Napolyon boşuna “Para, para, para” dememiş. Para, yani güçlü bir ekonomi hâkimiyeti sürdürmenin, günümüzde insanlar ve ülkeler arasında sözünü geçirmenin en önemli ayağıdır. Kimse demokrasi diye övünmesin paranın en fazla hâkimiyet kurduğu rejim demokrasidir.
25.03.2019 12.56
1.026 okunma
Kapitalist Oligarklar ve Doların Hakimiyetini Kırmak
İlhan Akkurt

Napolyon boşuna “Para, para, para” dememiş. Para, yani güçlü bir ekonomi hâkimiyeti sürdürmenin, günümüzde insanlar ve ülkeler arasında sözünü geçirmenin en önemli ayağıdır. Tarih boyunca bu böyledir.  Aydınlanma Çağı’ymış cumhuriyetmiş, demokrasiymiş dijital çağmış değişen fazla bir şey yok. Kimse demokrasi diye övünmesin paranın en fazla hâkimiyet kurduğu rejim demokrasidir. Bir partinin seçim organizasyonları parasız olmadığı için ilk kuruluş yıllarında, en idealist partide bile iktidara yakınlaştıkça paralı olanın sözü geçmektedir. Bence demokrasi ve özgürlük, kapitalist oligarkların oluşturduğu ve en sevdiği yönetim sitemidir. Biliyorsunuz, bankacılığın ve kağıt paranın asıl mucidi Mayer Amschel Rothschild’in “Bir ulusun parasını ben basayım ve kontrol edeyim, yasalarını kimin yazdığına aldırmam” sözü çok meşhurdur.

Özellikle kağıt paranın icadı çok önemli bir gücün bedavadan diyemeyeceğim, bir de üste para alarak birileri tarafından, adeta tekel olarak basılması, belki de dünya tarihinin en tehlikeli olayıdır. Adam bir matbaa biraz boya ve biraz kağıt kullanarak, dilediği kadar para basıp bunları devletlere ve insanlara kredi olarak satmaktadır. Önce bu iş nasıl oldu kısaca görelim. Her şey, asıl mesleği kuyumculuk olan Yahudi Amschel Moses Bauer'in 1743’te Almanya’nın Frankfurt kentinde bir altın sikke basan dükkânı açmasıyla başladı. Bunda hiçbir kötülük yok. Ancak para konusunda iyi yetişen oğlu Mayer Rotschild, 5 oğlunu Londra, Paris, Viyana ve Roma gibi Avrupa’nın önemli başkentlerine göndererek, altın yerine kağıt senet basarak, özellikle devletlere borç veren bir bankacılık ve finans ağı kurmuştu. Ortada yine önemli bir sorun yok, ver senedi al altınını. Rothschild’lerin asıl zenginliği İngiltere ve Napolyon’un Fransa’sı arasında yapılan 1815’teki Waterloo Savaşına dayanır. Bu savaşta aile her iki devleti de finanse ederek, İngilizlerin kaybettiği sanılan savaşı kazandığını önceden öğrenip, borsada yüklü alımlar yaparak servetini birden on kat artırarak, Fransız ve İngiliz merkez bankasını ele geçirip Avrupa’da ekonominin tek hakimi oldular. Böylece kapitalist oligarkların dünya ekonomilerini ele geçirme girişimleri hızlanmış oldu.

İngiltere’yi merkez yapmalarına rağmen İngiltere’den bağımsızlık savaşında Amerikan kolonilerine maddi destek vermiştir.   ABD parasını 20 yıllığına basma izni almıştır. Mayer Rothschild Avrupa’nın 4 bir köşesinde bankacılık imparatorluğu ile kök salıyordu. Özellikle İngiliz kralının güvenini kazanarak, oğulları çok geçmeden Bank Of England'ın kontrolünü  de ele geçirdiler. ABD’de 1811 yılında Rothschild'lerin First Bank of America'sının para basma izni bitmişti.   Tekrar istediği para basma izni alamayınca meşhur ABD iç savaşını başlatmış oldular. Savaşın sonunda istediğini almıştı ancak daha sonra buna karşı çıkan 3 ABD başkanı suikasta kurban gitmişti. Bu ailenin asıl gelirleri, savaşlar ve ekonomik krizler sonucunda yaptıkları spekülasyonlardan gelmektedir. Komünist ihtilale ve hem I. Dünya Savaşı’na, hem de II. Dünya Savaşı’na yön veren bu finans-kapital oligarklardır. Aslında son 150 yılda çıkan birçok savaştan bunlar sorumludurlar

II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1944 yılında Bretton Woods Para anlaşması ile doları Dünya Parası olarak kabul ettirdiler. Bu anlaşma ile bir dolar karşılığında 0,888 gram altın olduğu var sayıldı. Katılımcı 48 ülke paralarını dolara göre tarif ettiler. Böylece "dövize bağlı" para sistemi ve dünya ülkeleri ekonomileri üzerinde doların hâkimiyeti resmileşmiş oldu. Bu olay dünya ekonomilerini kontrol altına alacak çok önemli bir adımdı. Daha sonra da Başkan Nixon 1972 yılında doların altın karşılığını kaldırdı. Dolar karşılıksız kağıt paraya dönüştü. Böylece asıl hedefe ulaşmış oldular ve bedavadan para kazanmanın yolu tam açılmış oldu. 13 aileden oluşan ve sayıları bini geçmeyen bankerler, karşılıksız olarak bastıkları kâğıt para dolar ile dünyayı idare etmeye başladılar. Bugün artık gerçekte dolar, ABD Devleti'nin parası değil. Çünkü doları devlet hazinesi basmıyor. Dünyaya hâkim olan dolar; 13 banker aile tarafından basılıyor. Ve bu aileler dolarla istedikleri gibi oynuyorlar.

Gerektiğinde savaş çıkartıyorlar, gerektiğinde uzlaşmacı oluyorlar. Tüm maliyetleri sadece kağıt boya ve matbaacılık işlemleridir. Boyalı kağıdın maliyeti 6 sent, devletlere ve kredi isteyen kişilere sat dur. Bundan daha iyi kazanç mı olur. Her kaos ve kriz para gerektirir ve para ile aşılır. Ne kadar kriz-savaş çıkarsa o kadar kârları var. Sonunda varılan nokta günümüzde 26 Kişinin toplam serveti dünya nüfusunun yarısı olan 3.7 milyar insanınkinden ve %1’in serveti %99’dan daha fazla. Dünyanın en güçlü ekonomisine ve gelirine sahip devleti ABD bile, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa hatta Çin bile dünyanın en büyük borçlu ülkeleri durumunda. İnsan, “bu nasıl iş böyle, kapitalizmin en ileri ekonomiye sahip ülkeleri nasıl olurda bu kadar borçlu olabilir” diye düşünmeden edemiyor. ABD dünya üzerindeki toplam borcun yaklaşık üçte birinden sorumluyken, bunu % 26’yla Avrupa ve % 20’yle Japonya izliyor. Çin’in global borç miktarındaki payı yalnızca % 6.Dünyanın toplam serveti 280 trilyon dolar, borçları ise 247 trilyon dolar, yani servetin %88’i aslında borç. Çok düşünmeye gerek yok, bu devletlerin parası yok. Birileri para basıp bunlara faizle para satıyor. Her paraya ihtiyaç duyduklarında bu oligarklara daha fazla borçlanıyorlar.

Halbuki eskiden devletler ve krallar kendi adına altın gümüş veya bakır para basarlardı. Parayı basma yetkisi elinde olan, basılan her paradan beylik hakkını alırdı. Günümüzde devletler bu haktan mahrum durumda, buna el koyan birkaç ailedir. Kimse sormaz mı nasıl olurda özel bir kişi, bir devletin parasını basıp bu parayı devletine faizle borç verir? Akıl alacak gibi değil. Adamlar dolarla bütün dünyaya hükmetmektedirler. Kapitalizmin perde arkası ve aslı budur. Serbest Piyasa Ekonomisi falan palavradan ibaret. Korumacılık yapmayın, “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” sözü tam bir yutturmacadır. Maksat devletlerin düzenleyici gücünün bir kenara itilmesidir.

Yeni iktidar olmuş bir parti seçmenine bir sürü vaatte bulunuyor. Bunları gerçekleştirmek için hükümet borçlanmakta ve IMF’nin eline düşmektedir. IMF’de her kapıyı çalışta bilinen taktiği ile  ülkede devalüasyon istemekte, doların ani yükselişinin ardından, ülkede normal giden enflasyon birden yükselmekte ve ülke ekonomisi alt üst olmaktadır. Ülkenin dış borçlarının geri ödemesi daha da zorlaşmakta ve böylece zorda kalan şirketleri oligarklar ucuza kapatmaktadırlar. Bu yıkım ülkeleri kendilerine borçlandırmanın ve ele geçirmelerinin ikici büyük yoludur. Bizim gibi IMF’nin kapısına gitmeyenlere de gece yarıları dış oligarkların bankaları operasyon çekerek doları yükseltmekte ve ayni senaryo bu şekilde oynanmaktadır. Borç alan emirde almaya mahkûm olur. Kendilerini dinlemeyen ülkelere ekonomik ambargo uygulayıp,  hangi ülkeden neyi alıp neyi alamayacağına bile karışıyorlar. İşte ABD politikalarına karşı olan Venezuela’ya, Rusya’ya, İran ve Türkiye’ye çekilen dolar operasyonlarının gerçeği budur. Ne gariptir ki, oligarkların eline tam düşmüş olan ABD ile dünyaya operasyonlar çekmektedirler. Günümüzde zavallı(!) ABD kendi parası dolara sahip olmasa da bu güçlere jandarmalık yapmaktadır. Bu durumda dünya ülkeleri bu oligarkların istekleri dışında bir politika üretmeleri ve ekonomilerini bunların borçlarından kurtarmaları nasıl mümkün olacak? Bu oluşumlara karşı tedbirler düşünen BRİCS ülkeleri, kendi merkez bankalarını, kredi değerlendirme kuruluşlarını ve paralarını ne zaman oluşturabilecek. Bunlar hemen kısa bir sürede olacak gibi görünmemektedir.

Bu durumda bir ülkede serbest döviz kuru olması bu adamların işine gelmektedir. Çok zorda kalan ülkelerin yapacağı tek şey, tekrar özel kişilerin döviz hesabı açmaları özendirilmemesi, kontrollü döviz kuru ve gümrük vergilerinin arkasına sığınmaktır. Ne âlâ AB’ye girmeden bize gümrükleri sıfırlattılar. ABD işine gelmeyen ülkelere ha bire gümrük duvarı veya kota oluşturmaktadır. Hiç te öyle serbest Pazardan yana görünmemektedir. Hükümetin iki yurt dışı döviz operasyonuna şimdilik SWAP-döviz takasına yaptığı akıllıca müdahale ile saldırıyı püskürtse de ilk kur şokunun yüksek enflasyon belasına engel olamadı. Dolar operasyonu ile yüksek faize mecbur kalan bir ülke, döviz talebi yaratacak açığa tüketici kredisi vermek yerine, doğrudan vadeli satış gibi ticari mal alımına düşük faizli kredi vermesi gerekir. Piyasada talebi yani ekonomiyi canlandırmanın tek yolu budur. Talep düşerse ekonomi durur, iş yerleri kapanır, işsizlik artar. İş yerlerinin kapanması ve İşsizlik demek ülkenin yıkımı demektir. Bu oligarkların saldırılarına karşı ekonomiyi “SOSYAL DEVLET” uygulamalarıyla korumak tek çözümdür. Bırakın şu ekonomist geçinen adamların aklını çelen kapitalist anlayışın öğretilmiş çaresizliklerini. Ne Güney Kore, ne Çin ne de Japonya’nın ekonomisini yükseltenler ekonomist geçinen kişilerdir. Çoğu avukat mühendistir. Aklın yolu birdir. Adamlar boşuna “SERBEST PAZAR EKONOMİSİ” diye bağırıp durmuyor. Tam savunmasız bir Pazar.

Asıl ekonomik sistem SOSYAL DEVLET-DEVLET BABA’NIN kontrolündeki daha insanca bir ekonomi olan ve insanlık tarihinden beri var olan PAZAR EKONOMİSİ’dir. Bu adamlar bu sistemin önüne özgürlük-sebest-liberal kelimesi koyarak istedikleri gibi at oynatacakları bir sistem yaratmışlardır. Bu durum ayni kümeste tilkilerle tavuklara özgürlüktür.  Nerede serbest Pazar ekonomisi. Kendi menfaatlerine çomak sokan devletler için gerekirse petrol fiyatlarını bile bir emirle düşürmektedirler. Rusya, Venezuela ve İran ekonomilerini çökertmek için yapılanları görüyoruz. Bu adamlar kendilerine kafa tutan, ülkesini ve milletinin menfaatlerini düşünen milli liderleri hiç sevmez.  Bu gidişle kapitalist oligarklar tüm insanlığın ve tarihin sonunu getirebilecek bir kaos-dünya savaşı hazırlığı için olduklarını unutmayalım. Bu sorun aslında en başta ABD halkının ve tüm insanlığın sorunudur.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya