Refah ve barış içinde birlikte yaşamamızı sağlayacak; güvenliği, mutluluğu temsil edecek bir yönetim şekli istiyorduk. Toplum olarak yoksulluk, yolsuzluk ve israfa karşı çok büyük alerjimiz vardı. Yağma ve zulümüm karşısındaydık.
10.09.2019 00.34
1 yorum
1.009 okunma
Kahramanların Çilesi
Ali Akça

Refah ve barış içinde birlikte yaşamamızı sağlayacak; güvenliği, mutluluğu temsil edecek bir yönetim şekli istiyorduk. Toplum olarak yoksulluk, yolsuzluk ve israfa karşı çok büyük alerjimiz vardı. Yağma ve zulümüm karşısındaydık.

Bugünkü pencereden baktığımızda dünyayı değiştirmeyi iyi düşünmüşüz ancak kendimizi değiştirmeyi pek akıl edememişiz. Oysa değişim önce kendimizden başlamalıymış. Çilenin bol olduğu gençlik yıllarımızda dört kahraman bizi çok etkilemişti. Şimdi cennet yolunda bekleyen bunlardan üçü günümüz itibariyle bu dünyadan gitmiş bulundu. Nice sağlıklı yıllar dilediğim dördüncüsü ise yaşamını sürdürüyor.

Necip Fazıl Kısakürek; Üstadın eserlerini yetmişli yıllarda tanıdım, “Çile” kitabını lise yıllarımda ezberledim. O yıllarda Nazım Hikmet’in şiirlerini de okudum. Üstadı tanıdıktan sonra “Raporlar” dâhil ona ait yazılı ne varsa arayıp bulup hepsini okumuştum. O yıllarda dindarlar çekinerek yaşarlardı. Gençliğin verdiği güç ve heyecan içinde beni en çok şu mısralar çok etkilemişti:

“Ektik, ektik yetişecek,
Çoğu gitti, azı kaldı,
Bütün yollar bitişecek,
Çoğu gitti azı kaldı.”

İdealist gençlerdik, “Önce Vatan” aşkı bizi yakıp kavururdu. Ülkümüze; adalete, dürüstlüğe, insanca yaşamaya yetişelim diye hep bir şeyler ekmeye çalıştık. Bir gençlik yetişip kemale erince hep birlikte mutlu olacaktık. Sonra umudumu hep canlı tutan aşağıdaki mısralar ruhumu sardı:

“Gökten bir el yaşlı gözleri siler,
Şenlenir evimiz barkımız bizim.” 

Bizim de evlerimiz şenlenmeliydi. Yıllar sonra gökteki el bize bir fırsat verdi. Çünkü zorluklar kahramanlık için bir fırsattı. “Yokuşlar kayboldu”, düze çıktık, yaşlı gözlerimiz silindi, sırma koltuklar sahibini buldu ancak cefa çekenlerin, isimsiz kahramanların evleri barkları nedense şenlenmedi. Bir eli yağda, diğer eli balda fırıldak gibi dönen bir zümrenin dışında herkes kaçan bir hayale benzedi. Şimdi yokuşta patinaj yapan bir araç nasıl gerilerse, biz de öyleyiz. Bağlar bozuluyor, güz yaprakları düşüyor.

Şule Yüksel Şenler; gazete yazıları ve konferansları ile ünlendiği günlerde romanını okudum, kendisini hiç tanımadım, “Huzur Sokağı” romanı o dönemlerde muhafazakâr kesimde dillere destandı. Aslında o dönemlerde doğan her Müslümanın hayatı bir romandı. Şenler’in sözleri “dava insanı” herkes için bir kılavuz gibiydi. Başörtünün dindar mücadelede öne çıktığı ve siyasi simge olmaya yüz tuttuğu; dava gücünün ateşlediği korkusuz dönemdi. Bir kadın baş örtme tarzını özgünleştirerek öncüsü oluyordu. Ancak, ilerleyen yıllarda başörtüsü şekilden şekle sokulacaktı ve apaçık siyasi simge olacaktı. Kimileri toplumun ayrışmasında en büyük rolün bu simgenin olduğunu ileri sürdüler. Bu mücadele durmaksızın sürdü, gitti.

Cahit Zarifoğlu; üniversite yıllarında “Mavera” dergisiyle tanıştığım ve zaman zaman bol sohbetler yaptığımız bir ağabeydi. Akif İnan onun için “anadan doğma şair” diyor. Rasim Özdenören; onun şiirlerini kapalı ya da zor anlaşılır bulur. Alim Kahraman “Zarifoğlu’nun dünyasına yeni bir iklime girer gibi girersiniz. Yeni bir iklime girince nasıl değişiyorsa insan, öylece değişirsiniz” der.  O bir şiir dehasıydı. “İşaret çocukları” şiirinden işte birkaç mısra;

“…Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları…”

Hekimoğlu İsmail’in Minyeli Abdullah romanı. Bu romanın yazıldığı yıllarda doğmuşum. O zamanlar baskılar, sorgular, hapisler olurmuş. Yazarı şimdilerde bile yazmaya, okumaya ve konferanslarına devam ediyor. Kendisiyle yetmişli yılların sonlarında bir kez tanışma fırsatım buldum.

Bu dörtlünün çoğunun geceleri karanlık, yokluğun olduğu sıkıntılı günlerdi. Cami bahçeleri insanların sohbet ve iletişim yeriydi. Şimdilerde sadece gönüllerin makam, mevki ve para ile okşandığı “sefa sürme yılları” yerine o günlerde “çile çekme nöbetleri” vardı. Vefa vardı, sıkıntı içinde olan arkadaşlar görülür, ziyaret edilirdi. Bugünkü gibi ahlak erozyona henüz oluşmamıştı. Bir “davamız” vardı, önemliydi, gerisi teferruattı. Bugün tüm zihinlerde köşe kapma, bir sırma koltuk yakalama, çabuk zengin olup sefa sürme çabası zihinleri işgal ediyor.

O sıkıntılı ve vefa dolu günleri bazen özlüyorum. Bugün adalet, liyakat ve vefa maroken koltuklar arkasında adeta kayboldu. İktidar gücü ve körlüğü çile çeken kahramanların verdiği mücadele döngüsünü unutturdu. Kimse huzur peşinde değil. Sadece sırma koltukları kaybetmemek için yapılması gereken ne varsa o yapılmaktadır. Bürokraside baş döndürücü değişimler yaşanmakta; bürokratların özel yaşamında iki dudaktan çıkan bir kararla ya sefa sürmesine veya çile çekmesine neden olunmaktadır. Gökteki elin bile; toplumun yarısının benimsemediği bir yönetim sistemini haklı bulacağını kimde düşünmüyor.

Çile çekenlerle sefa sürenler aynı davanın hep farklı kişileridir. Davası uğruna ateşte bir mum gibi eriyen kahramanlar vardır. Fırsatını yakalayıp ateşte toprak gibi sertleşip sefa sürenler olduğu gibi. Kahramanları verdikleri uğraş ve savaşlar değil, vefasızlık yaralar. Heinrich Heine der ki: “Kahramanlar sahneden çekilince, onların yerini soytarılar alır.”

Öyleyse, toplumda aile hayatının güzelliği yeniden inşa edilsin! Ülkemizin sıkıntılarını birlikte göğüsleyip, imkânlarını kardeşçe paylaşalım. Vatana bağlılığı daha güçlü biçimde canlandıralım. Hak ve özgürlükleri kısmadan yaşayalım. Anadolu halkını yoksul ve perişan yaşamaktan kurtarıp bolluğa kavuşturalım. Korku, kaygı, endişe duymadan, ürkmeden yaşayalım. Doymayan, kanmayan, yeter görmeyen bir hırsla; “hep bana Rab bana” duygusu içinde olmayan bir nesil yetiştirelim.

Dileyelim kahramanlara zorunlu olmadıkça ihtiyacımız olmasın! Zira onlara ihtiyaç duyan ülkeler mutsuz ülkeler olacaktır.

Ali AKÇA

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
ÇİLEKEŞLER
Çileler, toprağa ekilen tohumlardır. Kendisi çürür amma ürünü ortaya çıkar. Rahmetli bir Hocadan dinlemiştim: Necip Fazıla "Üstad şu kadar güzel konuşuyorsunuz,lakin namaz niyazdaki ihmalleriniz, sigara içmeniz... Bu şekilde gençliğe nasıl faydalı olacaksınız?" denildiğinde "Evlat! Biz gübreyiz. Siz o gübrelikte yetişen fidansınız" demiş. Allah bütün çilekeş müminlere rahmet eylesin
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     10.9.2019 10:44:27
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya