+A A -A

Allah'ın Yardımı En Sıkışık Anlarda Yetişir

-A A +A

                (Geçen haftaki yazının devamı.) Çaresiz Başkanın odasından ayrıldım, aşağı indim. Her gün gelip gitmem sebebiyle yüzüme aşina olan zabıta memuru, üzüntülü halim dikkatini çekmiş olacak ki: “Arkadaş, anladığım kadarıyla sen öğrencisin, Başkandan iş istedin, o da iş yok dedi. Adamını bulmazsan iş falan olmaz. Beyoğlu taraflarında fakir öğrencilere yardım eden hayırsever bir bayan varmış. Bir de oraya başvur” dedi.

                Memur Beye kimmiş bu bayan, adı neymiş, adresi neresi, diye sordumsa da adamcağız bütün bildiklerinin bundan ibaret olduğunu ve daha fazla bir şey bilmediğini söyledi. Peki, ama nasıl bulacaktım bu hanımı, İstanbul’da sarı çizmeli Mehmet Ağa gibi bir şey!

                               İLÂHÎ TECELLİLER UYKUSUZ GEÇEN ISTIRAP SAATLERİNİN ARDINDAN GELİR

                O gece gözüme uyku girmedi. İş vermedi diye belediye başkanına kızıyor, yorulunca da şu hayırsever bayanı nasıl bulabilirim diye düşünüyordum.

                Gece yarısından sonra zihnimde bir fikir şimşek gibi çaktı: Eğer zabıta memurunun dediği gibi hayırsever bir bayan varsa bunu postacılar mutlaka bilir. Beyoğlu taraflarında dendiğine göre Beyoğlu postahanesine gitmeliyim. Umudumu artıran bir düşünüş oldu bu! Yüce Allah;   “Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır, evet, zorlukla beraber kolaylık var.” (İnşirah, 94/5-6) buyurmuyor muydu?

                Yatakta bu düşüncelerle bir o yana bir bu yana dönerken sabah ezanı okundu. Yürüyerek Fatih Camiine gittim. Namazdan sonra Saraçhane üzerinden, Unkapanı köprüsünü geçerek Beyoğlu’na yürüdüm. Saat 9.00 sularında Beyoğlu postahanesini buldum. Oradaki müvezzilere durumumu anlatarak, bu civarda fakir öğrencilere yardım eden bir bayan olduğunu söylediklerinden bahisle, böyle bir bayanı tanıyıp tanımadıkların sordum. Memurlar öyle bir bayan var, Cihangir’de oturuyor ama oranın müvezzi az önce çıktı, yarın sabah 8.30’da buraya gel, mektupları dağıta dağıta arkadaşla gidersiniz, dediler.

                Gözümde bir umut ışığı belirdi. Memurların verdikleri cevap üzerine bana adres verebilir misiniz gibi bir şeyler sormadan yürüyerek Çarşamba semtindeki eve geri döndüm. Kastamonu kır pidesi dedikleri pideden bir adet aldım, yarısını yeyip uzandığımda uyuyakalmışım. Saat 17.00 sularında uyandım. Yarını iple çekiyordum. O gece de uyumadım. Sabah ezanından sonra yürüyerek Beyoğlu Postahanesinin yolunu tuttum. Sabah saat 8.00’de postahanedeydim.

                Cihangir bölgesinin müvezzi henüz gelmemişti. 8.30’da müvezzi ile tanıştım ve mektupları dağıtarak Cihangir’deki hayırsever hanımın evine gittim.

                 Not: Fotoğraf Av. Mustafak İpekel'in arşivinden temin edilmiştir.

(Gelecek hafta, Leman Anne Teknik Eleman İstiyor Hukukçu İstemiyor.)

1 yorum var.

İsmail bey önceleri yazıların uzunluğundan şikayetçi idim şimdide çok kısa olmuş "vur deyince öldür demedik" tadı damağımızda kaldı merakla haftaya bakalım.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 12.12.2017 - 09:34 -1,728-
Bu sayfayı paylaşın :