Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Geleneksel İftar Programı yapıldı!

-A A +A

Kalplerinin yeniden tevhid edilmesine ihtiyaç var!

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Geleneksel iftarı 10 Haziran 2017 Cumartesi günü Ankara Başkent Öğretmenevinde yapıldı.

Rahmet yüklü Ramazan ayının diriltici havası iftar sofralarında da yaşanıyor. Aileler, arkadaşlar, dostlar ramazan sofralarında buluşuyor, dertleşiyor, halleşiyor, paylaşıyor, toplumun örselenen, erozyona uğrayan sosyal dokusu baharın rahmet yağmurları gibi yeniden yeşeriyor, kendine geliyor, toplumsal diriliş gerçekleşiyor.

Bu yıl da Anadolu Vakfı geleneksel hale gelen ramazan ayı iftarını Başkent Öğretmenevinde gerçekleştirdi.  Ankara ve çevre illerden çok değerli dostlar katıldı. Bu iftar bir büyük aile buluşmasıydı. Dede, baba, torun, üç kuşak aile buluşması, kaynaşma vesilesi…

Anadolu Vakfının iftar sofraları menüden ibaret değildir. Orada coşku, heyecan, kaynaşma, hasret giderme ve paylaşma vardır. Üzüntüler, sevinçler, dertler, mutluluklar paylaşılır, kaynaşılır. Ramazan ayının manevi havası sofranın bereketini artırır, Kur’an ve dualarla gönüller bir başkadır o an.  Sonra çay sohbetleri toplumsal dertleşmeye dönüşür, milletin derdi derdimizdir, ilgilenmeden yapamayız.   Anadolu vakfının iftarlarının en önemli özelliği budur. Konuşmalar memleket ahvaline ve problemlerin çözümüne ilişkindir.  Bu iftar, Programı da bu formatta Kuran, dua ve namaz-niyazdan sonra konuşmalar faslı sohbet ortamında devam etti.

İftar Programını tatlı üslubu ile Mütevelli üyesi Güçlü ŞENEL yönetti. Açılışı vakıf yönetim kurulu başkanı Hayrullah BAŞER yaptı. Konuşmalar bölümünde Prof. Dr. Hilmi DEMİR, Yard. Doç. Dr. Necmettin TÜRİNAY,  Ankara Milletvekili ve Eski Meclis başkanı Cemil ÇİÇEK birer konuşma yaptılar.

Aşağıda bu konuşmaların özetini sunuyoruz.

Sayın Başer davetlilere katılımlarından dolayı teşekkür ettikten sonra;

Rahmet, Bereket ve Kur’an ayı ramazanda “Kur’an üzerinde tefekkür etme zamanıdır” diyerek sözlerine başladı. 

“Kur’anın inanç sisteminde, yalnız Allah’a kul olmak ve yalnız Allah’tan yardım dilemek ve Allah’a itaat varken; şahısları kutsayan, Ehli kıbleyi tekfir eden, rüyalarla amel eden, her türlü takiyyenin, aklı dışlamanın anlamı ne?

Kur’an; adalet, ehliyet, paylaşmaya önem verirken, takvaya dayanan manevi hayatımızdaki sekülerleşme, dünyevileşme, hukuk ve ahlak ilkelerini tanımazlığımızın anlamı ne!

Ayrıca, Ülkemiz uluslar arası ölçülerde; Yaşanabilir ülke sıralamasında 54 ‘üncü Yolsuzluk ve rüşvet sıralamasında 73‘üncü, İslam ahlakına göre yaşamada 102’inci sırda oluşumuzun, İlk 35’te İslam ülkelerinin olmamasının konuşmak ve üzerinde düşünmek gerekir sanırım.

Neden çocuklarımız, gençlerimiz lüks tüketim, magazin ve bireyselci kültüre mahkûm hale geldi, kendimizi sorgulamalıyız.

İslam coğrafyası neden açlık, yoksulluk cenderesinde, neden, savaş, kan gözyaşı var? Bunları ramazan ayında ciddi düşünülmeli, sebep ve çarelerini aramalıyız. işte o zaman ramazan sofralarının anlamı olur, ramazan mağfiret, rahmet, bereket ayı olur.

