Değerli okurlarım! Aşağıda okuyacağınız yazı, Bolu 50. Yıl İzzet Baysal Ortaokulu’nda yapılan “Akif ve Safahat” konulu söyleşinin derlenmesiyle elde edilmiştir. Derlemeye katkı yapan sevgili gençlere, organizasyonda görev alan teknik personele ve değerli öğretmenlerimize, Müdür yardımcısı Dr. Ümit Dilekci’ye ve çok değerli okul müdürü Tamer Özkan’a teşekkür ediyorum.
12.01.2019 18.13
169 okunma
Bolu 50. Yıl İzzet Baysal Ortaokulu İçin
İsmail Aydın

Değerli okurlarım! Aşağıda okuyacağınız yazı, Bolu 50. Yıl İzzet Baysal Ortaokulu’nda yapılan “Akif ve Safahat” konulu söyleşinin derlenmesiyle elde edilmiştir. Derlemeye katkı yapan sevgili gençlere, organizasyonda görev alan teknik personele ve değerli öğretmenlerimize, Müdür yardımcısı Dr. Ümit Dilekci’ye ve çok değerli okul müdürü Tamer Özkan’a teşekkür ediyorum.

Sohbet üç bölüm halinde sunulmuştur. İlk bölümde şiirler okunmuş, akabinde program içeriği açıklanarak gençlere niçin öncelik verildiği sorusu üzerinde durulmuş; dana sonra Akif ve Safahat’ın bir genç üzerindeki etkileri anlatılmış; öğretmenlerle öğrencilerin birbirlerine ilgileri perçinlenmeye çalışılmıştır. Son bölümde gençlerden sorular alınmış ve sohbet, Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak şiiri ile nihayetlendirilmiştir.

                Yurdunu Allah’a bırak çık yola

                Cenge deyip çık ki vatan kurtula

                Böyle gaza müyesser mi her kula

                Haydi, levent asker uğurlar ola

                ……

                Eş hele bir dağları örten karı

                Ot değil onlar, dedenin saçları

                Dinle! Şehit sesleridir rüzgârı

                Git de gel evladım uğurlar ola

                ….

                Sanma ki kahraman ecdadın her zaman uyurdu

                Öyle olsaydı nerden bulacaktın eldeki yurdu?

                Üç kıta’da yer yer hâlâ kanayan izleri şahit

                Bir gün olsun dinlenmedi o kahraman nesl-i mücahit

                ……..

                Şudur benim cihanda en beğendiğim meslek

                Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek

                ………

                Ağlarım ağlatamam! Hissederim söyleyemem

                Dili yok kalbimin, bilsen ondan da ne kadar bizarım.

                …….

                Kanayan bir yara gördüm mü,  yanar ta ciğerim

                Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim

                Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım,

                Çiğnerim, çiğnenirim, Hakk’ı tutar kaldırırım.

                …….

                Ataletin o mülevves teressübatı bütün

                Numune işte biziz görmek isteyen görsün

                Nasıldın ey koca millet, ne oldu akıbetin

                Yabancılar ediyormuş eder ya istikrah

                Dilenciler bile senden şereflidir billah

                Vakarı çoktan unuttun, hayâyı kaldırdın

                Mukaddesatı ısırdın, Hüdaya saldırdın

                Ne hatırana hürmet, ne ananadını yâd

                Deden de böyle mi yapmıştı ey sefil evlad?

                ……..

                Tefrika girmeden bir millete düşman giremez

                Toplu vurdukça sineler, onu top sindiremez

                Sen ben desin efrâd, aradan vahdeti kaldır

                Milletler için asıl felaket işte o zamandır

                ………

                Bekayı hak tanıyan sa’yi bir vazife bilir

                Çalış çalış ki, beka sa’y olursa hak edilir

                …….

                Sizin felaketiniz tarumar olan vahdet!

                Eğer yürekleriniz aynı hisle çarparsa

                Eğer aynı his gibi tek bir de gayeniz varsa

                Düşer düşer yine kalkarsınız, emin olunuz

                Demek ki birliği temin edince kurtuluruz.

                ………

                Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın 

                Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın

                Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın

                Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!

                …………

                Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda

                Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda

                Canı, cananı, bütün varımı alsında Hüda

                Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda

                ……………

                Sevgili gençler! Değerli arkadaşlar!

                Sevgili öğretmenlerimiz! Çok değerli idarecilerimiz! Ve çok değerli Okul Müdürümüz! Sözlerime başlarken hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sunumumuz kısmet olursa şöyle bir seyir takip edecek.

                Söze başlarken Akif’ten bir demet gül misali mısralar okudum, sözü bitirirken de, vaktiyle çok istifade ettiğim ve bugün hâlâ yararlanmakta olduğum “Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak” şiirini okuyacağım. Arada Akif’i ve Safahat’ı niçin okumamız gerektiğini ortaya koymaya çalışırken, Akif’in ve Safahat’ın bizzat hayatımdaki yeri ve öneminden bahsedeceğim. Peşinden, ödüllü bilmece şeklinde bir fıkra anlatacağım.  Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak şiirini okuduktan sonra zamanımız kalırsa, gençlerden Akif ve Safahat hakkında sorular alıp cevaplar vermeye çalışacağım. Sohbetimiz bu şekilde bitecek. Şimdiden dikkatiniz için teşekkür ediyorum.

(Sohbetin 2. Bölümü Gelecek Hafta Devam edecek…)

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...
...