“Bu yazı dizisiyle belli başlıklar halinde sıralayacağım toplumsal sorunlarımız hakkında özet cümleler takdim etmeyi düşündüm. Her biri hakkında ciltler dolusu kitap yazılabilecek bu konuları, birkaç cümleyle ifade etmenin yararlı olacağını umarım.”
21.09.2019 10.13
1 yorum
1.053 okunma
TANIMLAYICI ÖĞÜTLER (V)
“ŞERİAT TARİKAT YOLDUR VARANA”
Mustafa Yıldız

         “Bu yazı dizisiyle belli başlıklar halinde sıralayacağım toplumsal sorunlarımız hakkında özet cümleler takdim etmeyi düşündüm. Her biri hakkında ciltler dolusu kitap yazılabilecek bu konuları, birkaç cümleyle ifade etmenin yararlı olacağını umarım.”

(“Tanımlayıcı Öğütler” yazı dizisinde sorunlarımıza özet birkaç cümleyle temas edeceğimi söylememe rağmen bu yazının uzun olması nedeniyle hoşgörünüze sığınıyorum)

 

         Arapçada tarik (yol) kelimesinin çoğulu, tarikattır. Yollar anlamına gelir.

         İslam’ın ana kaynakları olan kitap ve sünnete bağlı kalmak şartıyla farklı yorumlar ve dinî yaşayış tarzı olarak anlaşılır. Genellikle bir merkezî kişiye (şeyh, üstad, mürşid gibi bir kişiye ) bağlı olarak oluşan topluluğun oluşturduğu bir cemaattir. Genel anlamıyla tasavvuf olarak anılır.

 

         Hakkında sayısız kitap yazılan, İslâm tarihi boyunca bitmez

tükenmez tartışmalara sebep olan, aşırı uçlarda gezinenlerin

birbirlerini küfürle itham ettikleri bir alanda konunun uzmanı olmamakla

beraber fikrimizi söyleme özgürlüğüne sahip olduğumuzu

düşünerek birkaç tespitte bulunmak istiyorum:

 

         Tarikat ve şeriat savunucuları, tartışmalarla kendi kendilerini uçlara

iterek gereksiz bir kavgaya ve kafa karışıklığına neden olmuşlardır.

Müslümanların kafa karışıkları sonucunda medeniyetleri çökmüş,

siyasi yapıları dağılmış, ekonomik ve kültürel yapıları tam

bir mağlubiyet yaşamıştır. Sağlıklı bir düşünce yapısına sahip olan

önemli bir Müslüman kitle olmasına rağmen, dış dünyanın da etkisiyle

din ve düşünce hayatına daha çok kafa karışıklığı hâkim olmuştur.

Bu kafa karışıklığı hâlâ devam etmektedir. Öyle ki

yazarlarımızın kitaplarını işgal etmeye de devam etmektedir.

İzninizle ben olayı şöyle formüle etmek istiyorum:

 

         Bedenle şeriat, ruhla tarikat, akılla hakikat, kalble marifet.

 

         Tartışmalar şuradan çıkıyor:

         Bir bütünün dört parçası olan bu kavramlardan birine odaklanan

kişi, bir öncekileri veya sonrakileri yok sayarak aleyhte bir tavır

sergiliyor. Hâlbuki beden, ruh, akıl, kalb hep birden bir insanın biyolojik

ve manevi varlığını ifade ediyor.

Herkes konuya nasıl bakar bilmem ama bendeniz 1982’de

yazdığım (basılmamış) İslam’ın Temelleri adlı kitabımda şu tespitlerde

bulunmuştum:

 

         “Yukarıda saydığımız ilim yollarından başka, “feyiz yoluyla

kalbe bir manânın doğmasına ilham” diyoruz. Yani hiçbir gayretimiz

yokken ve durup dururken şuurumuzun pasif olduğu bir anda

bir mananın kalbimize doğuvermesidir. Ancak bu ilhamın kaynağı

Rahman mı, şeytan mı? Bunu kati olarak bilemeyiz. Bu sebepten

de ilham yoluyla insanda hâsıl olan bilgi, kati bilgi sayılmaz. Ve

onunla amel etmek vacip olmaz. Ancak peygamberlere vaki olan

ilham Allah’tandır. Ve kat’i bilgi sayılır. Çünkü şeytan onlara musallat

olamaz. Onlar Allah’ın korumasındadırlar. Peygamberler dışında

kim olursa olsun “Bana şöyle ilham oldu, kalbime şöyle

doğdu, ben bunu keşif yoluyla öğrendim.” şeklinde konuşanların

bu sözleri kati bilgi sayılmaz. Velev ki bu sözler Allah’ın en büyük

evliyasından olarak tanıdığımız biri tarafından söylensin. Bu sözlerden

kitap ve sünnete uygun olanları kabul edilir ve kendisiyle

amel etmek caiz olur. Değilse reddedilir ve sahibine iade edilir.

Hülasa; ilham, ehlisünnet itikadınca esbab-ı ilimden (ilmin vasıtalarından)

sayılmamıştır.

         Yeri gelmişken bir konuya temas edelim.

         Biz, pek çok tarikat erbabının tertemiz bir İslâm ve takva yolu

üzere olduğuna inananlardanız. Bizce tarikat, şeriatın mektebidir.

Daha doğrusu asırlarca bu görevi ifa etmiştir. Ancak günümüzde

şeriatı bilmeden tarikatın mertebelerine kurulmak isteyen

cahiller var. Aciz kanaatimize göre, bunlar yanlış bir yol yordam

tutmuşlardır.

         Bir gül bahçesi yetiştirmeyi düşünelim: Toprağın ekilmesi, bakımı,

sulanması gibi birçok hizmetler gerekir. Yorulmak, terlemek

gerekir. Sonra sabırla mevsimi beklemek lazımdır. Bütün bunlardan

sonradır ki, gül rayihaları arasında aradığımız saadeti bulabiliriz.

Bahsettiğimiz kişiler, bu ameliye ve safhalardan geçmeden muhayyel

bir bahçede dolaşıyorlar.

Anlatmak istediğimiz şudur ki; önce şeriatı (dinimizi) hakkıyla

öğrenmeli; hayatımızı ibadet, ilim, takva ve güzel ahlâkla süsleyerek

yavaş yavaş İslâm ahkâmının feyizli neticelerini elde etmeliyiz.

 

         Ancak bundan sonradır ki, bir tohumun yeşermesi gibi kalbimizde

hakikatin tomurcuklarını hissedebiliriz. O zaman, kalp aynasından

hakikat ve hikmetin güzelliklerini seyredebiliriz.

 

         Şunu da ilave edebiliriz ki; tarikatın şeyhi, kendisini hadisatta (beşeri ve tabii olaylarda) tasarruf sahibi görmeyip bir öğretmen olarak gördükçe;  bir mürit de şeyhine tapınma derecesinde bağlı olmadıkça tarikat zararlı değil, yararlıdır. Fakat her Müslümanın bir tarikatta olması gerektiği gibi bir mecburiyet yoktur. Herkesin sporcu, siyasetçi, sanatçı olmak mecburiyeti olmadığı gibi.

 

         Bu bahsimizi merhum Ahmet Hamdi Akseki’nin İslâm Dini adlı

kitabından aldığımız bir bölümle bitirelim:

         “Sonraları tasavvuf yanlış tefsir edilmiş, tasavvuf âdeta işrakiyyun

felsefesi haline gelmiş, kitap ve sünnete uymayan Bâtınilik

vesaire gibi birçok fikirler doğmuş ve bu yüzden maddi ve manevi

pek fena neticeler meydana gelmiştir…

“Zamanımızda tasavvuf ve sofiye tarikatı, cahillerin ve menfaatperestlerin

elinde şöhret yapmak, para kazanmak, halkı

kendisine taptırmak için bir vasıtadan başka bir şey değildir. İslâm’ın

esaslarından haberi olmayan bir sürü kara cahiller türlü

namlarla kendilerine şeyh, mürşit süsü vermekte ve birçok temiz

ve saf Müslümanları yoldan çıkarmakta, işlerinden güçlerinden

alıkoymaktadırlar. Bunlar; kendilerine ilham vaki oluğundan,

peygamberle görüşüp her şeyi ondan aldıklarından bahsederler;

cehaletlerini örtmek ve kendilerini büyük göstermek için Kuran’ın

bâtın manasından dem vururlar.”…şeriat ve Kuran’ın

zahir manası avam içindir; biz onlarla bağlı değiliz” diyecek

kadar ileri giderler. Hâlbuki bunlar ne şeriatı bilirler ne tarikatı

ne de hakikati. Bu gibiler hakkında Sofiye’nin ve tarikat erbabının

en büyüklerinden olan Seyyid Ahmet er-Rufai Hazretlerinin

şu kıymetli sözlerini nakletmeden geçemeyeceğim.

 

         Diyorlar ki: (Tarikat, şeriat’ın aynı; şeriat de tarikatın aynıdır.

İkisinin arasında olan fark lâfzîdir; sözledir. Maddeten ve

manen netice birdir. Şeriatın kabul etmeyip reddettiği her şey zındıklıktır.

Bilip bilmeyen bir takım kimse daima Ebu Yezid-i Bistami

böyle dedi, Haris-i Muhasibi şöyle dedi, Hallacı Mansur bu

sözlerde bulundu diyorlar. Bu nasıl sözdür? Böyle lakırdılardan

önce İmam-ı Malik, imam-ı Ahmed, Ebu Hanife ne dedi, bir kere

ona bakmalısınız. Kulluk muamelelerini, kulluk işlerini bunların

dedikleri ile ölçüp tashih etmelisiniz, işlerinizi onunla ayarlamalısınız.

Ondan sonra da fazla sözlerle tefekkür edebilirsiniz.(Yani

bunların sözleri yemekten sonra meyve yemek kabilindendir. Evvela

karnını doyur da sonra da fazla olarak meyve ye). Ebu Haris’in

ve Ebu Yezid’in sözleri ile bir şey artıp eksilmez, lâkin Ebu

Hanife’nin, Şafii’nin, imam-ı Malik ve Ahmed’in sözleri takip

edilecek tariklerin en güzeli, tutulacak mesleklerin Allah’a yakın

olanıdır. İlim ve amel ile şeraitin direklerini iyice kuvvetlendirdikten

sonra ilim ve amelin setleri cihetine himmetinizi yükseltiniz.”

(Ahmet Hamdi Akseki, İslâm Dini, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları

no:31/16. dokuzuncu baskı, Güzel Sanatlar Matbaası A.Ş.

ANK)

 

Galiba Yunus Emre’ye nispet edilen şu beyit de, olayı güzel

ifade ediyor:

 

“Şeriat tarikat yoldur varana

Hakikat marifet andan içeru”

 

Biz böyle diyerek sözü tamamlayalım. Allah doğruyu en iyi bilendir.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
KAYGAN ZEMİNDE YÜRÜMEK ZORLUĞU
Şeriat-Tarikat-Hakikat-Marifet yolunda yürümek isteyenlerin PEKÇOĞU bu yolun tehlikelerinden haberiz; kaygan bir zeminde gittiklerinin farkında değiller. Bunun için de çok kazaya maruz kalırlar.Bu yazı Tasavvuf yolunun ZORLUKLARINI anlamada çok özet bir REHBER niteliği taşıyor.Bu yolon "Rehberiyim" diuyenlerin PEKÇOĞU da kördür; onlara da ayrıca DİKKAT etmek gerekiyor. Kendi kör/görmez olan nasıl yol gçsterebilir?
Yorum Ekleyen: Kemal CENGİZ     23.9.2019 20:42:00
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya