Allah Buyruğu Kurân

-A A +A

                Önce şu noktada anlaşalım. Kabul etmeliyiz ki, Kur’ân bir hikâyeler bütünü veya masal kitabı değildir. İnsanlar okusunlar, hoşça vakit geçirsinler diye inmemiştir Kur’ân. Anlayarak okusunlar, sorumluluklarını öğrensinler ve geçmişte neler olmuş, önceki topluluklar nasıl yükselmişler, nasıl çökmüşler ve niçin helâk olmuşlar? Yeni nesiller bütün bunları anlayarak okusunlar da ibret alsınlar ve öncekileri helâke sürükleyen davranışlardan sakınarak, geleceklerine ona göre yön versinler diye inmiş bir kitaptır.

                Bu noktada anlaştıysak şimdi yüce Kur’ân’ın Bakara suresinde geçen 195’inci ayetini okuyalım:

                “Allah yolunda mal harcayın da kendinizi ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve güzel hareket edin. Çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri sever”

                Peki, güzel hareket ediyor muyuz? Bu sorunun cevabını her birimiz ayrı ayrı kendi vicdanımızda vermeliyiz.

                İkinci soruyu soralım. Kendimizi ellerimizle tehlikeye bırakmamak için ne yaptık yahut ne yapıyoruz? Kendimizi tehlikeye bıraktık mı, bırakmadık mı? Bu soruya cevap verirken de çok uzaklara ve çok eskilere gitmeden hemen yanı başımızda neler olup bittiğine bakmalıyız, diye düşünüyorum. Suriye’de neler oluyor? Irak’ta neler oluyor? Başta Amerika, İsrail, İngiltere olmak üzere Hıristiyan Avrupa bir zamanlar vatanımız olan bu iki ülkede ne arıyorlar? Bir zamanlar vatandaşlarımız olan oralardaki insanlar bugün mutlular mı? Rusya ve Çin Orta Doğu dedikleri bölgede ne arıyor? Onlarla işbirliği halinde hareket eden İran neyin peşinde? Katolikliğin merkezi Vatikan, Hıristiyanlaştırmak amacıyla Müslüman topluluklar üzerinde ne gibi siyasetler geliştiriyor?  Nasıl yapabiliyorlar bunu? Bütün bunları ve benzer soruları düşünmeli ve cevaplarını bulmalı değil miyiz?

               GÖREVLERİMİZİ HAKKIYLA YAPABİLDİK Mİ?

                Allah yolunda mal harcadık ve Allah yolunda mücadele ettik mi? Kötülerin meydanları işgaline fırsat verdik mi, vermedik mi? Kötülükler etrafımızı sararken biz ne yaptık? Olanlara karşı mücadele mi ettik yoksa seyirci mi kaldık, “bana ne, neme lazım, bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mı dedik? Ne yaptık? Evet, ne yaptık kötüler ve kötülükler etrafımızı sararken?

                Şimdi de Tevbe Suresinde geçen şu ayeti kerimeleri okuyalım:

                “Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir.” (Tevbe, 9/23)

                “Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulü’nden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böylesine fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.” (Tevbe,9/24)

                Çok fazla soru sormadan bu ayeti kerimeleri de yukarıda sunduğum sınırlı sayıdaki sorunun ışığında düşünelim ve cevaplarını kendi vicdanımızda verelim.

                Bir de nasıl bir Peygamberimiz var, bizi nasıl seviyor, üstümüze nasıl titriyor? Acaba hangi anne baba, evladı üzerine onun Müslümanlar üzerine titrediği kadar titrer? Öyle bir Peygamber ki, bizim için izzetten, şereften bahsediyor. Sıkıntıya düşmemizi istemiyor.

                “Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.” (Tevbe, 9/128)

                  ŞEFKAT MERHAMET PEYGAMBERİ

                Öyle bir peygamber ki, sizden biri, kendi içinizden, kendi cinsinizden, melek değil, beşer cinsinden, aslı ve nesebi belli. Sizin sıkılmanız ona ağır gelir, gücüne gider. Vazifelerinizi ihmal sonucu sıkıntılara uğramanız bu dünyada iken bile onu üzer, son derecede rahatsız eder, kaldı ki ahirette azap görmenize gönlü razı olsun, olur mu? Olmaz.

                Sizi sıkan, zorunuza giden şeyler beşeriyet icabı onu da üzer, onun dayanma gücü ve metin görünüşü, sıkıntılara göğüs germesi, üzülmediğinden değil, lider özelliğinden, Peygamber oluşundandır. Bütün bu yönleriyle onu örnek almalısınız, onun örnek mücadelesini kendinize rehber edinmelisiniz. Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi, sizi mutluluğun zirvesine eriştirmek, selamete çıkarmak, dünyada şeref ve izzete, ahirette cennete ve rıdvana kavuşturmak için bütün hırsıyla ve var gücüyle çalışıyor, uğraşıyor, didiniyor. Günahkârlara bile acır. Bunları düşünerek hareket ediniz. Sizi selamete çıkaracak emirler, yasaklar, ikazlar ve itaplar (görevlerinizi hatırlatan azarlamalar, terslemeler) ağrınıza gitmemeli, gönlünüzü incitmemelidir.

                               MÜSLÜMANLARIN YÜREKLER ACISI DURUMU

                Peki, bugün İslâm Coğrafyalarında izzetten şereften ne eser var? Evet, ne eser var? Ama ne yazık ki zilletten yana hiçbir eksiğimiz yok. Bir baba düşünün, evladını çok seviyor, onun üzerine titriyor, evladının sıkıntıya düşmesini istemiyor, eğitimi için gerekli her türlü itinayı gösteriyor ama evlat geleceğini kurtaracak şekilde, babasının ilgisine denk düşecek bir çabaya girmiyor. Sonuç, elde var sıfır. Böyle bir evlat babasının yüzüne utanmadan nasıl bakar?

                Bundan daha yüksek bir sevgiyle müminleri seven bir Peygamberimiz var. Tembellikten eser yok, öylesine kahraman, öylesine cesur, öylesine fedakâr, öylesine çalışkan, öylesine izzetli ve şerefli. Peki, böylesine muhteşem tablo şu sefalet görüntüleriyle uyuşuyor mu? Atalet, tembellik ve cehalet… Harabeye dönmüş yurtlar, baykuş bile yuva yapmaz. Her gün onlarcası, yüzlercesi, binlercesi katledilen Müslümanlar… Kadınlar, ihtiyarlar, bebekler… Heyhat! Bütün bunlara sessiz ve duyarsız kalabilen Müslümanlar… Yarın bu Peygamber (s.a.v.)’in yüzüne nasıl bakarız? Düşünmeli değil miyiz, “Ben size Kur’ân’ı ve sünnetimi bunun için mi emanet ettim?” Derse ne cevap veririz Peygamber (s.a.v.)’e?

 

Not: Soran ve ayrıca ilgilenen okurlarım için kitap isteme adresi: Akçağ Kitabevi, Tuna Cad. No. 8/1, Kızılay/Ankara. Tel: (0312) 432 17 98 – 433 86 51

1-      Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?
2-      Yeniden Yükselişe Doğru
3-      Umut Ülke Türkiye
4-      Bir Noterin Anıları

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 06.06.2017 - 10:45 -366-
Bu sayfayı paylaşın :