Değerli dostlar,

Anadolu Eğitim Kültür Bilim Vakfı olarak bu durumu; Eğitim, Kültür, Dini hayat, inanç, ahlak ve medeniyetimizin sorunu olarak görüyoruz.

Çözümünün ise, iktidar ve muhalefetiyle başta siyasiler olmak üzere, ilim adamları, bürokratlar, STK ve tüm insanımızın sorumluluğunda olduğu kanaatindeyiz.

Muhterem Kardeşlerim,

Vakıf olarak biz de faaliyetlerimizi bu istikamette planlayıp icra gayretindeyiz. Bu cümleden olarak, internet, yayın, yayınevi, medeniyet serisi çalışmaları, Bilimsel çalışmalar, anaokulundan üniversiteye okullaşma çalışmaları, gençlik çalışmaları, eğitim, burs, yurt, araştırma çalışmaları yapıyoruz. Bu çalışmalara maddi, manevi her türlü katkı ve desteği sağlayan tüm Anadolu vakfı camiasına teşekkürlerimizi sunuyorum.

Ayrıca;  medeniyet serisi yayın çalışmalarına fikri katkılarından ve teşviklerinden dolayı Sayın Cemil ÇİÇEK beyefendiye ve Prof. Dr. Hilmi DEMİR bey’e,

Gölbaşı Hastanesi finansörü ve Güneydoğu iftarlarımız ve Mültecilere yardım kampanyasına katkılarından mütevellit Sayın Ülkü ULUSOY Hanımefendiye de teşekkür ediyorum.

Bu vesile ile ramazan’ınız mübarek, orucunuz makbul, sofranız bereketli, bayramınızın kutlu olmasını dilerim diyerek sözlerini tamamladı.

Sayın Prof. Dr. Hilmi Demir;

Davetlilerin ramazanlarını tebrik ettikten sonra konuşmasına başlayan, Radikalleşmenin önlenmesi projesi olarak yapılan çalışmaya baştan beri desteğini esirgemeyen Sayın Meclis Başkanına ve Vakıf yönetimine de teşekkür eden Sayın Hilmi Demir “onların desteği olmasaydı bu proje hayata geçmezdi” dedi.

“Sayın meclis başkanımızın sevdiği güzel bir sözü var, Musluklardan akan su temiz, sıhhatli değilse, koli basilli su içeriz.  İşin doğrusunu iyisini güzelini yapmazsak insanların sokakta bulduğu, ellerinin yetiştiği ile yetinirsek doğru bir şey yapmış olmayız.

Vakıf hayırlı bir iş yapıyor. İslâm Coğrafyamızda, Ortadoğu’da Müslümanların bulunduğu coğrafyalarda önemli sorunlar var.  Allah onlara en son din İslâmi insanlığa ihsan etmiş ama Müslümanlar insanlar bunun yerine başka inanç, felsefi düşünce ve ideolojileri ikame etmişler.

Anadolu coğrafyası tarih boyunca çok önemli bir İslam geleneğine ev sahipliği yapmış. Bu İslam geleneği özünde ehl-i sünnet şemsiyesini oluşturuyor. Ehl-i sünnet geleneği bu gün birçoğunun anladığı şekliyle bir mezhebi, ya da tarikatı cemaati, grubu ifade etmiyor.  Aslında ehlisünnet Anadolu coğrafyasındaki farklı anlayışları, farklı mezhepleri, tarikatları farklı felsefi anlayışları büyük bir şemsiye gibi, bütün etnik ve mezhebi kimlikleri bir arada tutarak yaşatmayı başarmıştır. İslam dünyasında bu gün böyle bir şemsiyeye ciddi anlamda yeniden ihtiyaç var. İslam dünyasının bu haliyle farklılıkları bir arada tutan anlayışın yeniden ihya ve inşasına ihtiyaç var.

Anadolu Vakfı bu anlamda önemli bir görevi ifa ediyor. Bizlere de fırsat verdiler, Bu büyük gök kubbeyi, şemsiyeyi, günümüz insanına, gençlerimize hitap edecek şekilde küçük, basit, yalın, anlaşılır, şekilde yazmak üzere bir proje olarak değerli hocalarımızla anlaştık,  Vakıf Ay Yayınları içerisinde medeniyet serisinin üçüncü kitabı imam-ı Maturidiyi de yayınladık.

Vakıf başkanı Hayrullah beyin biraz önce söylediği gibi 15 Temmuzda kötü bir şey yaşadık. Kendisine rüyalarla bilgi geldiğini söyleyen ne olduğu belirsiz bir insanın, Türkiye’de çok büyük bir insan kitlesini etrafında toplayarak nerdeyse bütün devlet kurumlarına ele geçirecek bir güce eriştiğine şahit olduk. Bunun arkasında yatan en önemli nedenlerden birisi, bu insanların rüya ile amal etmesiydi. Oysa biz Maturidiliğin anlayışındaki ‘rüyanın dinde delil olmadığını’ bilmiş olsaydık, inanmış olsaydık, gençlerimize insanımıza anlatabilseydik, öğretebilseydik, bu kadar insanı kandıramayacaktı, Türkiye bu acı gerçeği tecrübeyi yaşamayacaktı.

Bu nedenle bizim acilen bu geleneği güncellememiz, gençlere aktarmamız, gençlerin bu bilgiden yararlanmasını sağlamamız gerekiyordu. O vesileyle sade, kısa, küçük, basit ama içinde önemli geniş bilgiler barındıran bu medeniyet serisini başlattık. Bu medeniyet serisi tamamlandığında 8 kitaptan oluşacak. Bu seri baştan sona okunduğu zaman ehlisünnet İslam geleneği ile ilgili neyi bilmeniz gerekiyorsa hepsinin bilgisini burada bulacaksınız. Bu günkü sadeliği ile bütün gençlere hitap edecek bir dile kavuşmuş oldu. O açıdan önemli bir proje inşallah 8 kitaptan oluşan bu proje tamamlamak nasip olur. Bir an önce tamamlanır okuyucuya kavuşur.

Bir gerçeği gördük, bazı kitaplarımız 3. Baskıyı yaptı. Bazıları bu toplum kitap okumaz diyorlar. Oysa doğrusunu iyisini güzelini ortaya koyduğunuz yaptığınız zaman kitaplar okunuyor demek ki, önemli olan insanımıza hitap edecek ona değecek projeler ortaya koymaktır. Ve bu proje bu açıdan çok önemlidir. İnşallah çoluk çocuk okur, bunların sayesinde bizim gelecek neslimiz atalarına layık bir şekilde iki şeyden kurtulur. Birincisi radikal aşırı akımların kucağına düşmekten kurtulur, ikincisi de aşırı batını ezoterik cemaat ve tarikatların kucağına düşmekten kurtulur. Geleceğimiz çocuklarımız bize ait olur” diyerek, sözlerini tamamladı.

Sayın Doç. Dr. Necmettin Türinay;

Sayın Türinay da davetlilerin ramazan ayını tebrik ederek konuşmasına başladı. Özetle;

“Değerli Misafirler, değerli arkadaşlarım. Anadolu Vakfımızın öncülüğünde düzenlenen bu iftar merasimi ile yakınlık ve dostluk örneği hâsıl olan, gıpta edilecek yakınlık, dostluk ve kardeşlik örneği hepimizi fazlasıyla memnun etmiştir. Önce hizmetleri dolayasıyla Anadolu Vakfının değerli yöneticilerine ve öncü kadrolarına, bizim hepimiz adına bir farzı kifaye hizmeti olarak yürüten arkadaşlarımıza gönülden teşekkür ediyorum.

Bu gün burada hâsıl olan bu muhabbetin bu yakınlığın, bütün ülkemizde buna ihtiyacı var. Türkiye bu gün birbirinden o kadar kopmuş, birbirinden nefret eder kamplardan oluşan, ajite edilmeye hazır toplum kesimleri haline gelmiştir.

Yani tarihte siyaseten bölünmüş Anadolu nasılsa, Anadolu beylikleri nasıl ülkeyi nasıl paramparça etmişse, siyaseten ve dinen parçalanmış ve bölünmüş duruma nasıl gelmişse, bu gün de Türkiye manevi olarak, dini olarak, siyasi olarak veya alt kültür grupları olarak insan ve toplum parçalanmış vaziyettedir. Onların kalplerinin yeniden tevhid edilmesine ihtiyaç vardır. Düşmanlıkların azaltılmasına sevgi ve kardeşliğin artırılmasına ihtiyaç vardır. İşte bu noktada Anadolu Vakfının bu hizmetleri onların omuzlarına ve bizim omuzlarımıza sevgi üreten, dostluk ve kardeşlik üreten, yeni bir dil üreten sorumluluk yüklemiştir. Ramazanlarınızı bayramlarınızı kutluyorum. Teşekkür ederim diyerek sözlerini tamamladı.

Sayın Cemil ÇİÇEK

İftar yemeğine ailesi ile birlikte katılan Ankara Milletvekili ve eski Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek iftar programlarını kaşık şakırtılarından çıkartarak “bir fikir, düşünce ve dertlerin çözümüne yönelik istişare toplantılarına dönüştürmek gerektiğini, ancak bu sayede Ramazan ayını rahmete dönüştürebileceğimizi”söyleyerek konuşmasına başladı.

Sayın Çiçek konuşmasında özetle; “bu Ramazanları daha anlamlı hale getirmenin yolu evvela kendimizi merkeze alarak bir düşünceye, bir tefekküre dalmaktır. Bir muhasebe yapmaktır.

Muhammed İkbal’in şu sözü bu günü özetler. “İslam dünyası aklını kaybetti, batı dünyası vicdanını kaybetti”. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Derseniz, Aklını kaybetmiş bir İslam dünyası, vicdanını kaybetmiş bir batı dünyası var günümüzde. Çağımız böyle bir çağ. Batı gözünde medeniyet sömürüye dayalı vicdanı olmayan bir medeniyet dayalı, bundan zulüm ve sömürü beklenir. Kendi dünyamıza, İslam dünyasına gelince vicdanlarımızı sızlatan, sızlatması gereken zulümler, kan ve gözyaşı var. Ne yazık ki İslâm dünyasının batının çıkarlarına hizmet ediyor. Onlar paramızı alıyor, biz silah alıp birbirimizi yok ediyoruz. Eğer Müslümanlar kaybettiğimiz aklını bulamazsa, aklına başına alamazsa emin olun ki, gelecek bundan daha kötü, daha vahim olur.

Ne olacak bu memleketin hali sorusuna hap cinsinden bir çözüm yok. Her çözüm akıldan geçiyor. Büyük İslam mütefekkiri Ragıp El Isfahanı diyor ki, Allah tün insanlara iki nebi gönderdi, biri akıl diğeri vahiy. İnsanlar dünya ve ahiret saadetini bu iki nebi ile bulacaktır. Tek tek değil, ikisiyle birlikte. Zira aklı olmayanın dini de yoktur, mükellefiyeti yoktur. Aklı olmayanlar dini de anlayamıyorlar.

Bu gün İslam dünyasının İslam anlayışı koli basillidir. Ya her türlü mikrop bulaşıcı hastalığı aklın ve vahyin ortaya koyduğu ilkelere aykırıdır. Dünyada her şeyimizi zahmet çekmeden, düşünmeden kestirme yolu arıyoruz. Dünyevi işler için bir kahraman, öbür dünya için birinin eteğine yapışıp kolaycı çıkış arıyor cennette gideceğimizi sanıyoruz. 15 Temmuzu halen anlayamadık, bu belanın ne olduğunu, bunun önünde ve arkasında ne olduğunu araştırıp anlamadık.  Böyle giderse yeni 15 Temmuzların ortaya çıkması her an mümkün.

Bunun anlamı üzerinde durmak lazım. Mesela İmam-ı Maturidi kimdir, kaç bilen var? Kültürümüzün bu tür kilometre taşlarını ya unuttuk, ya da alıp bir yere koyduk. İstikametimizi kaybettik, istikametimiz şaşmış vaziyette. Akıl yoksa bilgi yoktur. Bilgi yoksa ahlak da yoktur, vicdanda yoktur bunlar yoksa toplum da yoktur. Her şeyi yozlaştırdık.  İslam dünyasındaki siyasete bak, Ahlaksız dindarlık, hukuksuz demokratlık. Evvela bunu şu ramazanda sorgulayamazsak gelecek ramazana yüzümüz olmaz. Ahlaksız dindarlık, ilahiyatçıların araştırması %70 böyle düşünüyor. Geçmişte olduğu gibi bu gün de kurumlar, kavramlar, değerler aşındı.

Ramazanda düşünmemiz gereken ikinci konu şu, çağımız bilgi çağı. Ancak her alanda bilgi kirliği var. Ahlaklı bir toplum olmanın yolu bilgili bir toplum olmadan geçer. Bilgi toplumu olmadan geçmişten bir ders çıkaramayız, ayakta kalamayız, medeniyet kuramayız. Din alanındaki bilgi kirliliği de ayrıca özel olarak konuşulması gereken bir konu.

Bir başka şey de, dünyada kaçıncı sırada olduğunuzu belirleyecek, skalada yerini belirleyecek olan bilgi ve teknoloji üreteme alanında ne durumda olduğunuzdur. Bilgi ve teknoloji üretemiyorsanız küresel ölçekte üçüncü dördüncü sınıf ülke olmak durumundayız demektir.

Dördüncü sanayi devriminin yaşandığı günümüzde kısır siyasi çekişmelerle vakit geçirirken, günümüz dünyası robotlarla her şeyi yönetmeye başladı. Uçaklar, tanklar, savaş ve sanayi teknolojisi akıl almaz bır hızla insansız yönetilmeye doğru gidiyor. Türkiye bunun yeni yeni farkında. Kim bilgi, ileri teknoloji üretiyorsa daha yukarılar da onlarındır.  

Eğer Türkiye bir türlü sen ben çekişmeleri, tartışmalar, ideolojik körlük, slogan söylemlerden kurtulamıyor. Bir türlü gerçekleri göremiyoruz. Fikir ve düşünce üretemiyoruz.  Akıllı olmak beynini iyi kullanmak anlamına gelmez. Akıllı olmak beynini iyi kullanmaktır. İslam dünyası beynini iyi kullanamıyor, bilgi de üretemiyor, teknoloji de üretemiyor. Günlük kullandığımız eşyalara bakın, İslam dünyası bu gün kaçını üretiyor. Müslümanların yaptığı kaç ürün var? Yoktur diyorsak, ensesine tokat yemekten kurtaramaz. Akıl ve bilgi sahibi olmak derken, akıl yoksa ahlak yoksa vicdan da yoktur, vicdan yoksa hukuk da yoktur.   Adalet dediğiniz şey hukukun vicdanıdır. İslam dünyasında bu da yoktur.

Peki, bu depremi nasıl atlatacağız. Aslında yapılacak çok şey var. Günümüz dünyasında hiçbir şey zor değil, hiçbir şey kolay değil. Hap cinsinden kestirme çözüm yok. Çözüm, aklımızı kullanırsak, aklımızı kimseye ipotek vermeyeceğiz, adam önce Müslümanların aklını alıyor, vicdanını alıyor cüzdanını alıyor, sonra onu uluslararası bir kasaya kilitliyor. 

Yeterli tarih tecrübemiz var, ama yol haritamızı yerinde yeterli kullanamıyoruz. Günlük siyasi hayatımızda kullanamıyoruz, çünkü siyaset de toplum da cemaatleşiyor diyerek sözlerini tamamladı.

İftar yemeği verimli ve güzel bir toplantıya dönüşerek sona erdi. Yüce Mevla’mızın bizleri, milletimizi ve İslam ümmetini nice ramazanlara sağlık ve huzurla yetiştirmesini niyaz ediyoruz.  

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 16.06.2017 - 08:23 -177-
Bu sayfayı paylaşın :