İnsan dünyaya gelir, hayatın harika dönemlerini yaşayıp sonsuza gider. Bunu, gençlik yılları, üretkenlik yılları ve hayatın kendini tekrar ettiği dönemler olarak üçe ayırıyorum.
18.03.2019 11.56
682 okunma
İnsanın Dönüşüm Yolculuğu
Ali Akça

İnsan dünyaya gelir, hayatın harika dönemlerini yaşayıp sonsuza gider. Bunu, gençlik yılları, üretkenlik yılları ve hayatın kendini tekrar ettiği dönemler olarak üçe ayırıyorum. İnsan gerçekten niçin yaşadığının, bilinçli yaşamın farkına varırsa hayat çok keyif verici olur. Yoksa bir noktadan sonra, ölünceye dek, hep tekrarla sürüp gider. Şu fani hayatta sadece kendi dönüşüm yolculuğuna çıkanlar mutlu olabilir ve çevresini mutlu edebilir.

Çağımızda ortalama yaşam süresi uzamış olsa bile; istisnalar bir yana, verimlilik yaşı değişmiyor. Genellikle 40 veya en fazla 50’sinden sonra üretkenlik düşüp hayat kendini tekrarlayan ömür doldurma rutinine dönüşüyor. Prodüktivite ve fayda yoksa uzun yaşam sonu dualarla beklenen bir tekrardan ibaret; aşk, tutku ve heyecanın tükendiği günler olarak birbirini kovalıyor. İleriye değil geriye dönük, anılarla sevinip avunan bireyler oluyoruz.  

Özellikle olgunluk döneminden itibaren zaman su gibi akıp gidiyor. Her yeni günün bir öncekinden farkı kalmıyor. İnsan olgun yaşlara gelince, “Yaşamak böyle miydi, hepsi bu kadar mıydı?” diye sorgulamaya başlıyor. Üstelik yaşamın dizginleri insanın elinden çıkmışsa; içindeki boşluğun günden güne arttığını hissederek sıradan, tekdüze ömür geçiyor.

Böyle bir hayata, özellikle olgunluk çağında günlerin aynı biçimde birbirini takip ederek gelip geçmesine “Repete hayat” diyorum. İnsan yaşadıklarından sürekli aynı dersi çıkarınca, günleri de sıradan ve aynı olur. Aile bireyleri, birbiriyle yaşayan ama birbirinden haberdar olmayan aynı evi paylaşan kişiler oluyor. Sofra ve televizyon başında geçen zaman sadece aynı havanın solunduğu zaman dilimine dönüşüyor. Her gün heyecansız ve aynı biçimde tüketiliyor. Duygusal ilişki, sevgi ve saygı yavaş yavaş kayboluyor. Tembellik birikiyor, uzun yılların tortusu oluşuyor, ağırlaşan bıkkınlıktan insan bir türlü sıyrılamıyor.  

Hayatını sadece ev ile iş arasında mekik dokuyarak geçiren insanlar, gün gelip işten ayrıldıklarında, kendilerini bomboş hissedip acı veren döngülerin içine sokarlar. Hele çalışırken kendisini sadece işe adayanlar, işkolikler kafalarında çalışmadıkları bir gün geçirme fikri olmayanlar. Onlar için işsiz geçen bir gün, kim oldukları gerçeği ile kendilerinden kaçıp, saklanmak zorunda kalacakları gün anlamına gelir. Her hayatın acı ya da tatlı günleri vardır; mutluluk, hangisini hatırlayacağımızı seçmekle ilgilidir.

Zamanla insan işinde bir anlam bulamamaya başlar, etrafındakilerle iyi ilişkiler kuramamaya evrilir. Omuzlarındaki meleklerin varlığını unuttuğu an, şükretmeyi de unutmuş olur. İşin gücün hengâmesi tüm zamanını alır, kendini meşgul eder ve yararlı olduğunu hisseder. Böylelikle kişi gerçekte sahip olduğu karakterden uzaklaşır. Pazar günleri iş düşünmekten telaşa kapılıp endişe içinde iş gününü beklemekten kendini alıkoyamaz.

Sıradan hayat, olgun yaşlarda yaşanılan her şeyin benzer olması ve yaşın daha da ilerlemesi haricinde pek bir şeyin değişmemesidir. Fikirlere, hayata, davranışlara, kavramlara ve ölüm yaklaştıkça bedenimize sımsıkı tutunmaya çalışırız. Tutunmaların hepsi de tekrarlar halinde, binlercesi gerçekleşerek hayatımız boyunca devam eder gider. Vazgeçilmeyecek kişiler, makam, mal, mülk ve söküp atamadığımız huylarımız vardır. Zamanı geldiğinde değişim ve çeşitlilik üzerine çaba göstermiyorsak, tüm bunlar bizi aynı hayata sürgit içinde hapseder. 

Pablo Picasso sıradan bir insanın enerjisini bir sürü ıvır zıvıra harcadığını ifade eder. Bu tür insanlardan çevremizde çoktur. Öyleyse kendimizle baş başa kalmaya, hedeflerimizi gözden geçirmeye fırsatımız varken, yeni yerler, yeni insanlar tanımaya; onlardan yeni ilhamlar almaya çalışmalıyız. Faklı insanları arayıp bulmak dünyamızı değiştirebilir. Yoksa hep aynı kişilerin varlığından, hayatımıza zamanla girip çıkmalarından kurtulamayız ve hayatımız kendini tekrara başlar. Sonra, kısır bir döngüye saplanır kalırız, tekrar hayatlar bunalıma girmemize sebeptir.

Tekrarlarla kuşatılmış bir hayat mutluluk verir mi? Oysa gerçek yaşam sınırsız ve özgür bir dünyadır. Yaşam, tanıştığınız insanlardan ve onlarla yarattığınız şeylerden oluşur. Yeni heyecanlar oluşturmak, örneğin; hep kendini düşünmek yerine, sokaktaki evsizlere, kedilere, köpeklere yiyecek vermek, bir yetimin başını okşamak, sıkıntıda olan bir öğrenciye yardım etmek, gönüllü işler yapmak, sevdiğimiz bir objeyi başkasına hediye etmek gibi. İnsanlara hizmet etmek, onları aydınlatan tüm hareketlerin içinde olmak tekrardan kurtulmanın bir başka yoludur. Öyleyse evlerden çıkıp yaratıcı eylemler oluşturmaya başlamalıyız.

Yaşam pusulamız; sevgi, aşk, özgürlük, erdem, bilgelik, yaratıcı ve üretici olma yönlerimizi gösterir. Esasen bizi sürekli yeni şeyler aramaya yönlendirir. Bunu takip ederken içimizdeki kendi iyileşme sürecimize katkıda bulunacak yeteneğimizi uyandırmak iyi olacaktır. Bedeni, zihni ve ruhu dengelememiz kaçınılmazdır. Böyle bir dengeye ulaştığımızda; sevinç, huzur ve haz duyup mutlu olmamak mümkün değildir. Her gün diğerinden farklı olacak ve yaşamın tadına doyum olmayacaktır.

Fiziksel aktivitelerle uğraşmak, hareket etmek insanı daha iyi hissettirecektir. Enerji verecek ve bir süre sonra daha zinde ve kaliteli zaman geçiren bir insan haline getirecektir. Yürümek en güzel aktivitelerden biridir. Steve Jobs ve Sokrates gibi birçok üretken insanlar hayatlarının en büyük kararlarını hep açık havada, ağaçların altında yürüyerek aldıklarını biliyoruz. Öğleden sonra yarım saat şekerleme iyi bir alışkanlıktır. Dünyanın en etkili yüz insanından neredeyse yarısı bunu yapıyor. Bir kısmı da uyumayıp “Derin düşünme” oturumları yapıyor. Hem uyumayıp hem meditasyon yapmayanlar da dünyanın altını üstüne getirmekle meşgul arıza kişilikler olarak hayatlarını sürdürüyorlar.

Küçük sevgi dolu bir adım atmak, eşimizin ve sevdiklerimizin baskın sevgi dilini keşfetmek ve öğrenmek zorundayız. İnsan sevdiğine kalbini verip ruhuyla teslim olmazsa; üstelik bunu her gün canlı tutmazsa gün gelir sıradanlaşır. Sevgi, aşk, birliktelik heyecan vermez monotonlaşır. Kişi, istemediği aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamaktan belki de hayata farklı bir pencereden bakmaya başladığı zaman kurtulabilecektir. O halde, hayatı artırmanın, değiştirmenin veya dönüştürmenin yolu her gün yeni bir eylemi planı yapmakla kolaylaşacaktır.

Tarihsel olarak toplumda değişim yaratan, dönüşüm yolculuğuna çıkan insanlar genellikle orta yaşlılar değil, tutkulu gençlerdir. Kalpleri baskıya maruz kalanların haline duyarlıdırlar. Ruhları haksızlığa karşı durur ve sessiz kalabalıklar için savaşır. Kaç yaşında olursak olalım, böyle genç kalplere ve ruhlara sımsıkı tutunmalıyız. İnsan hayatının her döneminde dönüşüm yolculuğuna çıkabilmelidir.

''İki günü eşit olan zarardadır.'' hadisini nitelikli çalışmaya teşvik ve tembellik etmemek, geçen dakikaları üretken kullanmak olarak algılıyoruz. İnsana sunulan her türlü nimetlerin ve ihtiyaçların sınırsız olduğu, bunları elde etmek için sürekli gayret ve azim içinde olunması gerektiği anlaşılıyor. İnsanın tutkularının peşinden gitmesi, yerinde saymanın insanın yapısıyla uygun olmadığı ve yaratılışına ters olduğu, aksine değer yaratması gerektiği vurgulanıyor.

Dürüstlük ve hakikati bilmek, üretken olmak, hayatı bir melodiye dönüştürür. Hayat pınarımız sevgi yolunda coşkuyla akar. Bakış açımız değişir ve sevgi hiç beklenmedik anda bize mucize gibi geliverir. Mutluluk onun için harcanan çabalarda gizlidir.

Ali AKÇA

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya