Sevgili Gençler! Değerli arkadaşlar! Niçin böyle oluyor, neden böyle olmaktadır? Daha da mühimmi, bütün bunların önüne nasıl geçebiliriz, bu saldırıları nasıl önleriz? Yahut bu durum karşısında nasıl bir pozisyon almalıyız? Bu sorulara cevap bulabilmek umuduyla kısa bir tarih turu yapmak istiyorum.
06.03.2019 16.06
671 okunma
Çanakkale'den Suriye'ye (2)
İsmail Aydın

                Önce Akif’e bir kulak verelim. Bakalım, Çanakkale Harbi’ni ateşten mısralarla nasıl anlatmış?

                Şu boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

                En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

 

                -Tepeden yol bularak, geçmek için Marmara’ya-

                Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya

 

                Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!

                Nerde –gösterdiği vahşetle “bu, bir Avrupalı”

 

                Dedirir –yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

                Varsa gelmiş, açılıp mahbesi yahut kafesi!

 

                Eski dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer

                Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer

 

                Yedi iklimi cihanın duruyor karşında;

                Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada

 

                Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk.

                Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.

 

                Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ

                Hani tâuna da züldür bu rezil istilâ…

 

                Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil

                Ne kadar gözdesi mevcud ise hakkiyle sefil

 

                Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

                Döktü karnındaki esrarı hayâsızcasına.

 

                Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz

                Medeniyyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.

 

                Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,

                Öyle müthiş ki, eder her biri bir mülkü harap.

 

                Öteden sâikalar parçalıyor âfakı

                Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;

 

                Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin

                Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

 

                Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam

                Atılan her lağamın yaktığı yüzlerce adam.

 

                Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

                O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer…

 

                Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak;

                Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.

 

                Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller

                Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

 

                Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere

                Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

 

                Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler

                Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

 

                Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

                Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman

 

                Hangi kuvvet onu, hâşâ edecek kahrına râm?

                Çünkü te’sis-i İlâhî o metîn istihkâm.

                ……….

                ASIM’ın nesli… Diyordum ya… Nesilmiş gerçek;

                İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek

 

                Şühedâ gövdesi, bir baksan a, dağlar taşlar

                O rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,

 

                Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;

                Bir Hilâl uğruna, ya Rab, ne Güneşler batıyor!

 

                Sevgili   Gençler! Değerli arkadaşlar! Niçin böyle oluyor, neden böyle olmaktadır? Daha da mühimmi, bütün bunların önüne nasıl geçebiliriz, bu saldırıları nasıl önleriz? Yahut bu durum karşısında nasıl bir pozisyon almalıyız? Bu sorulara cevap bulabilmek umuduyla kısa bir tarih turu yapmak istiyorum.

                Değerli arkadaşlar! Yukarıdaki sorularla sohbetimizin çerçevesini de çizmiş oluyoruz. Günümüzü daha iyi anlamamızı kolaylaştıracak, Suriye’de karşılaştığımız durumu daha iyi kavramamızı sağlayacak Malazgirt ve Niğbolu zaferlerinden ve son olarak da Çanakkale zaferinden söz edeceğiz. Dün karşımızda kimler vardı, bugün kimler var? Ve niçin karşımızdalar? Bekamız için bu sorunun cevabını doğru olarak bulmak zorundayız. (Gelecek hafta, Haçlı Avrupa’nın Hedefi Ne idi?)

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya