerçeklikler içindir.

Vesselam.

Şazeli Çügen

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 20.03.2017 - 10:59 -180-
Bu sayfayı paylaşın :