Evet! Hikmet düzenindeki inceliğe bakınız. Türkler Müslüman olsalar ve göç etmeseler yani oldukları yerde, Orta Asya’da kalsalar bu, İslâm dünyasının hiç işine yaramayacak.
İsmail Aydın
Hikmet Düzeninde Tesadüfe Yer Yok (4)
19.03.2019 12.56
598 okunma

Evet! Hikmet düzenindeki inceliğe bakınız. Türkler Müslüman olsalar ve göç etmeseler yani oldukları yerde, Orta Asya’da kalsalar bu, İslâm dünyasının hiç işine yaramayacak. Peki, Türkler Müslüman olmadan göç etseler, bu da İslâm dünyasının işine yaramayacak hatta daha büyük problemlere sebep olacak… İşte incelik dediğimiz şey burada. Türkler hem Müslüman oluyorlar hem göç ediyorlar ve ancak ikisi bir arada bir mana ifade ediyor. Türk dünyasında bu iki hadise bir arada yaşanırken,  az önce bahsettiğimiz buhranlı dönemi yaşayan İslâm dünyasında da bir umuda sebep oluyorlar. Bu, Fatih Türklerin gelerek İslâm’ı kurtaracağı ve düşmanı bertaraf edeceği umududur. Sahih olmasa da bu konuda dilden dile dolaşan “ Horasan’da Arap olmayan hakîm ve güzel yüzlü bir insan zuhur edecek” hadisini, keza “Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın” ve yine “Tanrı’nın ordusu” (Cund Allah) hadislerini o tarihler İslâm dünyasındaki rûhî durumu belirtmek bakımından burada zikretmek ihtiyacını duyuyorum.

Nitekim  -bugün Çin işgalinde bulunan-  Doğu Türkistan’da Abdülkerim Satuk Buğra Han liderliğindeki Karahanlılar (924) , onları takiben Karluklar ve daha sonra Oğuzların sür’atle Müslüman olmaları Fatih Türklerin İslâmiyeti kurtaracağı kanaatinin yayılmasına sebep oluyordu.

SELÇUKLULARIN TARİH SAHNASİNE ÇIKIŞI VE BÜYÜK DEĞİŞİM

Değerli arkadaşlar! Konuyu bu şekilde ana hatlarıyla ortaya koyduktan sonra sözü kısa olmak kaydıyla Selçuklulara getirmek istiyorum. Selçukluların zuhuru, İslâm dünyasına hâkim olmaları ve Akdeniz sahillerine çıkmaları Türk, İslâm ve Cihan tarihinin en büyük dönüm noktalarından birini teşkil eder. Ki, bunun ilk şahika örneği 1071 Malazgirt zaferidir. Malazgirt zaferi bu büyük değişimin ileri bir merhalesidir. Zira bu inkılâpla bir yandan İslâm dünyası iç buhranlardan ve Bizans’ın istilâ tehditlerinden kurtuluyor; öte yandan İslâm toplum ve medeniyeti de, Türklerin taze kanı, kudreti ve kahramanlığı, ahlâk, fazilet ve idealleri sayesinde hayatiyete kavuşuyor, Türk-İslâm tarihi yeni bir yükseliş çağına erişiyordu. Rahmetli Osman Turan’ın deyimiyle “İslâm dünyası ve medeniyeti Türk rengini” alıyor ve işte böylece değerli arkadaşlar, önceki gün yaşadıklarımızla, dün Çanakkale’de yaşadıklarımız ve bugün halen Suriye’de yaşamakta olduklarımız bu sebeple önümüze geliyordu. Arz edeyim.

KITAYLAR’IN BASKISIYLA BAŞLAYAN GÖÇ

Değerli arkadaşlar! Proto Mogol bir kavim olan Kıtaylar -ki bunlar Kuzey Çin’de hüküm sürüyorlar- 924’te Mogolistan’a saldırınca, Orta-Asya’da zaten çok artmış olan nüfus kesafetini taşırmış; bütün Orta-Asya Türk kavimleri birbirlerini sıkıştırarak kaynaşmaya başlamışlar ve ilk muhaceret de bu baskı ile vukubulmuştur. Selçuknameler göçün sebebini “Nüfus kesafeti, hayvan çokluğu ve otlak darlığı” olarak izah eder. Bu dönemde Türkler sel halinde Anadolu’ya akar ve dalgalar halinde yayılarak Anadolu’yu Türk yurdu haline getirirler. Bu durum Avrupa ve Bizans’ta yeni bir Türk korkusuna sebep olur.

Yıl 1071. Az önce, “Türklerin İslâmiyeti kabulüyle İslâm dünyası içeride iç buhranlardan, dışarıda da Bizans’ın istilâ tehditlerinden kurtuluyor” demiştik. İşte bu durum, bir yandan Türkleri İslâm’ın bayraktarlığı mevkiine yükseltirken, diğer yandan da topyekûn Hıristiyan dünyasının hedefi haline getiriyordu.

Bu büyük değişim bahsini, Mâide Sûresi’nin 54 ve 55. Ayetlerini alarak bitirmek istiyorum. Bir kavim, bir toplum, bir millet yahut bir fert, üzerine düşen vazifeleri yapmazsa, Allah onun veya onların yerine başka bir toplum getirmeye kadirdir. Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Allah’dan başkasını dost edinenler kaybederler. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahade eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir. Sizin asıl dostunuz Allah’tır, O’nun Resulüdür ve namazlarını kılan, zekâtlarını veren ve rükû eden müminlerdir.” (Mâide, 5/54-55.)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

                İSMAİL AYDIN KİMDİR?

                İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

                Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

                İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

                İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

                İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

                Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

                Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

                Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...
...