Aile hayatımızı düzenleyen kanunların ve Mevzuatın, Avrupa Birliğine Uyum Yasaları çerçevesinde yeniden oluşturulmasıyla, Memleketimizde KADIN CİNAYETLERİNDE patlamalar yaşanmaya başlandı.
31.08.2019 15.07
521 okunma
KADIN CİNAYETLERİNİN ARKAYÜZÜ
Kemal Cengiz (Emekli Müftü)

Aile hayatımızı düzenleyen kanunların ve Mevzuatın, Avrupa Birliğine Uyum Yasaları çerçevesinde yeniden oluşturulmasıyla, Memleketimizde KADIN CİNAYETLERİNDE patlamalar yaşanmaya başlandı. Uygulamanın yeni başladığı ilk yıllarda fazla göze çarpmayan bu cinayetler, son yıllarda vak'a-i âdiyeden/sıradan olaylardan sayılacak derecede artış gösteriyor. Gün geçtikçe de trendi yükseliyor. Bunun çaresi nasıl bulunacaksa araştırılmalı. Bu görev herkesten ve her kurumdan önce, Yasama Organı olarak MECLİSİMİZE (TBMM), Sonra da Yürütme Organının başı olarak HÜKÜMETİMİZE düşmektedir.

Toplum tepkisi sele benzer; kabarmadan çaresine bakılıp kontrolü sağlanarak önü alınmazsa, taştığında önüne geçilmez. Ayrıca, taşkın toplum olaylarının İNZİBATİ tedbir /güvenlik kuvvetlerimizin müdahalesi ile önlenmesi de mümkün değildir. Zira, her ailenin başına bir POLİS dikilmesi imkânsızdır.

Sorun Aile Hukuk sistemi kaynaklı MEVZUAT  değişikliği ile patladığına göre, onarıma da oradan başlamak gerekir. Sık sık patlayan su şebekelerinin onarımında bile takip edilen yol ve yöntem böyledir.

Bu durumda Aile Hukuk sistemimiz yeniden gözden geçirilmeli ve aksayan/patlayan yönler öncelikle ele alınmalıdır. Bu da Yasamanın görevidir. Atalarımızın, "Tereciye tere satılmaz" diye bir sözü vardır. Emekli bir Müftü olarak burada Hukukçularımıza Hukuk Dersi verecek değilim. Ancak, "tere" diye, "ısırgan" otu da satılmaz. Bu kadarını da bilirim. Modern Hukuku bilmem ama, İslam Hukukunu birçok Hukukçudan daha iyi bildiğimi iddia edebilirim. Buna göre demek istediğim şudur:

HUKUK, insanların haklarını ve vazifelerini düzenleyen sistem olduğuna göre, Hukuk Mevzuatı hazırlanırken; toplumumun yaşayış tarzı, örf ve âdetleri, gelenek ve görenekleri GÖZÖNÜNDE MUTLAKA bulundurulmalıdır. Bu KISTASLARA uymayan, hatta birçok yerde aykırılığı olan Hukuk Mevzuatı YÜRÜMEZ. İşte Aile Yapımızla ilgili mevzuattaki bugünkü sorun budur.

Toplumun hayat tazını, yaşam biçimini, örf ve adetlerini, gelenek ve göreneklerini öncelikle DİNİ İNANÇLARI belirler. Mecrasında/yatağında akan bir ırmağı tersine akıtmak mümkün olmadığı gibi; hayat mecrası DİNİ İNANÇLARI olan bir Milletin yaşam tarzını da, kanunlarla değiştirmek mümkün değildir. Nehrin önüne sedlar çekerek barajlar kurulup akışı konrol edilebildiği gibi; Milletin önüne de ÖRFÜNE İNANCINA uymayan kanunlar dayatılarak sosyal hayatı kontrol edilebilir. Ancak,  baraj dolduğunda patlamasını önlemek için ona nasıl ÇIKIŞ kapağı yapılarak gerektiğinde açmak zorunda kalındığı gibi; yaşam tarzına uymayan kanunlarla bunalan topluma da çıkış yolu açmak zorundayız. Bu da, toplumu bunaltan mevzuatı tekrar gözden geçirmekle olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti ile İMPARATORLUKTAN MİLLİ DEVLETE geçiş döneminde kabuk değiştiren Milletimizin Aile Hukukuna, İsviçre Medeni Kanunundan uyarlanan bir elbise giydirildi. Ama Millet şimdi büyüdü, neyin NE OLDUĞUNU anladı. Artık bu elbise Millete uymuyor. Hem de biçim, kostüm mal ve malzeme olarak Millete yakışır kalite ve kapasitede değil. Millet yaşam tarzına uygun kostüm ve kanun istiyor. Yok "illa bunu giyeceksin, Avrupalı gibi yaşayacaksın" diye ISRAR edililirse; işte o da böyle, DELİ GÖMLEĞİ gibi zorla giydirilen elbiseyi yırtıyor, kanunları delip geçiyor.

İşin gerçeği; bu cinayetleri işleyenler kadar, İNANCINA, örf ve adetine, özetle yaşam tarzına uymayan kanunları değiştirmeyenler de sorumludur. Kanunlarımızda suça tahrik ve teşvik edenler, AZMETTİRME suçundan ceza alıyorlar da, suç işlemeye âdetâ ZORLAYANLAR sorumsuz mu sayılmalı ?..

 

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kemal Cengiz (Emekli Müftü)
DİĞER YAZILARI

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Memleketi olan Ankara/Çamlıdare Ahatlar köyünde 1951 yılında doğdu. İlköğrenimi yıllarında Hafızlık ve Medrese Usulü Arapça tahsili yaptı. 1974 yılında Ankara Merkez (Tevfik İleri) İmam-Hatip Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden 1978'de BİRİNCİLİKLE mezun oldu.

Dini Yüksek Tahsilini yaparken aynı zamanda İmam-Hatip olarak göreve başladı. Mezuniyetini takiben yurdun çeşitli il ve ilçelerinde Vaiz, İlçe Müftüsü ve İl Müftü Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Toplam 43 yıl görevden sora 2016 yılında "yaş haddinden" emekli oldu.

KELÂM-I KEMÂL adıyla özlü sözlerini içeren bir kitabı yayımlandı. Dini, milli, ahlaki ve sosyal konularda çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda çıkan yazılarına devam etmektedir. Bu yazılarından aldığı derece ve ödülleri ile TAKDİR belgeleri bulunmaktadır. 2007 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca Türkiye çapında açılan "Hutbe Yarışmasında" BİRİNCİLİK ödülü bulunmaktadır.

Dini Yüksek İhtisas Eğitimi (İstanbulh-Haseki) yanında Uzmanlık derecesinde Arapça, orta derecede İngilizce biraz Farsça, biraz da Almanca bilmektedir.

Evli, iki oğulu  ve beş torunu bulunmaktadır.

YAZARLAR
...