ANAYASA DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ

-A A +A

16 Nisan 2017’de yapılacak referandumun konusu olan anayasa değişikliği ile ilgili bazı görüşlerimi özet olarak paylaşmak istiyorum.

İdeal hedeflere kademe kademe ulaşma metodu,“yetmez ama evet” şeklinde sloganlaştırılabilir. Dolayısıyla 18 maddelik anayasa değişiklik teklifi, yürürlükte olan ilgili anayasa maddeleri ile (ideal olanla değil!) karşılaştırılarak değerlendirilmelidir.

1.      İki başlılık

1982 anayasası bir ihtilal anayasası olarak cumhurbaşkanı Evren’e has olağanüstü yetkiler getirmişti. Ancak parlamenter sistemde yetkili bir başbakanla yetkili ve etkili bir cumhurbaşkanının çift başlı yönetiminin bazı sıkıntılara yol açması kaçınılmazdı. Nitekim Evren-Özal, Özal-Akbulut, Özal-Yılmaz, Özal-Demirel, Demirel-Çiller, Demirel-Erbakan, Sezer-Ecevit, Sezer-Gül,Sezer-Erdoğan arasında yaşanan ve ülkemiz için oldukça zararlı ve yıkıcı gelişmelere yol açan cumhurbaşkanı-başbakan sürtüşmeleri hafızalarımızda tazeliğini halen korumaktadır.

367 ucubesi ile meclisin cumhurbaşkanı seçimini engelleyen vesayetçilere karşı 2007 yılında yapılan referandumla, cumhurbaşkanının halk tarafından direkt olarak ve %50’nin üzerinde bir çoğunlukla seçilmesi esasına geçilmiştir. Bu her ne kadar hayırlı bir gelişme olmuşsa da iki başlı yürütme erkini (seçilmiş cumhurbaşkanı-seçilmiş başbakan) daha da tahkim etmiştir.

Ülkemizin menfaatleri bu iki başlılığın sona erdirilmesini gerektirmektedir. Bu, ya saf demokratik parlamenter sisteme geçmekle (başbakanlık sistemi) veya başkanlık sistemini seçmekle gerçekleşebilir.

2.      Yönetimde istikrar

Türkiye halen 65. hükümet ile idare edilmektedir. 1923-2017 yılları arasında hükümetlerin ortalama süresi 17,4 ay (1,4 sene) olmuştur. 94 yılda 65 hükümet kurulmuştur. Geçmişi gözlerimizin önünden geçirirsek böyle bir sistemle ve koalisyon kavgaları ile istikrarlı bir yönetimin mümkün olmadığını kolayca hatırlarız. Hâlbuki başkanlık sistemi ile yönetilmekte olan ABD’de 227 yıl içinde (1789-2016) George Washington’dan Donald John Trump’a 45 başkan yönetime geçmiştir. Başkanların ortalama süresi ise 5 yıldır.

Anayasa değişiklik teklifine göre cumhurbaşkanı ve hükümet 5 yıl süre ile görev yapacağından, geçmişte yaşandığı gibi bir takım otel-motel entrikalarına dayanan gensorular ile hükümetler düşürülemeyeceğinden, çeşitli koalisyon çalışmalarıyla vakit kaybedilmeyeceğinden ülkede daha istikrarlı bir gelişme ve kalkınma söz konusu olabilecektir. Bu konuda 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası yaşanan gelişmeler ve ülkemizin kaybettiği 5 aylık süre aydınlatıcı bir örnek olarak değerlendirilebilir.

Yakın tarihimizde Demirel, Türkeş, Erbakan, Özal gibi siyasi liderlerin de istikrar arayışı içinde olduklarıve başkanlık sistemini tartışmaya açtıkları bilinmektedir.

3.      Tek adam yönetimi

İnancımıza göre Peygamberler dışında hiçbir insan layüsel (hesap sorulmayan, sorumsuz) ve layuhti (hata işlemeyen, hatasız) değildir. Beşer şaşar. Hâlbuki mevcut anayasaya göre cumhurbaşkanı adeta layüsel ve layuhti bir konumdadır. Vatana ihanetin dışında suçlanamaz, yargılanamaz ve tek başına yaptığı işlemlerden dolayı yargıya gidilemez. Değişiklik teklifine göre ise cumhurbaşkanları meclise ve yargıya karşı sorumludur. Gerçekleştirdiği işlemler ile ilgili olarak yargıya gidilebilir. Bu sorumlulukla ilgili özel şartlar eleştirilebilir, ancak “yetmez ama daha iyidir”.

Mevcut statüde cumhurbaşkanı azledilemez, görevine son verilemez. Teklifte ise meclis, cumhurbaşkanı ve meclis seçiminin birlikte yenilenmesine karar verebilir. Yani cumhurbaşkanını bir anlamda azledebilir. Nihayet en fazla 5 sene sonra cumhurbaşkanı millet tarafından seçimle düşürülebilir, başka bir cumhurbaşkanı seçilebilir.

4.      Yasama, yürütme ve yargı erkleri

İdeal bir yönetimde yasama, yürütme ve yargı erklerinin var olması ve üst ast ilişkisi içinde bulunmaksızın birbirinden bağımsız olarak çalışması arzu edilir.

Mevcut sistemde yasama ve yürütme erkleri adeta müşterektir ve yürütmenin kesin kontrolü altındadır. Anayasa değişiklik teklifine göre de bu 3 erk mevcuttur. Ancak başbakanlık sistemi yerine cumhurbaşkanlığı sistemi gelecektir. Parlamento gene kanun yapıcı ve denetleyicidir. Hükümet ve başbaşkan meclisin içinden çıkmayacak, halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı hükümetin ve yürütmenin başı olacaktır. Hükümet genelde milletvekilleri arasından değil, meclis dışından seçilecek üyelerden teşkil edilecektir. Hükümette yer alan bir milletvekilinin vekilliği düşecektir. Bunun sonucu her erkin kendi asli işine yoğunlaşacak olmasıdır. Muhtemelen milletvekilliği şimdiki cazibesini yitirecek, milletvekilleri yürütme organı ile içli dışlı olamayacak, şimdiki gibi iş takibi yapamayacak, sadece kanun çıkarma ve denetleme yapmakla görevli olacaklardır.

Cumhurbaşkanının partisi ile ilişiğinin kesilmemesi illa da onun tüm milletin cumhurbaşkanı olmasını ve tarafsızlığını engelleyecek bir statü değildir. Öyle olmasaydı partili bir başbakan, partili bir belediye başkanı vb. de olmamalıydı. Kaldı ki yazılı metinlere göre tarafsız olması gereken bazı cumhurbaşkanlarının hükümetleri eksantriklikle suçlaması, anayasa kitapçığı fırlatması, yürütmeyi kilitlemesi, halkın başörtülü kesimine karşı adil olmayan tutumları vb. yaşanmış olaylardandır.

Değişiklik teklifine göre kendisini de yargılayabilecek yüksek yargıya cumhurbaşkanınca üye atanması tenkit edilebilir. Ama %51 ve üzerinde millet desteğine sahip bir cumhurbaşkanına bu yetkiler hemen hemen tüm ülkelerde verilmiştir ve bu konuda mevcut anayasadan pek de farklı bir düzenleme söz konusu değildir. Halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanına güvenilmeyecekse ortada izahı çok zor bir durum var demektir.

                  Kişi sevdiğiyle beraberdir

Gönül mecliste üyesi bulunan tüm siyasi partilerin katılımıyla bu anayasa değişikliğinin milletin onayına götürülmüş olmasını arzu eder. Ancak yakın geçmişte çalışan siyasi partiler anayasa değişiklik komisyonlarının mutabık kaldıkları maddeleri bile yasalaştıramayan bir siyasi süreçten geçerek bugünlere geldik.

                Referandum sonrası; 7 Haziran seçimlerini takip eden kaos, endişe ve pişmanlık benzeri bir ortama girilmesini, PKK, FETÖ, DAİŞ gibi örgütlerin ve bunların iplerini ellerinde bulunduran güçlerin hain niyetlerine hizmet edecek gelişmelerin yaşanmasını hiçbir millet evladının arzu etmediği açıktır. Cumhuriyet tarihimizin en önemli anayasa değişiklik tekliflerinden biri şimdi milletimizin engin ferasetine havale edilmiştir. Bu tarihi fırsatın en isabetli bir şekilde değerlendirileceğine inanıyorum.

                 Sonuçta her toplum layığı olduğu sistemle yönetilir. Ne bir eksik ne bir fazla.

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 23.02.2017 - 16:52 -1,275-
Bu sayfayı paylaşın :