Salyangoz ağır ilerler ancak asla geriye gitmez! Kaplumbağa yavaştır fakat yüz elli yıl yaşar…
06.03.2019 20.23
241 okunma
Sakin Yaşam
Ali Akça

Salyangoz ağır ilerler ancak asla geriye gitmez! Kaplumbağa yavaştır fakat yüz elli yıl yaşar…

Günümüzde ister istemez hepimiz hızlı yaşama takılı kaldık. Tüketim çılgınlığına odaklı günler biz farkına varamadan geçip gidiyor. Anlaşılıyor ki hız, hayatın en zehirli unsuru haline geldi. Kullandığımız ürünler seri biçimde geliştirilip yenileniyor. Teknoloji güzel, ancak hem ona yetişemiyoruz, hem de geleneksel keyif alma tarzımız kalmadı. Bir telaş abidesi olduk. Hıza bağımlılık tolerans düzeyimizi düşürdü. Sabır kelimesi anlamını yitirdi. Merhamette güneş gibi olmak bir yana, mum kadar ışık veremez duruma düştük. Öyle bir çıkmaza gelindi ki; insanlar küreselleşmeye karşı direnç göstermeye başladılar. Gürültülü tonları bırakıp sessizliğe, dokunulmamış ve bozulmamış yaşam yerleri aramaya koyuldular.

Sakin kent hareketi 1999 yılında İtalya’da başladı. Toskana eyaletinde bulunan Chianti şehri ilk sakin kent seçildi. Kısa sürede yayılan bu akım, otuz ülkede iki yüz elli iki şehre ulaştı. Ülkemizin “ilk sakin kenti” unvanını Seferihisar aldı ve diğer kasabalar bunu izledi. Yapılan üç başvuru (Ahlat, Kemaliye, Köyceğiz) ile sayının on sekiz olması bekleniyor. Sakin şehirler iyi yaşam için arzu edilmekte; geçmişin en iyisi aranıp, bugünün ve geleceğin en iyi imkânları sayesinde sıradan ancak huzurlu bir yaşam hedeflenmektedir.

Asırlardır karmaşık hale getirdiğimiz hayat, sürekli değişim arayan küreselleşmenin kıskacında sanki değişim telaşına dönüştü. Bu baş döndürücü hıza teslim olmak istemeyen bazı kesimler; eski çağlarda olduğu gibi sakin, telaşsız, doğasına uygun, geleneksel bir yaşam tarzı benimseme yolunu seçti. Özgün kentlerin yerel öz varlığı içinde sakin yaşam özleniyor. Düşünce yapısı, beslenme tarzı ve bakış açısı değişiyor. Adına yavaş yaşam denilen bir felsefesi oluştu. İnsanlar hayat tarzını daha çok doğallık ve dinginliğe doğru çevirdi.

Yavaş yaşam huzur demektir. Dostane, sağlıklı ve kaygısız, sakin ve bölüşmeyi bilen ilişkiler kurmayı arzuluyoruz. Bizi biz yapan sevgi, şefkat ve merhamet değil mi? Hepimiz arkadaşlarımıza ve sevdiklerimize dokunup sevgiyle kucaklaşmayı diliyoruz. Hızlı yaşamın tutsağı olmuşken bunları nasıl yapacağız? Sosyal medya ağlarının tutsaklığından kurtulmalıyız. Çevremizdekilerle yüz yüze görüşmelere önem verip, onlara sıcak bir merhaba diyebilmeliyiz. Hayatımızda önemli olan tatlıca, şefkat ve minnetle insana yaklaşmak, onu candan sevmek değil midir? Alexandre Dumas der ki: “İyi yavaştır, zira aşağıdan yukarıya doğru yükselir. Kötülük hızlıdır çünkü yukarıdan aşağıya düşer” Bu kadar kırgınlığa duyarlı ve mutluluğa odaklıyken sakinliğe alışmanın yolunu aramalıyız.

Şimdi geçer akçe, daha birkaç asra kadar aşina olduğumuz, sessiz hayatı yaşama sanatıdır. Yaşam kalitemizi bizi mutlu edecek bir ritimle belirgin derecede yükseltmektir. Bu miskinlikle, beceriksizlikle özdeşleşmiş gibi görünse de şimdi aranan değerdir. Çünkü en başta hızla yemekten, sevmekten, tüketmekten çok yorulduk. En son ne zaman yapacaklarımızı, yetişeceğimiz yerleri aklımıza getirmeden bir şey yaptık? Mesela deniz kıyısında ya da ormanda en son ne zaman yürüdük? Hep erteledik. Ne zaman cep telefonumuza bakmadan, fotoğraf çekmek için bile kullanmadan bir parkta vakit geçirdik?  Belki muhteşem hayatlar yaşıyoruz, ama tadımız, tuzumuz kalmamış.

Yolların, yıldızların tadına varmayı diliyorsak, hız tutkunu dünyanın alışkanlıklarını bırakalım. Yavaşlarsak yolların üzerindekileri gerçekten görebiliriz. Kendinizi soluk soluğa kalmış ve stres altında hissediyorsanız, derin nefes alın. Bloke olan beyninizi gevşetin. Temiz havanın tüm vücudunuzu dolaştığını ve stresi toplayıp dışarı attığını hayal edin. Göreceksiniz, hemen dinginleşeceksiniz. Ruhumuz yavaşlarsak rahat eder. İyilik, merhametlilik, vicdanımız şifayı durup dinlenmekte bulacağımızı söyler.

İnsan bazen sessiz, küçük bir sahil kasabasına gitmek ister. Bozulmamış tarihi dokusu, büyülü iklimi,  tertemiz denizi, yıpranmamış kıyısı, doğal insanları ve onların ürettiği ürünlerle iç içe sağlıkla fazla yorulmadan yaşamayı arzular. Hızdan uzak, inandığı gibi bir yaşam ister. Hayallerini, güneşin tadına, yıldızların zevkine vararak gerçekleştirmeyi düşünür. Doğanın kendisini aldatmayacağının farkında olarak, insanlara âşık, toprağa sadık olarak yaşamak ister. Gönlünü şükretmenin tüm güzelliğiyle doldurarak dünyamıza yeni şeyler katacak farklı insanlarla tanışmak, insanlar arasında kolay biçimde yaşamak ister. Lucius Annaeus Seneca’nın dediği gibi, “Mutlu bir hayat kendi doğasıyla uyum içinde olan bir hayattır”.

Çoğunluğumuz şehirde yaşıyor, toksinlerle dost, çevre kirliliği ile arkadaş olduk. Yemyeşil, her şeyin üretildiği köylerimizi bıraktık. Tası tarağı toplayıp geri köyümüze kaçalım desek, çoluk çocuk, eş dost ayaklarımızdan dibe çeker, hızlı yaşam bırakmaz. Sağlıklı mıyız, yaşam kalitemiz var mı, sanmıyorum. Çevre kirliliği akşam yemeklerimizde sos haline geldi. O halde sakin yaşama odaklanmalıyız. Değiştirebileceklerimizi değiştirmeliyiz. Umut da, mutlulukta içimizdedir, sadece onları harekete geçirmeliyiz. En hızlı hayvan çıta on beş yıl; en soğukkanlı ve yavaş hayvan kaplumbağa ise yüz elli yıl yaşıyor. Elbette, hiç birimiz ağır yürüyen kaplumbağaya dönüşmek zorunda değiliz.

Yavaş hayat, bir ütopya, bir fantezi gibi kulağa hoş geliyor, zaten doğanın da bizden istediği budur. Vaktin değerinin yeniden farkında olalım. Yakınlarımızın gönüllerini yapalım. Göz göze gelip, birbirimizi can kulağıyla dinleyip sohbet edelim. Durup soluklanalım, hayatın tadını çıkarmanın daha değerli bir yaşamın anahtarı olduğunu anımsayalım. Hayatın tadını kaçıranları hayatımızdan uzaklaştıralım. Yavaş yaşamda insanca bir hayatın amacı ve gizemi saklıdır. Tüketim odaklı bir hayatın insanlara mutluluk getirmediği anlaşılmıştır. Mutluluk içimizde, yaşanan andadır ve alışkanlık haline getirilebilir.

Hepimiz biliyoruz ki, hayat mutlular için doyumsuzdur. Nasıl yaşadığımızın bilincinde olup, her anımızı hissederek yaşamak bizi mutlu kılar. Bazı şeyleri yavaş yapmak tembellik değil, tam tersine doğru ve derinlikli bir amaca yöneliktir. Sağlıklı yaşamak istiyorsak doğanın gizemli mucizesine inanmalıyız. Doğadaki ışığı yakalamak, uzaklaştığımız gerçeklerle artık yüzleşmeliyiz. Standartlaştırılmış hayatlardan kurtulmak, yaşantımızda çeşitliliği, farklılığı artırmak hakkımızdır. Yaşamaktan zevk alacak bir hızda ilerlemeli, yolumuz üzerindeki çiçekleri koklayabilmeliyiz. Haydi, birkaç anlık da olsa yavaş bir şeyler yapalım!

Her anı yavaş yaşa,
Alış keyfince yavaşa,
Budur hayatın anlamı,
Girme hız ile savaşa…

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya