Anadolu'nun hayat müdafaasında gerçek cephe: Selefi akım - 2

-A A +A

 

II- SELEFİLER VE SELEFİ KÜLTÜR ETKİSİNDE OLANLARI AYIRMAK

Gerçekler, “etiketçi” kolaycılığının yakalayamayacağı kadar çeşitli ve dinamiktir. Her akım kendi dönemine, içine doğduğu topluma, üstüne geldiği kültüre, yaşadığı siyasal iklime ve muhatap olduğu sorunlar ve bu sorunlara çözüm öneren diğer akımlara göre farklı bir nitelik kazanır. Selefilik de öyle.

SELEFİLERİN AŞIRILIK KARAKTERİ

Bundan 1.200 yıl önce doğmuş bir düşünce ve eylem akımını bugüne taşırken ‘aynıyla var olma imkan ve kabiliyetini’n ne kadar olabileceğini göz ardı edemeyiz! Ama esefle belirtmeliyiz ki, öteden beri göz ardı edilmiştir! Bunun örneklerini vermeden önce Selefiliğin karakteristik özelliklerini özetlersek:

  1. Selef denilen ilk üç nesli (ashab, tabiin, tebe-i tabiin) referans almaları (İnsanları toptan yücelterek aşırı gitme)

  2. “Hz Peygamber zamanında olmayan her şey” olarak anladıkları bidatle savaşmak (Bidat konusunda zamanı dondurarak aşırı gitme)

  3. Kelam, felsefe ve tasavvuf ile bunlara dayalı kurum ve oluşumlara düşmanlık (Altkimlikleri ve manevi çabaları, sosyolojik realiteleri bidat sayma aşırılığı)

  4. Kendi anlayışında olmayanları dışlama ve tekfir etme (‘Kafirlerden yüz çevir’ ayetinin hükmünde aşırı gitme)

  5. Kendilerinde, kendi inandıkları biçimde olmayan yaşam tarzlarına müdahale hakkı görme (emr-i bil ma’ruf’u yorumlarken aşırı gitme)

SELEFİ ETİKETÇİLİĞİ’NİN CEREMESİ

Şimdi etiketçiliğin sonuçlarına bakalım: Vehhabiliği “Harici”ilan eden yaklaşım doğru değildi. Osmanlı idaresine başkaldırdığı için “etiketçi” davranıp “Harici” demese de Osmanlı, “Selefi” karakteri üzerinden muhatap alsaydı, belki de doğru bu teşhis doğru mücadeleyi getirecek, Yarımada’yı Vehhabileşmekten kurtarabilecekti?

Kadızadeliler hareketi Hanefi idi. Teymiyye’nin ve onun mektebine mensup olan Birgivî’nin fikirlerinden etkilenmekle birlikte tartıştıkları konular genellikle düzenli ve sistemli bir programa dayanmayıp halk arasında yaygın olan inanç ve düşüncelere tepki mahiyetindeydi. Bu sıralamada yer alan 2,4 ve 5. maddeleri de çokça dile getirirlerdi. Kadızadeli Lideri Vani Mehmet Efendi anti Sufi uygulamalarını öğrencisi olan Vezir ve Padişah eliyle uygulatınca Sufi hareketler tarafından hedef olmuştu. Osmanlı uleması tarafından Selefi sayılmaları aşırı bir tepkiydi. Onlar farklı bir ‘aşırı gitme’ tanımı içine alınabilirlerdi, ama Selefi kabul edilmeleri nedeniyle alınan tavır, daha çok zarar görülmesine neden olmuştur.

REŞİT RIZA VE İHVAN SELEFİ Mİ?

Reşid Rıza’nın Kur’an’a yaptığı vurgu da Selefi sayılmasına, onu takip edenlerin oluşturacağı İhvan-ı Müslimin hareketine de aynı nitelemenin yapılmasına neden olacaktır. Oysa ki İhvan, Selefi bir örgüt değildir, olmamıştır. İhvan, belki “dinin ve bazı ayetlerin bağlamından öte politize yorumu ile’ Selefilikten yaptığı aşırma nedeniyle ‘siyasal islam aşırılığı’ olarak eleştirilebilecek yönleri olan bir harekettir, o kadar.

Aynı şekilde son dönemde ülkemizde de sünneti ve dolayısıyla hadisleri dikkate almayan “Kur’an İslam’ı” akımı içine giren pek çok türde fikri oluşum da, saydığımız 1 ve 2. Maddeleri bile kabul etmedikleri halde köktenci yaklaşımları nedeniyle bazı çevrelerce Selefi sayılabilmektedirler. Oysa ‘Kuran İslam’ı akımı’ asla Selefi sayılamaz. Zaten bütün bu bahs bunun için açtık: Eğer bugün aydınlar arasında oldukça yaygın olan “Kur’an İslam’ı” akımının müntesiplerini Selefilikle suçlarsak, yaptığımız haksızlık yanında, gerçeği arayan samimi Müslümanları da karşımıza alma aptallığını yapmış oluruz.

KUR’AN İSLAM’I” DERKEN…

Bununla birlikte içlerinde ciddi şekilde ‘aşırıya gitme örnekleri’ vardır:

  • Kur’an’ın son elçiyi referans verdiği(Ahzab,21) açıkken bunu reddeden elbette aşırıya gitmektedir.

  • Resulün örnekliğini kabul ettikten sonra bu konuda “hassas” davranıp “Saf sünneti” aramak haktır, ama sünneti dışlamak kuşkusuz aşırıya gitmektir.

  • “Kur’an bize yeter” sözünün doğruluğuna yaslanıp, sünneti Kur’an’ın önüne geçiren aşırıcı akımlara yönelik haklı eleştirileri gerekçe yaparak sanki Kur’an karşısında sünnet rakipmiş gibi sünnete karşı tavır almak, haddinden fazla dinde aşırı gitmektir.

  • Sünneti savunurken “Kur’an bize yetmez” diyen de “Kur’an bize yeter” haklı sözünü “Sünnet bize gerekmez” anlamında kullanan da dinde aşırı gitmektedir.

KUR’AN” DERKEN AŞIRI GİTMELER

  • Aklı muhatap alan Kur’an’ı anlamaya çalışmak elbette evladır, hatta vaciptir, buna kuşku yok; ama Kur’an’ı anlamadan da olsa okuyanları -salt okuma emri içeren ayetler olduğu için- aşağılamak, suçlamak dinde aşırı gitmektir.

  • Kur’an mucizeler anlatmaktadır. Herkes bu ayetlere derinlemesine nüfuz etmek durumunda değildir. Velev ki sizin görüşünüz üstün olsun; mucize ayetlerine lafzi yaklaşımla da olsa inananları akıl ve İslam dışı saymak dinde aşırı gitmektir.

  • Elbette geleneksel İslam anlayışı içinde sayısız şekle bürünmüş hurafe aşırılıkları mevcuttur. Ancak “toptancı” bir şekilde geleneksel dini hayatı “uydurulmuş din” diye etiketleyip kendi yaklaşımlarını “indirilmiş din” diye takdim etmek, tekfirci yaklaşımları andıran düzeysiz bir aşırı gitmedir.

  • Üstelik, sırf ehl-i sünnet olduğunu söyleyen bazı ‘aşırılık içindeki’ akımlardan hareketle, ana damarı “ehlu-r rey” (Rey/görüş/akılcılık ekolü) olan yaklaşımı toptan töhmet altında bırakarak reddetmek, İslam’ı tarihsiz ve geleneksiz bırakmak anlamına geldiği gibi, Kur’an’ın müktesebattan, bilgi birikiminden yararlanma yönünde ayetlerini (Al-i İmran, 3/159; Şûra, 42/38) görmezden gelen bir aşırılıktır.

KUR’AN SÜNNET’E KARŞI OLAMAZ

“Kur’an İslam’ı”nı savunanların genel yaklaşımlarını belirtmeye çalıştıksa da, bu değerlendirmeler her birisi için ayrı ayrı geçerli de olmayabilir. Ama aşırılığın “sünnet” ve “ehl-i sünnet” karşıtlığı şeklinde yaşandığı da bir gerçektir.

Üstelik Oryantalizmin 18. Yy’da başlattığı, İslam’ı çökertmek için yürütülen iki ayaklı proje tam da Kur’an İslam’ı akımının vurduğu yere işaret etmektedir: Bu saldırının ilk ayağı, İslâm'ın protestan, seküler bir dine dönüştürülmesiydi. İkinci ayağı ise bin yıldır Türkleri Avrupa ortalarına kadar götüren, diri ve bir tutarak dalga dalga büyüten ehl-i sünnet yaklaşımının çökertilmesiydi!

LUTHER’LERİN İSLAM’I

Mantar gibi türeyen ‘Müslüman Luther’lerin “Kur’an İslam’ı” anlayışı, bugün samimi ve nispeten eğitimli, aydınlanma çabasındaki önder muhafazakar tabakada büyük etki doğurmuş bulunmaktadır. Bu etki güçlerinden dolayı bu grupları Selefi ilan etmek ve cephe almak, Vehhabilik ve Kadızadelilerde yapıldığı gibi ötekileştikçe içe kapanıp kendi aralarında bütünleşeceklerinden korkulan sonuçlara bizi götürebilir.

Bu durum da İslam entellektüelleri ile avam arasındaki bağı ortadan kaldırabilir ki bu dikey bölünme, çok hassas olduğumuz yatay bölünmelerden daha kötüdür. Nitekim, şu anda yaşanmakta olan durum da tam budur.

HER TÜRDEN DİNDE AŞIRI GİTMEYE KARŞIYIZ

Takip eden dostlarımız da iyi bilir ki, geçmişte tarikat, tasavvuf, kelam alanlarında düşülen aşırılıklara karşı mücadelelerimiz oldu. Durmadan da devam edecek. Ancak günümüzün ‘öncel’i bu konudur. “Kur’an İslam’ı” akımı içindeki aşırılıkları örnekleyerek ve temizleyerek Kur’an’a ve Kur’an’la mutabık sahih sünnete sarılmak, yegane çıkar yol olacaktır. Tekfirci, etiketçi, hasmane tutumlardan sakınmak hayatidir. Allah, zihinlerimizi ve gönüllerimizi din konusunda her türlü ‘aşırılıktan’ korusun ve kurtarsın.

(Devem Edecek. 2/5)

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 23.10.2017 - 15:42 -223-
Bu sayfayı paylaşın :