Bu makalemizde mizah, espri beklentisi olanlar şimdilik yazıların arasına serpiştirdiğim karikatürlerle idare etsinler. Konumuz ciddi. Hem de oldukça ciddi.
03.09.2019 18.02
1 yorum
1.697 okunma
Adamlar bu işin kitabını yazmış!
Ersoy Baba

Değerli misafirlerim.

Köşeme hoş geldiniz. Biraz kenarda, arada-derede ama neşeli bir köşedir.

Ankara’da Siteler’de bundan uzun yıllar önce yatık dönerci (Cağ kebapçı) vardı. Gülveren ile siteler arasında gecekonduların içindeydi. İki arabanın zar zor geçtiği mahalle arasına lüks arabalarla gelir yatık döner yerlerdi. Birkaç kere de ben arkadaşlarımla gidip yemiştim o yatık dönerden. Müthiş lezzetli yapardı. Belki öylesi Erzurum’da yoktu. O derece yani.

Sonraları bu yatık dönerci burada iyi iş tutunca ana caddede büyük bir yer aldı. Çok da lüks döşediği yeni yer hizmete başlayınca eski dükkanını kapattı. Oraya da gittim. Dışarda valeler, içerde papyonlu, yaldızlı işlemeli ceketleriyle garsonlar… Yatık dönerin lezzetinin nedense hiç farkında değilim.  Önce önüne gelen arabalar azaldı. Sonra valeler terk etti dükkânın önünü. Bir süre direndi ama müşterileri hızla kaybolup gitti.  Sonra da kendi.
Deyceğim odur ki benim köşe arada derede olmasına rağmen neşelidir. Müşterisi boldur. Lakin o gecekonduların arasındaki yatık dönercinin hikayesinden de ders aldığım için havalara girip baş köşelere çıkmıyorum. Gelen buraya da geliyor. Hem burası baş köşedeki abilerinki gibi gergin de değil. Neşe muhabbet kırla gidiyor. Onun için ne zaman gelseniz bu köşe iyidir. Sırf sizi kaybetme korkusuna New York Times’den, The Guardian’dan gelen teklifleri bile reddettim. Sevildiğinizi bilesiniz.

On beş belki de yirmi yıl önceydi. Bir kitap yazmış ondan da iki bin tane bastırmıştım. Hangi akla hizmetse; iki bin kitap. Önceleri ziyaretine gittiğim insanlara bir kutu baklava almak yerine aynı fiyata mal olmuş olan kitabımı götürüyor ve adına imzalayıp takdim ediyordum. Kitap yazmak, yazar olmuş olmak sizi karşınızdaki insandan bir gömlek üste çıkarıyordu. Hatta birkaç gömlek. Ezin ezebildiğiniz kadar. O kadar yani.

Almanya’ya gittiğimde kitaplarımdan da yanıma almıştım. Ziyaret ettiğim kişilere de birer tane imzalayıp veriyordum. Beraber gittiğimiz bir arkadaşımızın abisinin Köln’de Kahveci dükkânı varmış. “İlla uğrayalım” dedi. Ben oldum olası kahve köşelerini sevmem. Bir kere kahvede 2 saat zaman geçirmiştim. O da Sivas’ın Şarkışla ilçesine bir kış günü alacak tahsiline gittiğimde. Otobüs çok erken saatte indirmişti ilçede. O gün gördüğüm soğuğu bu yaşıma geldim bi daha görmedim. Sarkışla’ya bi kere daha gitmediğimden olsa gerek. Vakti geçirmek, bir de donmamak için kahveye girmiştim. O gündür bu gündür kahveye gitmem. Uzak olsun benden.

Arkadaşın ısrarına dayanamayıp abisinin kahveci dükkanına gittik. Şimdiki cafelerin minyatürü bir yer. 7-8 masa var. Adı Mehmet Karoğlu. Mehmet bey dünyanın her yerinde yapılan kahve çeşitlerini orada yapabiliyormuş. 50 çeşit kahve. Sıra sıra özel makinalar. Hepsi değişik işlere yarıyor. Oturduk, tanıştık. Birer kahvesini içtik. Çok etkilenmiştim. Kendisine hemen kitabımı çıkarıp ismine imzaladım. Takdim ettim. Çok memnun oldu. “Bir dakika müsaade” deyip arka tarafa gitti. Geldiğinde elinde benim kitabımın 4 katı genişliğinde büyükçe, sıvama kapaklı, özel bir kâğıda basılmış ve çok profesyonel birileri tarafından özel çektirilmiş fotoğraflarla “coffee culture” (Kahve Kültürü) adlı kitabını getirdi. Kendisi yazmış. Dükkanında sunduğu 50 çeşit kahvenin yapılışını tarif eden bir kitap. Kahvesi güzeldi. Etkilenmiştim. Ama kitabından daha da etkilendim. Hatta ezildim.

Sohbetimiz sırasında Almanya’da her 8 yetişkinden birinin kitap yazdığını söyledi. Kimi hatıralarını, kimi iş tecrübelerini, kimi şiir veya hikayelerini yazarmış. Bazısı 10 tane, bazısı bin veya on bin tane bastırırmış.  Türkiye’de bu oranın 100 kişide bir olması bile imkansızdı o zamanlar. Şimdi de çok farklı olduğunu düşünmüyorum.

O günden sonra sohbet ettiğim herkesi en azından hatıralarını, kendi hikayelerini yazması için ikna etmeye çalışırım. Pek azı buna niyet etmişti. Ama sadece bir ya da iki kişi yazmaya başlamıştı. Henüz bana imzalamadıklarına göre de devam ettirmediklerini sanıyorum.

Bu makalemizde mizah, espri beklentisi olanlar şimdilik yazıların arasına serpiştirdiğim karikatürlerle idare etsinler. Konumuz ciddi. Hem de oldukça ciddi.

Her mesleğin enteresan hikayeleri, başlarından geçen enteresan olayları vardır. Babamı kitap yazmaya zorladığım zamanlar yazmasında yardımcı olmuştum. Babam hakkında daha önce hiç duymadığım olayları o zaman öğrendim.  Yani başınızdan geçen olayları, hikayeleri hemen yazamasanız bile bir kenara başlık halinde, hatırlayacağınız şekilde yazın. Sonra altını doldurursunuz. Hatta bir olayı anlatırken birkaç olay daha gelir aklınıza, onları da başlık halinde not edin. Zamanınız olduğunda içini doldurursunuz. Yoksa olaylar zaman geçtikçe unutulur. Yaşlanırsınız, daha çok unutursunuz. Sonra sizinle gider. Geride kimse bilmez; dedesi, nenesi neler yaşamış, başından neler geçmiş?

Unutkanlık insanda yaşlanma alametiymiş. İnsan yaşlanmaya başladığında önce isimleri unuturmuş. Biraz daha yaşlandığında simaları unuturmuş. Yaşlanma ilerlediğinde tuvaletten çıktığında fermuarı çekmeyi unuturmuş. Bunun daha ileri safhası da; tuvalete girdiğinde fermuarı indirmeyi unutmakmış.

Siz, siz olun unutmadan yazın. İster yazın yazın. İster kışın yazın. Ama yazın.

Kalın sağlıcakla….

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
makale okumak alışkanlığım değil ama...
haber sitenize ve makalenize twitterdeki bir paylaşımdan denk geldim. Makale sevmem. Pek okumam da. ama yazınızı zevkle okudum. Bazen bu fazla mı sulu diye de düşündüm. ama eski makalelerinizi de okuyunca çok güldüm. bence harika üstat. bu tarzı devam ettirin. Vesikalık olarak da güzel bir resim denk getirmişsiniz. Size aitse o da harika:)))))
Yorum Ekleyen: mustafa kaya     9.9.2019 20:47:11
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Kayıp kimliği yüzünden 2019 seçimlerine kadar oy kullanamamıştı. 2019 seçimlerinde oy kullanamadığı tüm seçimlerin oyunu bir seferde kullanınca İstanbul seçimleri mahkemelik oldu. Seçimin iptali söz konusu oldu. Oylarının bu kadar etkili olacağını bilseydi valla da kullanmazdı. 

Mahallesinde Baba Ersoy olarak tanınan Ersoy Baba Bolu Mengen doğumludur. Mengenlidir ama sadece yemeyi bilir, yemeği yapmayı bilmez. Ersoy Baba Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti. Ankara Ticari İlimler Akademisinin her gün önünden geçmiş olmasına rağmen İstanbul'a taşınınca bu eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Ersoy baba bi ara sokak sokak, ev ev gazete dağıtıcılığı yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor....

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya