İranlı rehbere gezi boyunca Sünni misiniz, Şii misiniz yahut Şia nasıl doğdu gibi bir soru yöneltmedik. Çünkü elin memleketinde gereksiz tartışmalara meydan vermenin bir anlamı yoktu. Biz burada konuya İranlıların nasıl baktığını aktarmaya çalışacağız. Konuyu bir soruyla açan da, İran halkının ortalama bakış açısını yansıtacak şekilde cevabını veren de İranlı rehber oldu.
24.09.2019 16.57
482 okunma
ŞİA NASIL DOĞDU?
İsmail Aydın

İranlı rehbere gezi boyunca Sünni misiniz, Şii misiniz yahut Şia nasıl doğdu gibi bir soru yöneltmedik. Çünkü elin memleketinde gereksiz tartışmalara meydan vermenin bir anlamı yoktu. Biz burada konuya İranlıların nasıl baktığını aktarmaya çalışacağız. Konuyu bir soruyla açan da, İran halkının ortalama bakış açısını yansıtacak şekilde cevabını veren de İranlı rehber oldu.

Azeri Türkü İranlı rehber, az önce ifade ettiğim gibi konuyu kendisi açtı, soruyu kendisi sordu, cevabını da kendisi verdi. Rehber, gezinin son günü bana yönelerek: “Şia’nın nasıl doğduğunu anlatabilir misiniz?” dedi ve anlatmamı istedi. Anladığım kadarıyla rehberimiz, önceki gün anlattıklarının tarafımızdan anlaşılıp anlaşılmadığını anlamaya çalışıyordu. Anlatılanları özetledim ve kendisine “Doğru anlattım mı?” diye sordum. Rehber cevaben, “Doğru anlattınız” dedi. Rehberin anlatımına göre Şia özetle şöyle doğmuştu:

İran’ın Müslüman oluşu Halife Ömer zamanındadır ve İran Ömer tarafından kılıçla fethedilmiştir. İranlıların, Kadisiye savaşında (H: 15/ M:636) yenilmeleri ve kılıçla Müslüman olmaları biraz dokunaklı olmuştur. İran’ın fethine Hz. Ali ve Hz. Hüseyin katılmamıştır. Hz. Ali’nin İran fethine katılmayışı, Ali’ye duyulan sevginin ilk basamağıdır.

Ömer orduları, son Sasâni Hükümdarı III. Yezdicerd’i yendikten ve İran’ın fethine giriştikten sonra Arap askerleri Yezdicerd’in kızı Şehbanu’yu esir alıp köle pazarlarında satmak istemişler. Hz. Ali, bu kızı görüp derhal tanımış, ridasını kızın üzerine örterek onun aşağılanmasını ve satışını engellemiş ve oğlu Hüseyin ile evlendirmiştir. Hz. Ali’nin, asilzade bir kızın satışını engellemesi, Ali’ye duyulan sevginin ikinci basamağıdır.

Hz. Ali’nin, esir pazarından kurtardığı kızı oğlu Hüseyin ile evlendirmesi ve akrabalık bağı tesis etmesi, Ali’ye duyulan sevginin üçüncü basamağıdır. Hz. Hüseyin, bir bakıma İran’ın eniştesi olmuştur. Bu da bir sevgi sebebidir. Hz. Ali, Arapların İranlılara zulüm yapmasını önlüyor ve sülalesi İranlılara iyi davranıyor.

Emevî hükümdarı Yezid’in, Hz. Ali evladı Hüseyin ve beraberindekilere Kerbela’da reva gördüğü zulüm, Hz. Ali’ye ve evladına duyulan sevginin tavan yaptığı noktadır.

Yezid nefretinin bir sebebi de, alttan alta işlenen bir görüşe göre Yezid’in, Hz. Muhammed (s.a.v.) soyundan intikam almış olmasıdır. Şia Hz. Ali sevgisinden doğmuştur.

Görüldüğü gibi Hz. Ali ve evladına duyulan sevgi tamamen insanî bir duygunun eseridir. Ve yine görüldüğü gibi burada Kur’ân’ın farklı anlaşılması gibi itikadî bir mesele de yoktur. İranlı rehberin anlatımında geçmese de, mesele, temelde İslâm ümmetini kim yönetecek sorusundan kaynaklanan siyasî bir meseledir. İşte bu siyasî sorunun cevabı, daha sonraları bir takım efsane ve menkıbelere dayandırılarak itikadî alana kaydırılmış ve Şia doğmuştur.

İranlı rehber bu malumatları aktardığında hemen oracıkta  “Bütün bunlardan bir din doğmaz” demiş bulundum. Bu sözlerimi, turizm şirketi sahibi diğer İranlı, “Zaten Şia bir din değil, İslâm’ın bir şubesidir” diye karşıladı.

Kerbela vakası, Şiîliğin siyasî bir hareket olmaktan çıkmasına ve itikadî alana kayan bir olay haline gelmesinde itici güç olmuştur. Hıristiyan Gnostik ve yeni Eflatuncu fikirler bu inancın metafizik temelini meydana getirdi. Doğu’unun ilâhî nurla ilgili eski inançları aşılandı ve Şia bu şekilde teşekkül etti.

Şu’ûbiyenin etkisinde kalan İranlılar arasında Arap ırkçılığı ve taassubuna karşı gurur, ihtiras ve öfke görülüyor. Pers gururu yaşayarak gelen İran’da bu “dokunak” Arap nefretine varan bir sevgisizliğe yol açmıştır.

Hz. Hüseyin’in şahadetinin ardından 8. İmam Rıza ile başlayan yeni dönemde Şia imamları savaşı bırakarak ilim yolunu tercih ediyorlar. Zira savaşın sonunda esaret söz konusu olabilir. O halde savaşın değil,  kalemin kılıca üstünlüğü sağlanmalıdır.

Kabir ziyaretleri Şiîliğin ameli hayatında önemli bir yer tutar. Mesela, Kerbela ve Meşhed’e yapılan ziyaretler, neredeyse Kâbe’ye yapılan ziyaretler kadar ilgi toplar.

İranlılar Hz. Muhammed’i (s.a.v.) peygamber olarak tanıyorlar ve yukarıda bir kısmını sıralamaya çalıştığım sebeblerden dolayı Hz. Ali’yi seviyorlar. Ebubekir’i, Ömer’i ve Osman’ı sevmiyorlar. Hz. Osman Ümeyye oğullarından. Mevcut İran yönetimi, rehberin verdiği bilgiye göre, son on yıldır bu isimler aleyhinde fazla konuşmama gibi bir yol benimsemiştir.

İranlılar Hz. Ali’yi imam kabul ediyorlar. Hz. Hüseyin ikinci Mesih kabul ediliyor. Şia’da bir gurup, “Allah insan şekline girerek görünmek istedi, o Ali’dir” diyormuş.

Onikinci imam, zulüm ve baskı sonucu kaybolmuş ancak ölmemiş, yaşıyormuş. Zaman zaman darda kalan insanlara yardım ediyormuş ama yardım edilen, onun onikinci imam olduğunu bilmiyormuş. Onikinci imam Mesihle beraber dönecekmiş. Bu söylediklerim, ortalama bir İranlının inanç yapısını ve kültürünü yansıyor.

Kerbelada Hz. Hüseyin ve beraberindekiler vahşice şehid edildiler. İslâm dünyasının en yaralı olayı Kerbela’dır. İranlı rehber, onüç yıl içerisinde peşpeşe gelen olayları “etme bulma dünyası” dercesine ardı ardına şöyle sıraladı:

Kerbela’da imam Hüseyin ve taraftarlarını şehid ettikten sonra başlarını da keserek gövdelerinden ayırdılar. Hz. Hüseyin’in vücudu Kerbela’da, kesik başı Şam’dadır.

Hz. Hüseyin’in kesik başı Ubeydullah b. Ziyad’ın önüne kondu. (10 Muharrem 61/680)

Ubeydullah b. Ziyad’ın kesik başı Muhtâr es Sekâfi’nin önüne kondu. (9 Muharrem 67/686)

Muhtâr es Sekâfi’nin kesik başı Abdullah b. Zübeyr’in önüne kondu. (14 Ramazan67/687)

Abdullah b. Zübeyr’in Haccâc tarafından kesilen başı Suriye’de Abdülmelik b. Mervân’ın önüne kondu. (692)

Ve daha nice doğru sözle batıl murad edilen nice batıl dava ve batıl olay. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin ahirete irtihalinden kısa süre sonra cereyan eden ve daha sonra da devam eden bu tür olayları düşündüğümüzde; Ya Rab! Sen bize güzel dinimizi doğru anlamayı ve gerçekten inanarak gereğince amel etmeyi nasip eyle, demekten kendimizi alamıyoruz. Haydi, şehid ettin yahut öldürdün, arkasından kafasını kesmek de ne oluyor? Değerli okurlarım! Vallahi, bunca olayı okuyup hazmedemediğim ve anlayamadığım için yukarıdaki şekilde dua ediyorum. Umarım beni hoş görürsünüz. (Gelecek hafta kısmet olursa Hava Atma Oranı Üzerine Bir Deneme.)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya