BATI’NIN İSLAM ALEMİNE AÇTIĞI SAVAŞ VEYA EMPERYALİZMİN KEŞİF KOLU: ORYANTALİZM… (1)
Oryantalizm Batı kaynaklı bir kelime. Şarkiyatçılık, yani Doğu’yu her yönüyle tanıma ilmi, Batı’nın, Doğuyu tanıma merakı, tanıma isteği… Bu düşüncenin ilk müessesesi misyonerliktir. Oryantalizm konunun daha bilimsel yönüdür. Modern oryantalizm 1895 yılında Paris’te kurulan bir okulda başlar.
04.12.2019 11.33
2.578 okunma
BATI’NIN İSLAM ALEMİNE AÇTIĞI SAVAŞ VEYA EMPERYALİZMİN KEŞİF KOLU: ORYANTALİZM… (1)
İbrahim Gülsu

 

            Oryantalizm Batı kaynaklı bir kelime. Şarkiyatçılık, yani Doğu’yu her yönüyle tanıma ilmi, Batı’nın, Doğuyu tanıma merakı, tanıma isteği… Bu düşüncenin ilk müessesesi misyonerliktir. Oryantalizm konunun daha bilimsel yönüdür. Modern oryantalizm 1895 yılında Paris’te kurulan bir okulda başlar.

            Rönesans ve reform hareketleri ile birlikte Batı’da ilmi düşünce hızla gelişmeye başlayınca, Batı, Doğu’yu özellikle de İslam dünyasını dili,  dini, uygarlığı, bütün maddi ve manevi zenginlik kaynakları ile tanıma ihtiyacı duydu. UYUYAN DOĞU UYANAN BATI’NIN DİKKATİNİ ÇEKTİ.

            Oryantalizm her ne kadar masumane, bağımsız bir ilim hareketi olarak gösteriliyorsa da kesinlikle bağımsız değildir. Batı’da müesseseler birbirleriyle koordineli çalışır. Doğu’yu tanıma isteği sadece ilmi bir kaygıdan kaynaklanmıyor. Olayın siyasi, dini, ekonomik boyutları da var. Oryantalizm; misyonerliğin, kilisenin, istihbaratın kontrolündedir ve mali finansman kaynağı özellikle kilisedir. Vatikan Bankası’nın ve kiliselerinin kazançları büyük oranda misyoner ve oryantalist çalışmalara ayrılır.

            Edward Sard’in ifadesi  ile oryantalizm, BATI-ABD SÖMÜRGECİLİĞİNİN KEŞİF KOLUDUR. Emperyalist Batılı devletlerin ve misyonerlerin adeta bir BİLGİ BANKASIDIR. Oryantalizmin görevi Batı ve ABD’ye fikir ve eylem planında sürekli strateji ve teçhizat üretmektir. Bugünkü ifadeyle bir TİNG-TANG çalışmasıdır.

            Bunları iddia ederken amacımız Doğu’nun İslam dünyasının düşmanlarını çoğaltmak değildir. Bu iddialar gün gibi hakikattir. Batı dün olduğu gibi, bugün de ilmi çalışmaları, teknolojiyi daha iyi sömürmek için bir araç olarak kullanıyor. İlmi tarafsızlıkları da kesinlikle yalandır. Sormak lazım. Bir Hıristiyan araştırmacı İslam karşısında ne kadar tarafsız olabilir.

            Özellikle şunu da belirtelim ki, oryantalizm bütün çalışmalarını, bütün oryantalistleri reddetmiyoruz. Konuya peşin yargılarla da yaklaşmak istemiyoruz. Bir çok oryantalistin çok müspet, ilmi, namuslu çalışmalarının olduğunu kabul ediyoruz. Hatta bazıları şevkle, sabırla çalışıp sahalarına ömürlerini vermişlerdir. August Ficher bir Arapça sözlük hazırlamak için kırk yılını vermiştir. İçlerinde Müslüman olanlarını da görüyoruz.

            Üzülerek ifade edelim ki, İslami el yazmaları, birçok eserler, konular oryantalistlerin sayesinde gün yüzüne çıkmıştır. Onlar hararetle çalışıp İslami kaynakları ele geçirmişlerdir. Maalesef dünyada İslami sahadaki boşluğu oryantalistlerin eserleri doldurmuştur. Bunlar kabulümüz. Ama asla kabullenemeyeceğimiz husus oryantalistlerin şuurlu ihanetleri fitneyi körüklemeleridir.

            Fransız düşünür Roger Garaudy’nin ifadesi ile Batı Doğu’ya sürekli “batan geminin malları” (2) gözüyle bakmıştır. Öyle ki, Avrupa’da bazı idareciler şarkla alışverişte bulunan her ticaret gemisinin beraberinde yazma eserler getirmesini mecburi kılmıştır. Avrupa’da bu işle ilgilenen çevrelerin şarktan yazma eser satın almak için özel adamlar gönderdiğini hatta bu hırsızlığı özel casuslarla birlikte yaptıklarını görüyoruz. Bugün yüz binlerce çok kıymetli yazma eser Batı kütüphanelerinde bulunurken, kaçırılan sayısı belirsiz tarihi eserler de müzelerinde sergilenmektedir. Ama gel gör ki, bizde ise, yüz binlercesi depolarda çürüyor, yakılıyor, satılıyor. Okumayı, incelemeyi bırakalım, sadece korumayı bile becerememişiz. Son yıllarda yapılan arşiv çalışmalarını sevinçle karşılıyoruz.

            Bugün sadece ABD de dokuz bin araştırma merkezi var. Batı’da ve ABD’de 1800-1950 yılları arasında Doğu ile ilgili altmış bin eser yazmıştır oryantalistler. Ya Doğu, Batı ile ilgili kaç eser yazmış: Beş bin o halde Batı Doğu’yu Doğuludan, bizi bizden daha iyi biliyor. Onun siyasi, ekonomik, kültürel hakimiyet kurması da kolay oluyor.

            Oryantalist çalışmalarda dikkati çeken önemli hususlardan biri de Avrupa’yı ve ABD’yi her sahada kontrolleri altında tutan Yahudilerin bu sahada da perde gerisinde kendilerini kamufle etmeleridir. Yahudiler “Yahudi müsteşrik” sıfatıyla çalışmak istememişler, kendilerini  Avrupalı kabul etmişlerdir. Özellikle dışlanıp tesirleri azalmasın diye… Araştırmalar gösteriyor ki, oryantalist çalışmalarında bir çoğu Yahudilerin kontrolündedir. İslami tahrif etmek, milli kültürleri dejenere etmek Yahudilerin en önemli görevidir. İslam’ın ve insanlığın en büyük düşmanı Yahudilerdir. Zira Yüce Allah (c.c.) buyuruyor: “Ey Muhammed! İnsanlara en şiddetli düşman olarak insanlardan Yahudileri ve Allah’a şirk koşanları bulursun” (Maide:82)

ORYANTALİZMİN HEDEFLERİ

            Ne kadar objektif düşünülürse düşünülsün, milletler, ideolojiler hakimiyetçidir. İlim, az çok muhakkak doğduğu toprakların kokusunu taşır. Kabul etmek gerekir ki, hiçbir araştırmacı da kendi gerçeğinin dışına çıkamaz.

            Tarih, medeniyet ve kültürlerin mücadele tarihidir. İşte oryantalizm, bu mücadelenin bir uzantısıdır. Yani oryantalizm hilal-haç kavgasının, tarihi şark meselesinin, bir medeniyet hesaplaşmasının arka planıdır. Oryantalist Batı, hiçbir zaman kinini unutmadı. Bunun aksini iddia etmek akla, mantığa ve tarihe karşı çıkmaktır. İşte Bosna-Hersek, Azerbaycan, Irak, Suriye, Libya, Mısır, PKK, DEAŞ…. olayları. Batı İslam’dan intikam alıyor ve İslam’la resmen savaşıyor. Bugün Doğu ve İslam dünyası, hızla kültürsüzleştiriliyor. Doğu’nun milli varlıkları eritilmeye çalışılıyor. Doğu sersemletilmiş, kendine gelemiyor. Orta Doğu, Kuzey Afrika, Kafkaslar kan ağlıyor, Körfez, Türkistan kısacası İslam coğrafyası yanıyor.

            Bakın Alman müsteşrik STEPHAN WILD ne diyor:

            “Bundan daha çirkini, kendilerine müsteşrik adını veren bir grup, İslamiyet ve İslam tarihi hakkındaki bilgilerini İslam’ın ve Müslümanların zayıflatılması yolunda kullandılar”

            Lord Curzon dişlerini daha açık gösteriyor: “Şarkiyat araştırmaları imparatorluğun tesisinin bir zaruri parçasıdır.”

            “Doğu’yu karanlıklardan kurtaracak kahraman” Batılı Doğu’da ne arıyor? Kanaatimiz o dur ki, ORYANTALİZM TARİHİ ŞARK MESELESİNİ HALLETME İLMİDİR. Yani Türkleri asya bozkırlarına sürmek, İslam’ı ise Arabistan çöllerine hapsetmektir. Onun için İslam dünyasının zayıf ve güçlü yönlerini ayrıntısı ile bilmesi ve onu tanıması gerek.

            Oryantalizmin hedeflerini şöyle sınıflandırabiliriz:

İLMİ SEBEPLER:

            Doğu ve İslam medeniyetinin bilgi birikimini, ilim ve bilgi yükünü Batı’ya taşıyıp Rönesanslarına güç vermek, teknik gelişmelerini sağlamak.

            Birkaç asırdan beri ilmin her dalıyla ilgili eserleri, buluşları çalan Batı, yavuz hırsız misali utanmadan bu buluşlara patentini vurup kullanmış ve hala kullanıyor. Fransız Gustave Lebon ve Concurd Kardeşler, boşuna “Müslümanların katkılarını kabul etmezsek medeniyetimiz çöker.” “Müslümanların bulduğu sıfırı bilimden çıkarın bilim çöker.” deniyor.

DİNİ SEBEPLER:

            Halkı din değiştirmeye zorlayacak bir misyoner hareketinin imkanlarını araştırmak, İslam’ın safiyetini bozmak, Kuran’ın beşeri bir eser olduğunu iddia etmek. Bugün ülkemizde ve dünyada gündemde tutulan, İslam’ın ikinci kaynağı sünnet hakkında şüphe uyandırmak. Meşhur  (!) hadis araştırmacısı Yahudi Golziher ve Schatt bunu başarmış ve ne yazık ki, çağdaşları etkilemişlerdir. Aynı ahlaksızlar İslam hukukunun Roma Hukuku’nun bir kopyası olduğunu da iddia ederler.

            Şarkiyatçı Şheldon Amos’da aynı iddiayı tekrarlayanlardan. “Muhammed’in Şeriatı Arap memleketlerindeki siyasi durumlara göre tadil edilmiş. Doğu İmparatorluğunun kanunlarından başka bir şey değildir.” der.

            İslam medeniyeti, oryantalistler tarafından sürekli bir kan ve gözyaşı; kılıç-kalkan medeniyeti olarak anlatılmıştır.

            Levon Der onlardan biri:  “İslam tarihi kan akıtmaktan, savaşmaktan ve katliamdan meydana gelmiş korkunç bir tarih silsilesidir.”

            Allah’a hamdolsun ki, bizim tarihimizde ve topyekun İslam tarihinde kazıklı voyvodaların, zalim Neronların, Bosna Hersek katillerinin bir örneği yoktur.

            İslam’ın tekrar dirilişinden korkulduğu için, bugün dünyada İslam ve İslami hareketler sürekli aşırı, katı, terörist, ihtilalci, ırkçı, mürteci gibi kelimelerle nitelendiriliyor. İslami hareketler toplumdan ve milletler ailesinden tecrit ediliyor. Haber ajansları bu görevi yapıyor. İran, Libya, Mısır, Cezayir, Tunus gibi ülkelerdeki İslami hareketler hep öyle tanıtıldı.

            Kısacası, oryantalistlerin amacı çaktırmadan tahrif etmek, ihtilafları körüklemek, zihinleri bulandırmak, EN KORKUNÇ MİKROPLARI DA ŞÜPHE UYANDIRMAKTIR. Öyle ki, doksan dokuz doğruyu bir yanlışın hatırına söyleyip, yanlışı kamufle etmeye çalışmışlardır. Dine felsefeyi sokup sapık mezheplerin doğmasına neden olmuşlardır.

            Hintli Mevlana Şıbli Numani: “Bunların yaptıkları iş bir takım eksik ve şüpheli malumata kendi düşüncelerine uygun bir şekil vermekten ibarettir.” der.

            Şehbenderzade Ahmet  Hilmi Bey: “Bir Hristiyan muharriri İslam’a dair bir eser yazacağı zaman tetkikten sonra vermesi gereken hükmü tetkikten evvel verir. Kur’an tercümelerinin önsözleri hep böyledir.”

Prof. Şemsettin Günaltay: “İslam tarihine dair Batı’da kaleme alınan eserlerin çoğunda Hıristiyanlık gayreti ve taassubunun aşikar izlerini görmemek mümkün değildir. Müsteşriklerin en tarafsız davrananlarının eserleri bile garazkarlık abidesinden kurtulamamıştır.”

SİYASAL SEBEPLER:

            İngiltere sömürgeler bakanı Gladstone, Ocak 1938 yılında hükümet başkanına sunduğu raporda aynen şöyle diyor:

            “Savaş bize öğretti ki, İslam birliği, imparatorluğumuzun sakınması ve mücadele etmesi gereken en büyük tehlikedir. Sadece imparatorluğun değil, Fransa’nın da aynı şeyi yapması lazım. Ne mutlu bize ki, halifelik gitti. Halifeliğin bir daha dönmemesini temenni ederim.

            Bizim büyük harpte (Birinci Dünya Harbi) Araplara karşı olan dostça siyasetimiz, sadece Türk kuvvetlerine karşı taktiğin gerektirdiği bir netice değildi. Aksine aynı zamanda o vakti mevcut olan halifeliğin nüfusunda iki mukaddes şehir olan Mekke ve Medine’yi koparmak için bir plandı.”

            Yukarıdaki planı uygulayan aktör ajan Lawrens’tir. Bu ifadeler gösteriyor ki, oryantalizm özellikle siyasi kimliklidir. Siyasetin emrindedir. Oryantalizm; Batı’ya, ABD’ye ve uluslar arası gizli diplomasi şebekesine bilgi temin eden bir çalışmadır.

            Batı’daki ve ABD’deki siyasiler, Arap ve Müslüman ülkelerle ilgili siyasi, ekonomik işlerde mühim kararlar almadan evvel muhakkak oryantalistlerin görüşlerine müracaat eder. Oryantalistler siyasilere fikir ve proje üretir. İslam ülkelerini geri bırakacak sahte kalkınma planlarının ve gayri milli eğitim, kültür programlarının raporlarını çoğunlukla oryantalistler hazırlar. Sömürge ülkelerindeki liderlerin, lider namzetlerinin ve hatta bürokratların zaaflarını araştırır. İktidarları düşürür, hemen alternatif iktidarlar hazırlar.

            Bu özelliği ile casusluk faaliyetleri oryantalizmle beraber koordineli hareket eder.

İşte Örnekleri:

            Bir Hollandalı (1885) Abdulgaffar ismini alarak Mekke’ye gidebiliyor. Yahudi Borzenski (1890) Türkiye’de Türkçüdür. İngiliz ajan Lawrens (1870) Arabistan’da Arap ırkçısıdır. İngiliz Binbaşı Neol (1900) Irak’ta ve Doğu Anadolu’da Kürtçüdür. Bunlar Ortadoğu’daki ırkçılık hareketlerinin mimarlarıdır.

            Bu ajanların sayesindedir ki, kutsal topraklar Osmanlı’dan kopartılmış, Osmanlı yıkılmış, Ortadoğu’da cetvelle küçük devletçikler kurulmuştur.

            Bugün de ülkemizde ve diğer İslam ülkelerinde profesyonel, ırkçı, bölücü ajanların var olduğunu unutmayalım.

            EMPERYALİZMİN EL FENERİ ORYANTALİZMİN hedeflerinden biri de özellikle İslam ülkelerindeki milli uyanışları sabote etmek, milli güçleri siyasi iktidardan uzak tutmaktır. Bunu yaparken de her metodu, kanlı savaşları bile meşru kabul eder. Bugün İslam ülkelerinde faaliyet gösteren fikir savaşçılarının, ajanların önemli amaçlarından biri de halkın ideolojik seviyesini düşürüp, halkı ve aydını yönetimin dışında tutmak; partileri fikirsiz, fikir adamlarından uzak, birer yığın, kitle partisi haline getirmek. Böylece sömürü çarkları işleyecek, hakimiyetleri devam edecek.

TİCARİ SEBEPLER:

            İslam ülkelerinde sosyo-psikolojik altyapı çalışmaları yaparak Batı ve ABD sömürüsüne zemin hazırlamak. Batı ve ABD karşıtı bilinçli kesimi yok etmek. Ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarından faydalanmak, onları kendilerine bağımlı hale getirip, sanayileşmelerini, kalkınmalarını önlemek. Bugün hala, Batı-ABD patentli siyaset ve dış mahfiller, gizli diplomasi bizim gibi ülkelere “insanlık adına kalkınmanın sırlarını (!)” öğretiyor, kalkınma planları hazırlıyor.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı