Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Av. Hayrullah Başer ile Vakıf Çalışmaları Üzerine Konuştuk

-A A +A

Röportaj: Mevlüt AYHAN, Hüseyin AYAZ

ANA HABER GAZETE: Sayın Başkanım, Anadolu eğitim Kültür ve Bilim Vakfı’nın yeniden bir toparlanma, bir araya gelme çabalarını hem söylem hem de kurumsallaşma çalışmalarında izliyoruz. Bu gayretlerinizin en yoğun ve en önemli vurgusunu “Medeniyet Tasavvuru” düşüncesi üzerinde yaptığınızı görüyoruz. Bu çaba ve gayretlerinizi toplumumuzla paylaşmak adına sizlere birkaç soru sormak istiyoruz.

 Medeniyetler bir inancın tezahürü ve hayat bulması ve bir tarihi sürecin ürünü olduğundan yola çıkarsak  “Medeniyetimizin Yeniden İnşası” fikrinizin tarihi ve inanç temelinde Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı nasıl bir hareket geleneğine sahiptir?

 İfade etmeye çalıştığınız Eğitim, Kültür ve Medeniyet Hareketine gönül verenlerin geçmiş yaşantıları nasıldır?

 Av. Hayrullah BAŞER: Öncelikle bu söyleşi ortamı ve fırsatı sağladığınız için Ana Haber Gazete’ye teşekkür ediyorum. Medeniyetimizin yeniden inşasına tarihi ve inanç temelimizin üzerinden bakacak dinamik bir yapı ve marka bir hareketin nasıl doğup geliştiği aşamalarından başlayarak anlatayım isterseniz.

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı, 1970’li yılların gençlik hareketlerinden, yarım asırlık geçmişi olan Mücadele Birliği geleneğinin günümüze sosyal, kültürel ve düşünce alandaki yansımalarından biridir. Bu geleneğin mensupları, geçmişte güzel şeyler yaptılar. Özellikle sosyo-kültürel alanda, eğitim-maneviyat ve siyasal çalışmalarıyla toplum hayatımıza güzel katkılarda bulundular. Milli, manevi değerlerimizle barışık, ilkeli, bilimsel ve kararlı mücadeleleriyle Türkiye’nin marka hareketlerinden biri olarak anıldılar, anılmaya da devam ediliyor.

Bu güne kadar Vakfın faaliyetlerinde emeği geçen, sevgi toplumu oluşturmak için gayret eden herkese teşekkür ediyor, vefat edenlere Allahtan rahmet diliyorum.

Milli Mücadele geleneğinden gelen bu topluluk, daha çocukluk dönemi bitmeden, gençlik dönemini yaşamadan Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik sıkıntı ve buhranlardan kurtulması gerektiği inancı ile kendilerini sorumluluk altında hissettiler ve bunu bir dava anlayışı ile savundular. Fikir temelli bir mücadele yürüttüler.

O dönemin içinde bulunduğu ideolojik şartlar, ister dış dinamiklerin tuzakları, ister iç dinamiklerin etkisi, ister yönetimdeki aksaklıklar, İster sosyo-ekonomik sıkıntılar, deneyimsizlik ve benzeri ferdi kişisel nedenler deyin, sebep her ne olursa olsun, sonuçta bu hareket tabiri caizse bir SAVRULMA yaşadı.

Bu güne gelindiğinde ise, savrulan bu insanlar dava anlayışlarından vaz geçmediler, kendilerine göre yeni alanlar seçerek, ülkeye ve millete hizmete devam ettiler. Birbiriyle geçmişte oluşan hukuku koruyarak dostça, kardeşçe, hoşgörü ve diyalog içinde olmaya gayret ediyorlar.

Ancak ne yazık ki, bu gayretler devasa problemler karşısında cılız ve lokal kalmakta, toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, ciddi ve müşterek projeler ortaya koyamamakta, bütüncül bir çalışma yapılamamaktadır.

ANA HABER GAZETE: Sayın Başkanım, ifade ettiğiniz marka bir hareketten gelen deneyiminizle yeniden harekete geçmeleri, tarihi sorumluluklarını hatırlamaları adına Vakıf dostlarına ne gibi mesajlar vermek istesiniz?

Av. Hayrullah BAŞER: İslam ve Türk dünyası, gönül coğrafyanızdaki gelişmeler ile Türkiye’deki yaşananlar, bu geleneğin mensuplarına, bu idealist topluluğa; bu savrulmuşluk ve dağınıklığın kendilerine yakışmadığı, toparlanıp bekleneni yapmanın gerektiği mesajını verdiği, vebalini yüklediği inancındayız.

Osmanlı’nın yıkılışı ve Hilafetin kaldırılmasıyla, İslâm ve Türk dünyası siyasi ve coğrafi merkezini, inanç, tarih, kader birliği gibi üst kimliğini kaybetmiş, bölge, etnik, mezhep,  menfaat ve benzeri alt kimlikler için, birbirleriyle savaşan bir coğrafya haline gelmiştir.

Diğer taraftan, bölgede etkin güç kullanan, stratejik üstünlüğe sahip, emperyalist batı dünyası, yapay alt ve üst kimlikler üzerinden bölge halklarını birbirine düşürerek, çatıştırmakta, bölüp parçalayarak sömürgeleştirmektedir.

Bugün İslam coğrafyası, emperyalist batı medeniyetinin siyasi, kültürel, ekonomik ve askeri sultasıyla karşı karşıyadır. Ayrıca İslam ülkelerinin başında bulunan liderlerin küresel emperyalist güçlerin vesayetinden kurtulamamış olması, geleceklerini bu güçlerin himaye ve insafına bıraktıkları bir siyaset izlemeleri sonucu da, kan, gözyaşı, açlık ve sefaletin pençesinde yaşam savaşı vermektedirler.  

Tarih bize gösteriyor ki, ülkemiz ve coğrafyamızda bu sorunların üstesinden gelmek, sadece iktidar ve rejim değişiklikleri ile mümkün değildir. Çözüm geçmiş marka geleneklerin ihyasına takılmadan, topyekûn medeniyetimizin ihya ve inşasını hedeflemekle mümkündür.

Bugün ülkemizde, birçok zeminde medeniyetimizin inşası konuşuluyor. Kendi Medeniyetini kuramamış ülkeler başka medeniyetlerin kölesi olmaya mahkûmdur. Medeniyet ideali de, inşası da, ehil insan ve güçlü toplumla mümkündür. Malumdur ki; çalışmadan zengin, okumadan âlim, düşünmeden mütefekkir, ibadet etmeden âbid olmaya talip bir insan tipi ve toplum modeliyle, bu idealin gerçekleşmesi mümkün değildir. Aklını ve kalbini kiraya vermemiş, akıl ve vicdanı hür, ilim ve hikmeti rehber edinen çalışkan bir nesle ihtiyaç olduğu gibi kendi iradesini icraya kadir, vesayetten kurtulmuş bir devlet ve siyasetin devamlılığına ihtiyaç vardır.

            Yeni yeni gündeme gelen ve gösterilen bu gayret ve organizasyonlar milletimizin beklentilerine ve kabullerine yeterli cevabı veremiyor. Bu nedenlerle bizlere de görev ve sorumluluk düştüğü inancındayız.

Çünkü siyasi, sosyal, kültürel, bilimsel, ekonomik, maddi ve manevi bütün alanlardaki çalışmalar, medeniyet değerlerimizin dinamikleri ile kuşatıcı bir anlayışla yapılmadıkça, sadece maddi gelişme ve refah düzeyi bir milleti yaşatmaya, ayakta tutmaya yetmez.

Hani derdik ya; “Ferdin refahı, müteşebbisin meşru kârı, milletin inanç ve kültür yapısını korumayı hedeflemiyorsa, ekonomi milli olamaz.” Bu anlayış her alan için geçerlidir diye düşünüyorum.

ANA HABER GAZETE: Sayın Başkanım, bugün insanımızın kişilik ve kimlik kazanmasına geniş bir açıdan bakacak olursak mevcut halimizi nasıl görmemiz ve analiz etmemiz gerekir?

Medeniyetimizin yeniden inşası ideali etrafında kenetlenebilmek için Vakıf olarak neler yapıyorsunuz?

Vakıf dostlarınıza çağrınız nedir ve beklentileriniz nelerdir?

Av. Hayrullah BAŞER: Maalesef bu gün insanımız sekülerleşti. Fert ve toplumsal hayatımızda kaygılar hep dünyevi çıkar üzerine kuruldu. Onun içindir ki,  Milletimizi kuşatan ve buhrana neden olan bu problemlerin çözümü konusunda derin tecrübe ve birikime sahip olduğuna inandığım bu entellektüel topluluğun daha çok söyleyeceği ve yapacaklarının var olduğuna inanıyorum.

Vakıf olarak gerek bu gelenekten gelenler ve gerek hedef beraberliğimiz olan tüm sorumluluk sahibi insanlarımızla birlikte; “ülkemizin geleceği ile ilgili neler yapabiliriz?” sorusunu kendimize daima sormamız gerekiyor.

Bu idealle çalışma yapan yapılanmalara saygı içinde, rekabet ve hasmâne tavırlara girmeden, birbirimizi yargılamadan, hatta daha geniş bir yapı içinde birlikte veya ayrı ayrı alanlarda, tüm insanları kucaklayarak, kardeşçe neler yapabiliriz diye düşünmeliyiz? Böyle düşünmekten kastımız, bir geleneğin ihyası değil, insanlığın kurtuluşuna vesile olacak medeniyetimizin yeniden inşasıdır. 

Geçmişte birlikte çalıştığımız tüm arkadaşlara, hedef birlikteliğimiz olan ve sağduyu sahibi insanlara telefon, mesaj, mektup, mail gibi iletişim vasıtaları sosyal aktiviteler ve il ziyaretleri ile ulaşmak gayretindeyiz. Herkesle proje, eylem ortaya koymaya, istişare etmeye çalışıyoruz.

Bu amaçla; Vakfımızın Eğitim, Sosyal ve Kültürel Faaliyetler Birimleri, Gençlik ve Kadın Kolları birimleri ile yaptığımız çalışmalarımız periyodik olarak devam etmektedir. Bu faaliyetlerimiz Yayın Kurulumuzun gözetim ve organizesinde düzenli olarak, Vakfımızın http://www.anadoluvakfi.org/ Web Sitesinde ve Ana Haber http://www.anahabergazete.com/ İnternet Gazetesinde yayınlanmaktadır.

Bunları neden yapıyoruz?

Birinin yapması gerekiyordu. Biz Vakıf olarak bu adımı attık. Biraz önce de söylediğimiz gibi niyetimiz, ne eskiyi yeniden yaşatmak, ne de öne geçmek.

Çare dünü, bu günü, çağın ruhunu doğru okuyarak, gelecek tasavvurumuz için plan ve projeler üretmektir. Çünkü düne bakarak, efsanelerimizle övünmekle yetinemeyiz. Yarın için projeler üretmek zorundayız. Böyle ağır bir sorumluluğu aynı ideal, inanç, değer ve hedefler konusunda hemfikir olan, tüm sağduyu sahibi herkesle ortak bir gayret ortaya koymak için yapmaya hazırız…

Savrulmuş bir neslin ve topluluğun fertlerinin bugün nerde olduğuna bakmaksızın yeniden buluşturmak, en azından bir başlangıç yapmış olmak cesaretiyle; bu çerçevenin içini birlikte doldurmak, ileriye taşımak, olgunlaştırmak hepimize düşen bir görev ve sorumluluk olduğu inancındayız. Geliniz, yarım kalmış işimizi gelecek nesillerle birlikte taşıyalım diyoruz.

Vakfımızın Yönetiminde, Mütevelli Heyetinde, Danışma Meclisinde, Komisyonlarda bulunan veya bulunmayan, kadın-erkek, yaşlı-genç, esnaf-sanayici, bürokrat, siyasetçi, akademisyen, emekli, sanatçı ve benzeri meslek ve kariyer mensubu tüm kardeşlerimizden beklentimiz şudur: Geçmişte bu gayretin içinde “Mücadeleciler” olarak adı anılan veya Akıncıyım, Ülkücüyüm, Nurcuyum, insanım diyen, tüm mümin kardeşlerimize, tarikat, cemaat ve STK mensuplarına, herkese çağrımız; bulundukları yer ve statü ne olursa olsun, ferdi, ailevi, mesleki hayatlarında, maddi ve manevi anlamda gösterdikleri hassasiyet ve gayreti milli meselelerde de birlikte göstermelerini diliyor ve istiyoruz.

Bulunduğumuz ekonomik, sosyal, siyasi bürokratik statü ne olursa olsun, yaptığımız işin meşru, ahlaki, hukuki ölçüler içinde icra etmek, ferdi refahımız, hayat seviyemiz ne olursa olsun, imkânlarımızı milletimiz, ümmetimiz ve tüm insanlığın mutluluğuna, refahına tahsis emek, kadim medeniyet anlayışımızın bize tembihi olduğunu bilmeliyiz.

Çağrımız ve beklentimiz şudur: Biz potansiyel olarak bugün dünden daha üretken bir güce sahip olduğumuzu biliyoruz. Yeter ki, bulunduğumuz kurum, yer, mahalle, evimizde ve ailelerimizde, bu gayretin temsilcisi olalım, işi kendimize dert edinelim. Merkezde yapılanlara katkı sunarak, kendi bölgemize de taşıyalım. Tarihi bir çağrımızı hatırlayalım. “Kalkın hakla, halka doğru gidelim!” Adalet, Barış, Kardeşlik, mumlarını yakalım, umut ışığı olmaya talip olalım. Yeniden bir medeniyet İdeali ve inşasına doğru kanat açalım.

Allah bu gayrete zeval vermesin. Çalışmalarımızın hayırlı ve bereketli olması duasıyla…

ANA HABER GAZETE: Sayın Başkanım, bu güzel söyleşi için teşekkür ediyoruz.

Av. Hayrullah BAŞER: Ben de teşekkür ederim.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 15.11.2017 - 12:26 -4,465-
Bu sayfayı paylaşın :