LİSELİ YILLARIM
Moral açısından Lise I e Ortaokula başladığım şartlardan daha iyi şartlarla başlamıştım. Gençlerle Başbaşa isimli kitaptan aldığım destekle, edebiyat derslerinin tartışmaları sorularında ayağa kalkıyor “Arkadaşımın görüşüne katılmıyorum, bana göre yazar şöyle demek istemiştir” gibi iddialı cevaplar veriyordum. Bu çıkışlarım edebiyat dersi Hocam Peyiman Hanımın dikkatini çekiyor ve sınıfın ilgisi üzerime yöneliyordu. Hoş bir durum.
04.12.2019 16.11
1.175 okunma
LİSELİ YILLARIM
İsmail Aydın

                Moral açısından Lise I e Ortaokula başladığım şartlardan daha iyi şartlarla başlamıştım. Gençlerle Başbaşa isimli kitaptan aldığım destekle, edebiyat derslerinin tartışmaları sorularında ayağa kalkıyor “Arkadaşımın görüşüne katılmıyorum, bana göre yazar şöyle demek istemiştir” gibi iddialı cevaplar veriyordum. Bu çıkışlarım edebiyat dersi Hocam Peyiman Hanımın dikkatini çekiyor ve sınıfın ilgisi üzerime yöneliyordu. Hoş bir durum.

                               KIRIMLIGİL: "SEN YAPABİLECEK BİR ADAMSIN"

                Peyiman Kırımlıgil Hocam, Kırım’dan Türkiye’ye gelmiş bir aileye mensup genç bir bayan. Edebiyat dersinden birinci yazılıları oluyoruz. Hocam yazılı notlarımızı okuyor ama anlaşılan isimlerimizi henüz öğrenememiş: Ahmet altı, Mehmet sekiz, Muhittin yedi… Böyle okuyup giderken ismimi okuyor, korka çekine ayağa kalkıyorum. Hocam birden, “Sen misin, otur dört” diyor. Belli ki benden, yüksek not bekliyormuş, düşük not almam onu üzmüş. Hızla oturduğum sıraya yaklaşıyor ve yüksek sesle: “Arkadaşların altı, yedi, sekiz alırken sen nasıl dört alırsın, sen yapabilecek bir adamsın” sözleriyle bir teşvik azarlaması yapıyor. Sonra kaşları çatık vaziyette, kararlı bir ses tonuyla “Haftaya Âkif’in hayatını hazırlayacaksın” diyor.

                Sınıfta kızıl bozul oluyorum, zaten esmer tenliyim. Ensemden terler akıyor. Teneffüs zili çalıyor. On beş dakikalık teneffüs boyunca bir o yana bir bu yana tek başıma dolaşıyorum. Bir yandan hocama kızarken bir yandan da kendimle mücadele ediyorum. Hocamın söylediklerinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyorum. Nihayet Hocamın beni sevdiğine karar veriyorum. Karanlıklardan aydınlığa çıkarcasına ufkum açılıyor, bütün üzüntülerim dağılıyor. Dopdolu bir enerjiyle kütüphaneye koşuyorum, kitaplar karıştırıyorum, Âkif’in hayatını hazırlayacağım.

                Merhum Âkif’in ismini, istiklâl marşımızın yazarı olarak biliyor veya duyuyorduk. Ünlü eseri Safahat’ı elimize almadığımız gibi kitap olarak vitrinlerde dahi görmemiştik. Hatta Safahat diyemezdik de “Sefahat” falan derdik. Nihayet, çeşitli kaynaklardan ve Safahat’tan yararlanarak Âkif’in hayatını kara tahtanın önünde anlatmak üzere, o günkü ölçülerime göre bir güzel hazırlandım. Bu arada Safahat’tan bir de şiir ezberledim.

                               ÜMİDİMİZİ YİTİRMEYECEĞİZ

                Ertesi hafta oldu, hocam beni kara tahtanın önüne dikti; “anlat bakalım”, dedi.

                Başladım anlatmaya: Âkif İstanbul’un Sarıgüzel semtinde doğmuştur, babası Tahir Efendidir, aynı zamanda hocasıdır, annesi Horasan’dan gelmedir v.s. Ödevimi sundum. Hocam beni dikkatle takip ediyordu. Hocam, dedim:

                - Âkif’in bir şiirini ezberledim, okuyabilir miyim?

                -Oku bakiiiim!

                Onun bu şekilde uzatarak söylemesi, önceki anlattıklarımı beğendi anlamına geliyordu. Başladım şiiri okumaya ancak beni yeni bir heyecan dalgası sarmıştı. Sanki ortalık toz duman olmuş vaziyetteydi. Heyecandan dizlerim titriyor, gözlerim hiç kimseyi görmüyordu. Zamanımız olduğu takdirde sohbetimin sonunda okumayı düşündüğüm bu şiir ümit, azim ve irade şiiriydi. Her şeyinizi yitirebilir fakat bir gün yitirdiklerinizi mutlaka yeniden kazanabilirsiniz. Bunun biricik şartı ümidinizi yitirmemenizdir. Netice, değerli öğretmenlerim! Şiiri yüksek bir heyecanla okuyup bitirdim. Döndüm, baktım, hocam da dikkatle bana bakıyordu. Sınıfa yöneldi, “Alkışlayın arkadaşınızı” dedi. Sonra “Kaç verelim?” diye sordu. Sınıf, “on, on” diye bağırıyordu. Alkışlar arasında o gün bir on numara aldım. Daha sonraki edebiyat - kompozisyon yazılı notlarım on üzerinden on, en aşağısı sekiz-dokuz olmuştur. Hukuk fakültesine de o enerjiyle gittim.

                Gençlerle Başbaşa, kaybettiğim güvenimi yeniden kazanmamı ve ayaklarımın üstünde durmamı sağlamıştı. Hocam Kırımlıgil ve Safahat da zıplamamı sağlamıştır. Âkif’i güzel eserinden dolayı rahmetle anıyor, Peyiman Hocamı da her daim hayırla yâd ediyorum.

                Evet, uzun sözün kısası, işte size, bir öğretmenin bir genç üzerindeki paha biçilemez etkisi ve değeri. Sizler bugün buna motive etmek, güdülendirmek diyorsunuz. Önemle belirtelim ki, burada bütün şeref okumanın, kitabın ve öğretmenindir.

                İşte çok önemli bir nokta. Sistem tartışmalarına girmeden ve nezihini tenzih ederek, cevabını herkesin kendi vicdanında vereceği şu soruyu birlikte soralım: Okuyor muyuz, okuyan bir toplum muyuz, elimizde kitap var mı? Bu sorulara vereceğimiz cevap istikbalimizi belirleyecektir.

                Değerli öğretmenlerim! Gerek sosyal statü açısından ve gerekse özlük hakları yönünden olsun öğretmenlerimizin kadri kıymeti yeteri kadar bilinmese ve takdir edilmese de –istisnalar hariç- halkın gözünde öğretmenin makamı Peygamber postudur. Peygamber nasıl o günkü vahşiler sürüsünden medeni bir toplum inşa ettiyse, sizler de, ham bir adamdan mamul bir adam inşa edeceksiniz. Bu az şey midir? Elbette hayır! Bilakis en büyük şereftir. Belki bunun için on yılınızı, yirmi yılınızı, otuz yılınızı vereceksiniz… Mum gibi yanıp erirken karşınızdakine hayat bahşedeceksiniz. Değer mi? Değer. Bu vatanın ilerleyip yükselmesi için; bu aziz milletin kararlarını icraya muktedir hale gelmesi için; muhteşem Türkiye için değer. İranlı şair Firdevsî, Şâhnâme’yi otuz yılda hazırladığını söylüyor ve İran’ı kurtarmakla övünüyor.

                Çok sıkıntı çektim bu otuz yılda

                Dirilttim İranlıyı ben bu Farsçayla

 

                İzahtan varestedir ki, öğretmen öğrenciye bir şey verecekse, bunun için öğrenciye dokunacaktır. Öğretmenin öğrenciye dokunması demek, onu sevmesi demektir.

                Öğrenci de öğretmeninden bir şey alacaksa, o da öğretmenine saygı duyacak. Öğrencinin öğretmene saygı duyması, onu dinlemesi ve verdiği ödevleri eksiksiz yerine getirmesidir.

                Şimdi izninizle, o tarihlerde çok istifade ettiğim ve bugün hâlâ yararlanmakta olduğum “Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak” şiirini takdim etmek istiyorum.

                Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak

                Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak

 

                Dünyada inanmam, hani görsem de gözümle

                İmanı olan kimse gebermez bu ölümle

 

                Ey dipdiri meyyit, “iki el bir baş içindir”,

                Davransana… Eller de senin baş da senindir!

 

                His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?

                Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin

 

                Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

                Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz?

 

                Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın

                Esbabı elinden atarak ye’se yapıştın!

                ……

                Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun

                Ümmide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

 

                Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar

                Me’yus olanın rûhunu, vicdanını bağlar

                …….

                Husrana rıza verme!.. Çalış… Azmi bırakma!

                Kendin yanacaksan bile evladını yakma!

 

                Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…

                Sesler de: “Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş!”

 

                Lâkin, hani şu milyonları örten yığından,

                Tek kol da “yapışsam…” demiyor bir tarafından!

 

                Sahibsiz olan memleketin batması haktır;

                Sen sahibolursan bu vatan batmayacaktır.

 

                Feryadı bırak kendine gel, çünkü zaman dar…

                Uğraş ki; telâfi edecek bunca zarar var.

 

                Feryad ile kurtulması me’mul ise haykır!

                Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!

 

                “İş bitti… Sebatın sonu yoktur!” deme, yılma!

                Ey millet-i merhume, sakın ye’se kapılma!

 

                Hepinize sevgiler ve saygılar. 05.11.2019

 

İsmail Aydın
05054006707
Keçiören / ANKARA

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı