Y E M İ N SÖZÜN SENEDİDİR !
İnsanlarda sözlerinin doğruluğu, eskiden kutsal değerleri üzerine yaptıkları YEMİNLERİ ile kabul edilirdi. Buna Mahkemelerde Hukuk dili ile TEVSİK (vesikalandırma / belgelendirme) denir.
20.12.2019 20.59
487 okunma
Y E M İ N SÖZÜN SENEDİDİR !
Kemal Cengiz

İnsanlarda sözlerinin doğruluğu, eskiden kutsal değerleri üzerine yaptıkları YEMİNLERİ ile kabul edilirdi. Buna Mahkemelerde Hukuk dili ile TEVSİK (vesikalandırma / belgelendirme) denir. Yemin, sözün doğruluğuna başka belge yoksa; başvurulacak en son çaredir. Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde, "İspat etmek, iddia edene, yemin ise inkar edene gerekir" buyurmuştur.  Davalardaki bu USÜL, sadece Müslümanların değil, bütün Dünya Mahkemelerinin de benimsemiş olduğu bir yoldur. Bu bakımdan geleneğimizde; bir konuda "yemin"  edilmişse, sözün doğruluğuna başka belge aranmazdı. Yeminin, iknadaki bu etkisinin, ticari menfaat için de kullanılıp "istismar" edilmesi konusunda ise Peygamber Efendimiz, "Yemin, alışverişte menfaat getirse de, bereketi götürür" (Nesai, Büyu, 3) buyurmuştur. Bu hadis-i şeriften mülhem olarak "Kelâm-ı Kemâl" adıyla yayınlanan kitabımda, "Aldatandan alma, aldandığına dadanma!" demişimdir. Böyle yapılırsa, ticari menfaatlerine  kurdulları tuzaklarda YEMİNİ  YEM olarak kullananlar, sonunda müşterinin itimadını kaybedecek ve ticari bereketi kaçacaktır.

"İddia ve ispat"  konusunda gerçekte ve uygulamada durum böyle iken; kutsal değerlere saygının azaldığından olmalı ki, günümüzde bu değerler üzerine yapılan yemin artık yeterli görünmüyor.  "Yemin" yerine "şeref, namus, âile, anne-baba, çocuklar, hayat, meslek, makam.. gibi 'DÜNYEVİ DEĞERLER"  ölçü alınıyor.Toplumun itibar ettiği bu sosyal değerlerin YEMİN yerine kullanılıp kabul görmesi, Toplumda  "Manevi" dejenerasyonun / bozulmanın bir göstergesi olarak DİKKAT çekicidir! Halbuki Peygamber Efendimiz, "Bilin ki! Allah, babalarınız üzerine yemin etmeyi yasaklamıştır. Yemin eden kimse ya Allah adına yemin etsin ya da sussun!” (Buhari, Edeb, 74) buyurmaktadır. Allah ve kutsal değerler üzerine yemin ederken kılı kıpırdamayanların, kişisel değerlerini yemin yerine "teminat" gösterirken  TİTREMELERİNİ, "Dini İnançlarındaki" samimiyetleri(!)  ile ilişkilendirmek, yemin yerine Dinen yeterli ve geçerli değildir. Ancak, sözü edilen bu değerleri kullandıklarında, sözlerinde kaypaklık varsa, istismar ettikleri bu değerleri üzerine gelebilecek bir FELAKET konusundaki ENDİŞELERİ, bir İMAN IŞIĞI ile bağlantılı görülebilir..

Dini anlamda yeminin geçerli olması (sıhhati) için,  "kutsal değerler üzerine yapılması" gerekir. "Namus, şeref, anne-baba, âile, evlad..." gibi dinimizce de "güzel" olan bu gibi değerler üzerine yapılan yeminler; yemini yapan kimsede bu değerlerin anlamı yoksa, -böyle bir "teminat sözü" de yemin sayılmadığı için- bu sözlerin de bir bağlayıcılığı kalmaz. Böyle biri için bu teminat sözleri; "sineklerin takılıp kaldığı, kırlangıçların yırtıp geçtiği bir örümcek ağı" hükmünde kalır.   Çünkü YEMİN, inançlı insanlar için "Allah ile kul arasında kutsal bir bağdır". Bu bağın sağlamlığı, inançtaki  samimiyet  ile orantılıdır. Ödeme niyeti olmayan kimsenin -miktarı ne olursa olsun- SENET imzalamaktan çekinmediği gibi; Allah'tan korkmayan kimse de, yeminden  çekinmez.

Yeminin, Müslümanın kişiliği ve "Dini Kimliği " ile de yakın ilgisi vardır. İnsanın maddi hayatında çok sık kullandığı malzemenin çabuk YIPRANMASI gibi; Manevi hayatında da yemini çok sık kullanan kimsenin de Dini inancı  yıpranır. Ettiği yemini bozduğu halde Vicdanı titremeyen; yaptığı yeminden maddi bir ZARAR görmeyen zayıf inançlı bir Müslümanda yemin, sıradan bir ALIŞKANLIK haline gelir. Öyle ki bu durum karakterine yerleşir ve başkalarını yeminle kandırmaya başlar. Artık YEMİN bu tip kimseler için "muhatabını avlamakta" bir YEM haline gelir.  İnsanları ikna ermekte yemini bir tuzak yapan böyle bir kimseyi, BAĞLAMAK  kolay değildir. Basit menfaatleri için dinini karalayan kimsenin VİCDANI da kararmıştır.

Müslümanın, yapamayacağı ve tutamayacağı konularda YEMİN edip sonra da yeminini bozmasını, Peygamber Efendimiz, "Allah ile alay etmek" olarak nitelendirmiştir. Bunun için Dinimizde Yeminin manevi VEBALİ yanında, KEFARET  denilen maddi cezası da vardır. Maddi cezayı ödemekle de manevi vebalden kurtulmuş olunmaz.

 Bu nedenle, "yeminimi tutmazsam, Kefaretini öderim" düşüncesi; günlük hayatta "paran kadar konuş" anlayışı ile yapılan bir PERVASIZLIK ve kutsal değerlere saygısızlık anlamına gelir. Yüce Allah Hayat Rehberimiz olan  Kitabımız Kur’an- Kerim’de, “Allah'a verdikleri sözü (yemin ederek) kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlara, Allah´ın riayet edilmesini emrettiği değerleri terk edenlere ve yeryüzünde fesat çıkaranlara "lânet" olsun cehennem onlaradır!" (Ra'd, 25) buyurmaktadır.

ÖZETLE: Yemin, bir olayın doğru olup olmadığının açıklanması veya bir işin yapılıp yapılmadığını ispat hususunda, Allah'ın adı veya sıfatlarından birini kullanarak Allah'ı şahit tutması ve böylece sözünü kuvvetlendirmesidir. Verilen sözü kuvvetlendirmek için o sözü Yüce Yaradan ile ilişkilendirmektir. Söylenen sözün doğruluğuna  dair "Allah'ı şahit" tutmaktır. "Antlaşma yaptığınızda  "Allah'ın ahdini" yerine getirin. Allah'ı üzerinize şahit tutarak (yemin ile) pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilir" (Nahl, 91) buyurmaktadır. Bu İLAHİ ikazdan anlaşıldığına göre; yemin eden kimse sözünde durmadığı veya yalan yere yemin ettigi takdirde, Allah ile arasındaki bu "bağı koparmış" olacaktır.  Çünkü, sözüne şahit olarak gösterdiği Allah'ına saygınlığını, "hiçe saymış" demektir.

Yapılacak işlerde “Allah'ın şahit tutulması” anlamına gelen yeminlerde, şirk unsurları yer almamalıdır. Peygamber Efendimiz, câhiliye döneminde yaygın olan putlar, atalar ve babalar üzerine yemin etme âdetini kesin bir şekilde yasaklamış, yemin edecek kişinin Allah'ın adını vererek yemin etmesi gerektiğini belirtmiştir ( Buhari, Tevhid, 13). Böylece  yeminin sadece "Allah adıyla" veya O'nun sıfatlarından birisi ile yapılabileceğini belirterek, tevhid inancının her şeyin üstünde olduğu gerçeğini yerleştirmeye çalışmıştır. Özellikle, “Şöyle yaparsam kâfir olayım..” gibi yeminler hakkında, “İslâm dini dışında herhangi bir din ve inanç üzerine kasten ve yalan yere yemin edenin, dediği gibi olacağı” uyarısında bulunmuştur (Buhari, Cenaiz, 83).

Kısacası Peygamber Efendimiz, Allah'ın zâtı ve Dince kutsal sayılan değerler dışında toplum tarafından değer verilen, önemsenen hiçbir şey üzerine "yemin edilmeyeceğini" bildirmiştir (Hadislerle İslam, 5/436).

Sonuç olarak İslâm öncesinden beri var olagelen yemin olgusu, Hz. Peygamber döneminde delil ve şahitlerin olmadığı, ihtilâfların çözümü sırasında başvurulan yöntemlerden biri olmuştur. Günlük hayatta insanlar arası ilişkilerde de genellikle karşılaşılan bu olgu, muhatabı ikna etme, onun şüphe ve tereddütlerini giderme bakımından yemin sahibini vicdanî ve ahlâkî bakımdan sorumluluk altında bırakmaktadır. Dolayısıyla yemin eden kimsenin Allah"ı kendisine şahit kılmasının ciddiyetiyle hareket etmesi, olur olmaz her şey için Allah'ın adını kullanmaması gerekir.

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kemal Cengiz
DİĞER YAZILARI

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Memleketi olan Ankara/Çamlıdare Ahatlar köyünde 1951 yılında doğdu. İlköğrenimi yıllarında Hafızlık ve Medrese Usulü Arapça tahsili yaptı. 1974 yılında Ankara Merkez (Tevfik İleri) İmam-Hatip Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden 1978'de BİRİNCİLİKLE mezun oldu.

Dini Yüksek Tahsilini yaparken aynı zamanda İmam-Hatip olarak göreve başladı. Mezuniyetini takiben yurdun çeşitli il ve ilçelerinde Vaiz, İlçe Müftüsü ve İl Müftü Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Toplam 43 yıl görevden sora 2016 yılında "yaş haddinden" emekli oldu.

KELÂM-I KEMÂL adıyla özlü sözlerini içeren bir kitabı yayımlandı. Dini, milli, ahlaki ve sosyal konularda çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda çıkan yazılarına devam etmektedir. Bu yazılarından aldığı derece ve ödülleri ile TAKDİR belgeleri bulunmaktadır. 2007 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca Türkiye çapında açılan "Hutbe Yarışmasında" BİRİNCİLİK ödülü bulunmaktadır.

Dini Yüksek İhtisas Eğitimi (İstanbulh-Haseki) yanında Uzmanlık derecesinde Arapça, orta derecede İngilizce biraz Farsça, biraz da Almanca bilmektedir.

Evli, iki oğulu  ve beş torunu bulunmaktadır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı