Arif'e Tarif Gerekmez

-A A +A

Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de yeryüzünü felaket ve yıkıma götüren insanlık karşıtı ne kadar gelişme varsa, onların temelinde insanoğlunun kibri; kendisini başkalarından üstün ve kendini kendisine yeterli görmesi yatar.

Bırakınız tarihi, günümüzde yaşananlara bakınca azgın güçlülerin güçsüzleri ezip işlediği zulümler, bilhassa modern veya çağdaşlık adı altındaki iş ve işleyişle kendisine müthiş bir taban bulmaktadır. Batı’nın hak hukuk, kanun kural, ahlak vicdan tanımayan insanlık dışı uygulamaları, bitmez tükenmez ihtiras, büyüklenme, böbürlenme, kendisini her şeyden üstün görme anlayışının bir yansımasıdır. Ne yazık ki, bu anlayışın insanlık dışı defolu ürünleri allanıp pullanarak İslam coğrafyasına sunulmuş; Müslümanların sadece inanç değil; duygu, düşünce dünyasını alt üst edilmiştir.

Ülkemiz ve İslam dünyasında olup bitene bakılırsa ne anlatmak istediğim açıkça anlaşılacaktır. Gönül ve zihin yapımızın kodlarıyla oynanmıştır. “Neye inanıyoruz, niçin yaşıyoruz, nasıl tasavvurlarımız var?” sorusuna cevaplar bulmaya kalktığımızda karşılaştığımız manzara tüyler ürperticidir.

Yaratılışın temel gayesi olan İslam’ı, hayatın tamamına yayıp önceliklerimizi yeniden belirleyerek bu çerçevede ahlak ilkesinin merkeze alındığı bir ‘inanç, yaşayış, direniş, mücadele’ azim ve kararı gündemimize yer almalıdır. Vahiy öğretisinin öncülüğü ve risalet örneğinin ilhamı ile hem ülkemizde, hem de İslam toplumlarında ahlaki değerlerin egemen kılınması için gayret sarf etmek; bu mübarek gaye uğrunda -İslam ahlakı adına- planlı, programlı ve teşkilatlı bir şekilde mücadele etmek esas görevimiz olmalıdır. Ne var ki, milletimize dayatılan insan fıtratına aykırı hayat tarzı bizim için adeta farz haline dönüşmüştür. 

Gençliğimizde bizlere kazandırılan inanç, ruh ve heyecan ile Türkiye’yi en çok çeyrek asır içinde muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma hedefinin ve idealinin kırık küsur yıl sonra tosladığı pis gerçeklerden dolayı yaşadığım hayal kırıklığını dile getirmek için bu girizgâhı yaptım.

Mesele şu:

Birkaç gün önce, radyodaki canlı yayın programına katılmak için, otomobil ile yola çıktım. Her zaman olduğu gibi, Meydan camisinin bitişiğindeki Zafer kavşağında sola döneceğim, önceden sola dönüş işaretini verdim ve kavşağa girdim. Yani kavşak alanı içindeyim. Ne var ki, Meydan camisinin önünden ve bitişiğindeki tek yönlü yoldan araçlar hiç hız kesmeden, bizi kavşak alanı içinde beklemeye mecbur bırakarak, mübalağasız hemen hemen hepsi 50-60 ile yoluna devam etti. Ben dönüşü geniş aldığım için önümde az da olsa ilerleme mesafesi var ve yavaş yavaş yola devam edip kavşağı terk etmeye çalıştım.

Biraz daha ilerledim ki, kavşak dışından yine hızla gelen araç sürücüsü kornasını kullanarak sağıma sokuldu. Baktım, sürücü bayan, plakası da pek ala okunuyor. İhtimal ki, bu hanım, sürücü kursundan sertifika almaya çalışırken Trafik ve Çevre Bilgisi derslerine katılmadı. Yani Trafik kurallarından, ilkelerinden özellikle ‘kavşaklarda geçiş hakkı ’ndan habersiz.

Bu da benim zannım olsun. Hanımın aracının alımlı olması, kendisine trafikte çalım yapma havası katmış besbelli. Kim bilir, kendisi fakülte mezunu ve diplomalar sahibesi .

Buraya kadar tamam… Hanım kızımız, ‘trafikte her kural ihlalinin bir kul hakkı olduğunu’nu da mı bilmiyordu ki, diğer sürücüler gibi hak ihlali yapıp kavşak kolundan alana girdikten sonra kornasını kullandı; kendisinin sağ koldan geldiğini benim çok iyi fark ettiğim halde. Korna kullanma konusu ders kitaplarında güzel anlatılır, ancak Türkiye’de kornalar pek uyarı amacıyla kullanılmaz.

Özellikle o hanım sürücü için -kendisi bu yazıyı büyük ihtimal okuyacaktır- ayrıntılarına girmeden özet olarak belirtmiş olayım. Kavşaklarda geçiş hakkı, araçların aynı anda kavşak ağzına gelmesiyle oluşur. Kavşağa henüz girmemiş bir araç sürücüsü, kavşak içindeki sürücü ya da sürücülere geçiş hakkı sağlamak zorundadır. Acele davranıp bir an önce kavşağı geçeyim diye kavşağa girilmez ve kavşağa yaklaşırken hız azaltılır, kesinlikle artırılmaz.

“Türkiye’de kornalar pek uyarı amacıyla kullanılmaz!” demiştim, öyleyse niçin kullanılır, onu yazalım.

Yıllardır söylerim, ülkemizde kornanın kullanım amacı üçtür: 1-Karşı tarafa küfretmek için. 2-Yol karşılaşmalarında selam vermek için. 3-Misafirlik sonrası vedalaşmak için.

Düğün, nişan, sünnet, asker uğurlamaları ile siyasi ve benzeri kutlamalar konvoylarındaki -kabahatler yasasına göre yasaktır- kornaları sayıya dâhil etmedim.

Bu yazıya sonuç bölümü takıp takıştırma gayretiyle nefes tüketmeyelim, nasıl olsa kompozisyon dersinde değiliz. Atalar güzel söyler: “Arif ‘e tarif gerekmez.”

idris-dogan@hotmail.com

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 05.12.2016 - 15:04 -467-
Bu sayfayı paylaşın :