Peygamber Efendimiz,"Din nasihattir" buyurmuştur. İslam Büyüklerimiz de bu hadis-i şerifi, "Din nasihat ile kaimdir (ayakta durur" şeklinde tercüme ederek yorumlamışlardır. Bunun anlamı, "-Allah korusun- nasihat olmazsa din ayakta duramaz" demektir. Nasihatin insan eğitimindeki önemini belirtmek için de Atalarımız, "İnsan kulaktan sulanır" demişlerdir. Yani, "sulanmayan bir ağaç veya bitki nasıl kurursa, nasihat almayan insan da kuru kalır, yeşermez; faydalı bir insan olamaz" demektir. "Nasihat", dil ile yapılan güzel öğüt demektir.
28.10.2019 11.04
499 okunma
DİNLEME ADABI
Kemal Cengiz (Emekli Müftü)

Peygamber Efendimiz,"Din nasihattir" buyurmuştur. İslam Büyüklerimiz de bu hadis-i şerifi, "Din nasihat ile kaimdir (ayakta durur" şeklinde tercüme ederek yorumlamışlardır. Bunun anlamı, "-Allah korusun- nasihat olmazsa din ayakta duramaz" demektir. Nasihatin insan eğitimindeki önemini belirtmek için de Atalarımız, "İnsan kulaktan sulanır" demişlerdir. Yani, "sulanmayan bir ağaç veya bitki nasıl kurursa, nasihat almayan insan da kuru kalır, yeşermez; faydalı bir insan olamaz" demektir. "Nasihat", dil ile yapılan güzel öğüt demektir.

Nasihatin dini bilgilenmedeki bu öneminden dolayı özellikle Müslüman Türk Milletimizin "Dini İrşad Geleneğinde", hemen bütün Camilerimizde her Cuma , namazlardan önce VAAZLAR yapılmaktadır. Bu gelenek Milletimize özgüdür. Başka İslam Ülkelerinde gelenekleşmiş böyle bir uygulamaya rastlanmamaktadır. Buralarda HUTBE uzun tutularak bu ihtiyaç karşılanmaktadır. Bizde daha da fazlası, hafta içinde Merkezi camilerimizde görevli Vaizlerimiz veya Hocalarımız tarafından dini irşadlar yapılmaktadır. Ayrıca, çeşitli dini etkinliklerde Konuşmacılar gündeme uygun konuşmalar da  yapmaktadırlar. Hepsinden "Allah razı olsun".

Bütün bu konuşmacı bolluğuna ve konuşma çeşitliliğine rağmen, dinleyicilerde /cemaatimizde görmek istediğimiz İRFANI / Dini Bilgilenmeyi bir türlü göremiyoruz. Kendimce bunu "dert edindim" de bir çok nedenlerini tespit ettim. Ancak burada böylesi uzun bir konuyu enine-boyuna ele almak, yazımızın hacmini hayli aşacağı için, bu konunun sadece önemli bazı yönlerine işaretle yetineceğiz:

Herşeyden önce, konuşma bir İLETİŞİM işidir. İletişimde,  iletenle iletilenin karşılıklı mesaj alış-verişine açık olmaları gerekir. Tek taraflı iletişim olmaz. Telefonunuzun tuşuna dokunmadıkça arayanın sesini duyamazsınız. Tıpkı bunun gibi;  yapılan bir konuşmadan beklenen neticenin elde edilebilmesi için, iletişimin tarafları olarak KONUŞANLA - DİNLEYEN arasında, "sıkı ama sessiz"  bir diyaloğun oluşması gerekir. Bu hususa işareten Yüce Allah Kitabında, "Kur'an okunduğında onu dinleyin ve susun!" (A'raf/204) buyurmaktadır.  

Bilindiğ gibi, kulağımızın faaliyeti olan, "işitmek, duymak ile dinlemek" arasında farklar vardır. Manasını anlayamadığımız seslerin algılanmasına "işitmek" , seslerin manasını ve mesajını anlayacak şekilde algılanmasına "duymak" ve özel olarak kendi isteğimizle sesi, mana ve mesajını anlayacak şekilde algılamaya DİNLEMEK" denir. Buna göre "duymak ile dinlemek" arasında fark vardır. Duyduğumuz birçok sesi dinlemek istemediğimiz için kulak vermeyiz.

Yüce Allah, kitabının sesli olarak okunurken ona kulak vererek  dinlememizi isteme yanında, dikkat edersek ayrıca bir de "SUSUN!" buyuruyor.

Çünkü bir şeyi en kötü, kendi cinsinden olan başka bir şey bozar. Bir bardak berrak suyun içine bir avuç toprak atılsa, su bulanır. Fakat bir süre sonra toprak suyun dibine çöker ve su tekrar durulur. Aynen böyle, bir sesi de düzeltilemez / anşaiışamaz şekilde en kötü, başka bir ses bozar. Bunun için Yüce Allah, kitabı okunurken "SUSUP DİNLEMEMİZİ" istemektedir. Allah, kuluna iki kulak vermiştir ama, aynı anda ve aynı oranda sadece bir sesi duyabilir. İki gözü de öyledir. Birçok şey görür ama, aynı anda iki gözü ile tek bir şeye bakabilir. Bu husus, Yüce Rabbimizin BEDİ' denilen eşsiz sıfatının eseri olan İNCE HİKMETİNİN sonucudur.

İşin İLAHİ derinlikteki hikmetli boyutu yanında DİNLEMEK, her şeyden önce "ilgi ve isteğe bağlı bir OLGU" olduğuna göre; KONUŞMACI, dinleyicinin ilgisini çekecek, istek ve ihtiyacı uyandıracak olan konulara önem ve öncelik vermelidir. Yapılan konuşma böyle olursa dinleyenler de "bir şeyler  alabilmek" için kulak vereceklerdir. Din adına anlattıklarımız, dünyada işimize yaramıyorsa; AHİRETLİKLERDEN başka dinleyen olmaz. Ticaret nasıl bir "arz-talep" işi ise, İRŞAD da öyledir. Câzip bir sunum yapılamaz ise, ilgiyle dinleyen olmaz.

Ancak, burada DİNLEYENE de düşen görevler vardır. Herşeyden önce, anlatılanların İSTEKLE  dinlenmesi gerekir. "İnanmak istemeyen mantığı, hiçbir güç ikna edemez"denilmiştir. İsteğin oluşması için de, İHTİYAÇ duyulması gerekir. Çarşıda-pazarda satılan binlerce  çeşit maldan biz, ihtiyacımız olana MÜŞTERİ oluruz.

Dini konularda yapılan bu kadar konuşmalara, hatta radyo ve televizyonlardaki programlara rağmen  Halkımızın "dini bilgi ve bilinçlenmedeki" yetersizliğinin ikinci ve en önemli bir başka nedeni de  bu  İLGİ - İSTEK eksikliğidir. Beslenme uzmanları ilgi ve İŞTAHLA yenilmeyen besinlerin bile kaliteli olsa da vücuda pek o'kadar yararı olmayacağını söylüyor. Tıp otoriteleri, zorla yutulan hapların şifasının düşük olacağına dikkat çekiyor. Konuşmalarda anlatılan fikirler de aklımızın ve ruhumuzun gıdalarıdır. Onlardan yararlanmak için İSTEKLE dinlememiz gerekir.

Cemaatin normalden daha çok kalabalık olduğu Cuma ve Bayram namazlarında okunması şart olan HUTBELERİN esas hikmeti de budur. Peygamber Efendimiz,  "Hutbe okunurken,

dinlemeyip dikkati dağıtan ses çıkarmak şöyle dursun; yanındaki böyle yapan birisine "sus" işareti yapmayı veya önündeki bir nesne ile meşgul olup hutbeye ilgisizliğin"  adabına aykırı olduğuna DİKKAT çekerek  böyle yapan birinin, üçgün fazlasıyla hafta içinde işlediği günahlarının affedilmesine vesile olacak ogünkü Cuma namazının sevabından mahrum olacağını" belirtmiştir.

Özetle, anlamak için dinlemek, dinlemek için de susmak gerek.

 

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kemal Cengiz (Emekli Müftü)
DİĞER YAZILARI

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Memleketi olan Ankara/Çamlıdare Ahatlar köyünde 1951 yılında doğdu. İlköğrenimi yıllarında Hafızlık ve Medrese Usulü Arapça tahsili yaptı. 1974 yılında Ankara Merkez (Tevfik İleri) İmam-Hatip Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden 1978'de BİRİNCİLİKLE mezun oldu.

Dini Yüksek Tahsilini yaparken aynı zamanda İmam-Hatip olarak göreve başladı. Mezuniyetini takiben yurdun çeşitli il ve ilçelerinde Vaiz, İlçe Müftüsü ve İl Müftü Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Toplam 43 yıl görevden sora 2016 yılında "yaş haddinden" emekli oldu.

KELÂM-I KEMÂL adıyla özlü sözlerini içeren bir kitabı yayımlandı. Dini, milli, ahlaki ve sosyal konularda çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda çıkan yazılarına devam etmektedir. Bu yazılarından aldığı derece ve ödülleri ile TAKDİR belgeleri bulunmaktadır. 2007 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca Türkiye çapında açılan "Hutbe Yarışmasında" BİRİNCİLİK ödülü bulunmaktadır.

Dini Yüksek İhtisas Eğitimi (İstanbulh-Haseki) yanında Uzmanlık derecesinde Arapça, orta derecede İngilizce biraz Farsça, biraz da Almanca bilmektedir.

Evli, iki oğulu  ve beş torunu bulunmaktadır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya