"Aşure" kelimesi Türkçemize Arapça'dan giren bir sözcüktür. Anlamı, "onuncu-gün" demektir. Müslümanların Takvimi HİCRİ yılın ilk ayı olan MUHARREM'in onuncu gününü ifade eden bir KAVRAMDIR. "Muharrem" kelimesi de yine Arapça'dan gelen bir isim olup "hürmet edilen, saygı gösterilen ay" demektir.
07.09.2019 10.12
2 yorum
588 okunma
AŞURE KAYNAŞMADIR !
Kemal Cengiz (Emekli Müftü)

"Aşure" kelimesi Türkçemize Arapça'dan giren bir sözcüktür. Anlamı, "onuncu-gün" demektir. Müslümanların Takvimi HİCRİ yılın ilk ayı olan MUHARREM'in onuncu gününü ifade eden bir KAVRAMDIR.  "Muharrem" kelimesi de yine Arapça'dan gelen bir isim olup "hürmet edilen, saygı gösterilen ay" demektir.

Müslümanlar arasında Muharrem ayının "hürmeti hak eden" birçok hatırası vardır. Birçok Peygamber ve Ümmetiyle ilgili ON maddenin üzerinde sıralaması yapılarak İslami kaynaklarda tek tek anlatılan bu hatıralardan biz burada konumuzu taşırmadan sadece ikisini ele alacağız. Bu ikisi bile, belki de taşıracaktır; ama konunun bütünlüğü bakımından yarıda bırakamayacağımız için şimdiden okurlarımızın anlayışını beklerim:

1- AŞURE VE NUH PEYGAMBER: Aşure günü;  Nuh Tufanından sonra Insanlığın yeryüzüne yeniden ayakbastığı gündür. İslam Tarihi kaynaklarında anlatıldığına göre; Hz.NUH (A.S.)ın, Kur'an'da da Macerası anlatılan GEMİSİ, Aşure günü karaya oturmuştur. Hz.Nuh'a inanmayanların tamamı Tufanda boğulup yok olmuşlardır. Bunun için Hz.Nuh ve ona inanıp gemisine binerek kurtulanlar;  İnsanlığın İKİNCİ NESLİ kabul edilir.

Hz.Nuh ve İnananları yeryüzüne dağılmadan önce, Aşure günü SON YEMEKLERINİ; gemiye aldıkları erzak çuvallarının dibinde kalanları KATIŞTIRARAK hazırlayıp yedikten sonra  kucaklaşarak vedalaşıp ayrılmışlardır.

Bugün çeşitli hububatın/tahılların karışımı ile yapılıp ikram edilen AŞURE; O günün hatırasını ANMA anlamı taşımaktadır. İçindeki TATLI ise, ikrama ilgiyi arttırmak için sonradan ilave edilmiştir.

İslam geleneğinde bugünün hatırasına SULTANLAR tarafından kazanlar kurulup halka AŞURE İKRAMLARI dağıtılırdı. Bugün kaybolan birçok güzellikler arasına karışıp kaybolmadan bu AŞURE  geleneğimiz HALA halkımız tarafından, Nuh Peygamberin SÜNNETİ olarak yaşatılmaktadır. "Allah kabul etsin!"

Kıssadan hisse kabilinden bu AŞURE KISASINDAN ÇIKARILACAK HİSSE ŞUDUR:  

İnsanlığın ikinci Babası sayılan Hz.Nuh ve   İnananları Yeryüzüne dağılmadan önce GEMİDE birlikte yedikleri SON YEMEKLERİNİ, her birinden azar azar kalan; bir çeşidinden yapılırsa kimseye yetmeyecek olan ERZAKI KATIŞTIRARAK hazırlayıp yemişlerdir.

Bunun anlamı; "tek kişinin gücü ve imkânı herkese yetmez; ama katıp-karıştırılarak kaynatılmak suretiyle  birleştirilirse herkese yeter ve herkes güç bulur" demektir. Bu hikmetten aldığımız ilham ile yazımızın başlığını "AŞURE KAYNAŞMAKTIR" diye paylaştık.

Bir de, Hz.Nuh'un  bu son yemekle belki de demek istediği şudur: "Ekmek kavgasıyla birbirinizi kırmayın; ekmeğinizi paylaşırsanız, hepiniz doyarsınız!" demek istemiştir.

2- AŞURE MATEMİ: Aşure günü;   Müslümanlar için HÜZÜN/MATEM-YAS günüdür. Sevgili Peygamberimizin, "İki kuzum, iki gözüm" anlamında "GÖZLERİMİN NURU" dediği Torunlarından Hz.HÜSEYİN Efendimizin HUNHARCA KERBELA'DA ŞEHİD EDİLDİĞİ gündür.

İslam Dünyasında Hz.Nuh'un SÜNNETİ olan AŞURE, daha çok SÜNNİLERCE sürdürülürken; Hz. HÜSEYİN'in şehadetine MATEM VE YAS TUTMA geleneği ise, daha çok ŞİİLERİN/ALEVİLERİN ŞİARI olmuştur. Ayrıca, İslam Dünyasındaki bu Sünni-Şii AYRILIK-GAYRILIĞI da; Hz.Hüseyin'in şehadeti kadar ÜZÜCÜDÜR!

İslam'da adına MEZHEP dediğimiz birçok farklı görüşler oluşmuştur ve hâlâ da oluşmaktadır. Ama bunların hiçbiri SÜNNİ-Şİİ' ayrılığı kadar keskin ve KESİCİ olmamıştır. Duvardaki taşların kimyasal yapılarındaki farklılıklar gibi; Mezhep ve görüşlerimiz farklı olsa da; aynı duvarın ÖN VE ARKA YÜZÜ gibi birbirimizle sırt sırta verip İslam yapısında kaynaşmamız gerekirken; herkes  kendi Davasında kendi duvarını (Mezhebini) ayrı ayrı oluşturarak BİRLEŞMEYE SED ÇEKİLMEKTEDİR.

Yine kıssadan hisse kabilinden İslam Alemi olarak bu ÜZÜCÜ olaydan da çıkarmamız gereken dersler vardır:

Hz.Hüseyin'in şehid edilmesinin üzerinden BİNÜÇYÜZ/küsur yıl geçmesine rağmen, bu yara kapanmamıştır; hâlâ da KANAMAYA devam etmektedir. Çünkü izi kalan yara kapanmaz. Hele de bu yara, Hz.Peygamberimizin Torununun yarası olursa hiç kapanmıyor.

İslam Tarihimizde Kanlı KERBELA OLAYI denilen bu ÜZÜCÜ hadiseden "çıkarmamız gereken" dediğim derslerden, burada birkaçına değinmek isterim:

a- Hz.Hüseyin Efendimiz, kimseyi öldürmeden kendisinin ŞEHİD olmasıyla İslam Alemine, "Sorunlarınızı, birbirlerinizi üzmeden,  öldürmeden,  yaralamadan ve karalamadan KARDEŞÇE çözün! " demek istemiştir. Yüce Allah da kitabında, "Onların (Müslümanların) işi, aralarında MÜŞAVARE iledir" (Şura/38) buyurmaktadır. Biz ise hala tartışıyoruz. Yara kaşındıkça kapanmaz, daha çok azgınlaşır. Hatta kangrenleşip organın kesilmesi neticesine götürür; yani kan dökülür. İşte durum bugün bu hale gelmiştir. Yarayı kaşıyan, düşmanlarımızdır; ama kesilecek olan organ ve acıyacak olan CAN bizimdir. Yüce Allah kitabında, "Herhangi bir konuda  anlaşmazlığa düştüğünüzde, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne götürün!" (Nisa/59) buyurmaktadır.

Bu ayette konun "Allah'a ve Resulüne götürülmesi" demek; "meselenin Kur'an ve Sünnete göre çözülmesini istemek" demektir.  Burada DİKKATİMİZİ çekmasi gereke diğer bir husus ise; ayette, " "Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız" buyurulmasıdır. Bu ifadede Müslümanların Vicdanlarına da dokunuş vardır. Yani; "bütün bunlara rağmen kalbiniz/vicdanınız yine de rahatlamazsa; işin bir de öbür tarafı/ AHİRET vardır; oradaki Mahkeme-i Kübra'ya / (Allah huzurunda yapılacak olan) Büyük Mahkemeye havale edin" hatırlatması yapılmaktadır.

Allah'ın emir ve tavsiyesine göre gerçekte ÇÖZÜM FORMÜLÜMÜZ böyle olması gerekirken; özellikle Şİİ'

/ALEVİ kardeşlerimiz konuyu AHİRETE BIRAKMADAN DÜNYADA halletme çabasıyla  AYRI bir yol tutmuşlardır. Sünni Müslümanlar da onlara, "ayrılıkçı grup" anlamında Şİ'A demişlerdir. Kendilerine de, "Hz.Peygamberin yolundan gidenler" anlamında "SÜNNİ/Ehl-i Sünnet" denilmiştir.

b- Hz.Hüseyin'in şehid edildiği olmaz olası KERBELA Olayının İslam Alemine bıraktığı MEŞUM miraslarından biri de, Müslümanların HAKLILIK iddialarıyla bölünüp parçalanmaları olmuştur. Yüce Rabbimiz Hayat REHBERİMİZ olan kitabında, "Çekişmeyin sonra dağılırsınız da gücünüz-kuvvetiniz kaybolup gider" (Enfal/46) buyurmaktadır. Buna rağmen; Müslümanlar olarak bizler "BİNÜÇYÜZ" yılı aşkın bu davada;  sanki bugün olmuş gibi hala tartışıp çekişiyoruz. Bu NİZA' bizi paramparça etmiştir. Bu bölünme, bu ayrılık İslam'ın değil; düşmanlarımızın işine yaramaktadır. Ahirete gerçekten inanıyorsak, HAKLIYI-HAKSIZI niçin oraya bırak mıyoruz? Burada bu NİZA'IN bize ne faydası var? Dünyada her meselemizi hallettik de, Ahirete bırakmamız gereken bu meselemiz mi kaldı? Diyelim ki, Ehl-i Sünnet  "Biz haklıyız" veya Şi'a " Biz haklıyız" dedi.

 NE olacak? Yani, ELİMİZE NE GEÇECEK?

c- Hz.Hüseyin'in şehadetiyle başlayan bu çekişme bize şunu da göstermiştir: Müslümanlar olarak HAKLILIK iddiasıyla bölünmemeliyiz; HAKK'ı müdafaada SAFLAŞMALIYIZ!  Yüce Rabbimiz kitabımızda, "Şüphesiz Allah,  birbirlerine  taşları kuşunla kenetlenmiş sağlam binalar gibi (sarsılmaz) saflar tutarak savaşanları  sever" (Saf/4) buyurmaktadır.

İslam Alemi olarak bu hâlimizle bizler, kenetleşmiş saflarımızı düşmana karşı değil; birbirlerimize karşı KİNLEŞEREK tutuyoruz.

Allah'ın emrini tersinden  anlıyoruz. Kendimize gelelim !

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Selamlama
Değerli hocam; ilk yazınızı bu gün okudum.Mustafa Yıldız arkadaşımla yaptığı sohbette sizi tanımış oldum.Aslında yazarları takip ederim ama bu sıra okuma ve takip işini ihmal ettim. Güzel bir anlatımla sade ve akılda kalıcı verdiğiniz bilgiler için teşekkürler.Yeni ufuk açıcı yazılarınızda buluşmak dileği , Selam ve dua ile.
Yorum Ekleyen: hasan mutluoğlu     9.9.2019 20:42:06
Aşure Kaynaşmadır.
Kaleminize,yüreğimize sağlık Kemal Cengiz hocam.Güzel tespitler,sade,akıcı,berrak ve anlaşılır bir uslüpla kaleme aldığınız yazı inşallah kaynaşmamıza katkıda bulunması dileğiyle,teşekkür ediyorum.
Yorum Ekleyen: Mevlüt Ayhan     7.9.2019 23:34:12
Kemal Cengiz (Emekli Müftü)
DİĞER YAZILARI

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Memleketi olan Ankara/Çamlıdare Ahatlar köyünde 1951 yılında doğdu. İlköğrenimi yıllarında Hafızlık ve Medrese Usulü Arapça tahsili yaptı. 1974 yılında Ankara Merkez (Tevfik İleri) İmam-Hatip Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden 1978'de BİRİNCİLİKLE mezun oldu.

Dini Yüksek Tahsilini yaparken aynı zamanda İmam-Hatip olarak göreve başladı. Mezuniyetini takiben yurdun çeşitli il ve ilçelerinde Vaiz, İlçe Müftüsü ve İl Müftü Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Toplam 43 yıl görevden sora 2016 yılında "yaş haddinden" emekli oldu.

KELÂM-I KEMÂL adıyla özlü sözlerini içeren bir kitabı yayımlandı. Dini, milli, ahlaki ve sosyal konularda çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda çıkan yazılarına devam etmektedir. Bu yazılarından aldığı derece ve ödülleri ile TAKDİR belgeleri bulunmaktadır. 2007 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca Türkiye çapında açılan "Hutbe Yarışmasında" BİRİNCİLİK ödülü bulunmaktadır.

Dini Yüksek İhtisas Eğitimi (İstanbulh-Haseki) yanında Uzmanlık derecesinde Arapça, orta derecede İngilizce biraz Farsça, biraz da Almanca bilmektedir.

Evli, iki oğulu  ve beş torunu bulunmaktadır.

YAZARLAR
...