Gelecek Vaat Edenler
İnsanlık her yeni nesille yeniden doğuyor. Genç kuşaklar yetişkinlerin duygu, düşünce ve davranışlarını kolayca benimsemezler. Yaşam biçimlerini seçmek, bağımsız ve özgür dünyalarını kurmak isterler. Yetişkinler ancak yeni gelişmeleri öğrenip topluma ayak uydurabildiği oranda gençlere sevgi, ilgi ve anlayış gösterebilir. Ülkemiz gibi hızla değişen toplumlarda kuşak değişimi belirgin ve yeni değerlere açıktır. Ömrünün güzü gelmiş vizyonu tükenmiş insanların, ömrünün baharında olan bu gençliğin geleceğini planlamak ve onlara umut vermesi hiç kolay olmamaktadır.
27.12.2019 16.09
2.002 okunma
Gelecek Vaat Edenler
Ali Akça

İnsanlık her yeni nesille yeniden doğuyor. Genç kuşaklar yetişkinlerin duygu, düşünce ve davranışlarını kolayca benimsemezler. Yaşam biçimlerini seçmek, bağımsız ve özgür dünyalarını kurmak isterler. Yetişkinler ancak yeni gelişmeleri öğrenip topluma ayak uydurabildiği oranda gençlere sevgi, ilgi ve anlayış gösterebilir. Ülkemiz gibi hızla değişen toplumlarda kuşak değişimi belirgin ve yeni değerlere açıktır. Ömrünün güzü gelmiş vizyonu tükenmiş insanların, ömrünün baharında olan bu gençliğin geleceğini planlamak ve onlara umut vermesi hiç kolay olmamaktadır.

Yüreği boşluğa düşürülmüş gençler belirsiz geleceğe ve manevi boşluğa itilmiş durumdadır. Dünyanın dört bir yanını algı yönetimi sarmış durumdayken, her yeni gün bir öncekini aratmaktadır. Yıllarca ülkenin öz kaynağını yönetmiş kendinden sonraki X, Y ve Z kuşağını mutlu edememiş yaşlı, garantici Baby Boomer kuşağından, bugünkü dijital çağda, hala birilerinin çıkıp üstelik “yapamadıklarının” farkına dahi varamadan heyecanlı genç kuşağa gelecek vaat etmesi pek inandırıcı gelmemektedir.

Bugün robot teknolojisi, yapay zekâ, sosyal medya ve davranışsal ekonomiden hareketle davranışsal kamu politikaları üretilip hayatımızı yönlendirmektedir. Eski tarz yönetimlerle yeni nesle yeni şeyler söyleyip onların ufuklarını genişletip umut verme, hayatlarının anlamını fark ettirme iddiası hiç kolay değildir. Teknoloji ve dijitalleşme hepimiz için zaten daha kaygı verici ve mutsuz bir dünya vaat eder gözükmektedir. Bu durumda eski kuşaklar, başkalarına gelecek vaat etmekten çok ancak kendi mutsuzluklarını gidermenin ve hayatta kalmanın yollarını aramalıdır.

İnsan geçmişte ne kadar mutluysa gelecekte de o kadar mutludur. Çünkü geleceğe doğru yol alırken kişi mutluluk ya da mutsuzluk duygularını yanı başında taşır. İbni Haldun’un geçmişle ilgili şu sözüne kulak verelim: “Geçmişler geleceğe suyun suya benzediği gibi benzer.”  Ancak bilgiye en hızlı ulaşan ve en girişimci Alfa nesli inanın öncekilere pek benzemiyor. Acı görmek, umutsuzluk yaşamak, acının kendisini yaralamasını değil, her şeyi iyi yanından görmek, umuda kavuşmak, mutluluk ve sevinç içinde yaşamak istiyor.

Bugün yönetime talip olan ellili yaşları aşmış bir neslin karşısında farklı gerçekleri olan heyecanlı nesiller mevcut. Bu kuşak işe girip, evlenip, sabredip emekli olup, deniz kenarında küçük bahçeli evde mutlu biçimde hayatının son baharını yaşamayı düşünen bir gençlik değil. Karşımızda yaşamdaki en büyük değerleri özgürlük olan, bunun kısıtlanmasını istemeyen, ideal ve ilkeleri teknoloji ve kalite olan bir kuşak var. En önemlisi, bugünkü yönetici ve sadık yetişkinler tarafından kendilerini dışlanmış hissediyorlar. Geleceklerini belirsiz kıldıklarına ve umut veremediklerine inanıyorlar.

Dünyaya en hızlı çağda gelen bu neslin bakış açıları ve düşünce yapıları farklı, yetişkinlerde olmayan çok şeyi kapsıyorlar. Daha fazla bilgililer, iletişimleri daha hızlı, daha az cinsiyetçi, daha az dindar, teknolojiyi daha iyi kullanıyorlar. Umutlu ve mutlu olmaları için hiçbir şeye ihtiyaçları yok. Mülkiyet kavramları farklı, paylaşma düzeyleri fiziksel değil ancak yüksek, sahipliğe önem vermiyorlar. Eski kuşaklar gibi zaman ve mesai kavramları yok. Yaşamda huzurlu ve mutlu olmak için her şeye sahip olma anlayışını benimsemiyorlar. Hiçbir şeye sahip olmadıklarının idrakindeler ve hiçbir şeyin de kendilerine sahip olmadıklarını hissettikleri bir iklimde huzura kavuşuyorlar. Bu nedenlerle bu neslin önceki nesillerden daha çok mutlu olması kuvvetli ihtimaldir.

Fakat gençler bu mutluluğu, en gençleri elli yaşını aşmış bir kuşağın kendilerini yönetmesiyle bulamayacaklar. Aidiyet duygusu yüksek ve otoriteye boyun eğen bu eski kuşağın kendilerini yönetip mutlu etmesi hayalden öteye gidemeyecektir. Belki de hayat artık değişmek, dönüşmek zorundadır. Dijital çağ insanın kendisini değerli ve yeterli hissetmesi için yenilik istiyor. Heyecan, heves ve hayalleri hızla büyüyen ve baş döndürücü biçimde değişen genç kuşağa gelecek vaat etmek, umut verebilmek suya yazı yazmak gibi bir şeydir. Yaşam felsefesinde yoksulluk ve yolsuzluk olmayan, kendilerini şiddet, taciz, baskı iklimi yaşatanları sevmeyen yeni değerlere açık bir nesil var. Uluslararası akademik bir araştırmada en öfke ve nefret dolu iki toplumdan birinde yaşadıklarını ve bu kötü mirası eski nesillerin kendilerine bıraktığı gerçeğini biliyorlar.

Adalet, adil paylaşım, liyakat ve işin ehline verilmesi sözüyle yönetime gelip sözünü unutmuş olanlardan uzak durmak niyetindeler. Güçler ayrılığı, yapısal reformlar, adalet, kaliteli eğitim ve özgürlük masallarını dinletenlerin ve gelecek pazarlamacılarının piyasada fazlaca olduğuna inanıyorlar. Hayatın coşkusundan ve yaşam enerjisinden mahrum bırakanlarla; ilham veremeyip, tutucu olanlarla, fiziksel ve zihinsel olarak tükendikleri halde yönetimi bırakmayanlarla, çalışma ve paylaşım azimlerini kıranlarla artık işlerinin olmayacağı anlaşılıyor.

Genç nesil yaşadıkları toplumun zengin olmadığı için mutsuz değildir. Dayanışma ruhunu yitirdiği, eşitlik ilkesini yöneticilerinin sadece kendilerine yonttuğu için; adalet kavramı güçlülere teslim edildiği ve kurumlara duyulan güven kaybedildiği için mutsuzdur. Kendi mutluluklarına kendi seçtiği yöneticilerin bariyer oluşturduğu bireyler huzurlu olabilir mi? Genç nesil yolsuzluk ve yoksulluğun eğitimi düşük ve kalitesiz olan toplumlarda görüldüğünün çoktan farkındalar. 

Akademik alanda gösterdiği taklit başarıyı yaşam ve yönetimde gösteremeyenleri gözlemliyorlar. Geçmiş yöneticilerin kişinin istediği gibi yaşamasına imkân tanımak değil, onlara kendi istedikleri şekilde bir hayatı dayattığı inancındalar. Bu kuşağın küskün ve inatçı topluluk olduğunu, sevgi ve güven dolu bir iletişim ortamına sahip olmadıklarını düşünüyorlar. Böyle bir güruhun kendilerini yönetime talip olmasını gerçekten uzak ve komik bir girişime benzetiyorlar. Shakespeare; “İnsanı yoran yaşadığı hayat değil, taşıdığı maskelerdir” derken belki de samimi ve dürüst olmayan, ikiyüzlü kişileri kastedebileceğini sanıyorlar. Bu kuşağının akademisyen, tacir ve manav olarak iyi olsa bile yönetimde çuvalladıklarını görüyorlar.    

Gençlerin zihinlerini ve duygularını yöneterek, algılarla onlara fikirlerini inandırıp yönetime gelmek sadece mutsuz toplum oluşturdu. Güçlü ve mutlu olmanın kariyer ile ilgisi olmadığı bir dijital çağı yaşıyoruz. Toplumun çözülmesine önayak olanlar, onu “bir ve biz” yapamayanlar, şeffaf olmayanlar, sürekli aralarında didişenlerin bu cıvıl cıvıl parlak nesle umut vaat etmek düşüncesi bile kendilerini çıldırtmaya yetiyor.

Genç nesil kendilerine suçluluk algısı aşılayan yöneticiler değil, yaşanabilir dünya istiyor. Suçluluk duygusunun zihnin çalışmasını engelleyeceğini biliyorlar. Yapılmayanları “yapılacakların teminatıdır” diye algı oyunları yapanlara inanmıyorlar. Din bilim ve ahlak ilişkisini kuracak büyükler, güç odaklarının mücadelesini önleyen yönetim arzuluyorlar. Eğitimde ve mutlulukta dünyanın en önde olan ülkeleri gibi olmayı diliyorlar. Yaşadıkları toplumda ilişkilerin yakınlığı ve kalitesi, derinliği ve gerçekliği; paylaşım ve güvende hissetme duygularının yaşanmasını hayal ediyorlar.

Eski nesiller çalıştı, çabaladı ancak umut veremedi. Bireylerin, kurumların ve toplumun durumunu iyileştirmek bir yana, yoksulluk ve adil olmayan paylaşımı daha da çoğalttılar. Ülkenin öz kaynaklarını başarısız yönetenlerin şimdi kalkıp umut vaat etmesi hiç inandırıcı gelmiyor. Şimdi karşılarında başına buyruk ve söz dinlemeyen zeki gençler var. Kendilerini anlamlı bir hayata yönlendirecek, şu an yaşanan hayatı daha güzel bir hale getirme niyetinde olan tutkulu yönetici istiyorlar. Deneyimler, tecrübeler, hatalar, analizler sonucunda yanlış yapanların son baharlarında arınmalarını diliyorlar. Günümüz dijital dünyasında nutuk atan değil, olağan insanlarla verimli ürün çıkaran dürüst yöneticiler aranıyor.

Göklerde bir güç var, dileklerinizi duyan,
Yeni yıla sağlık, huzur, mutlulukla uyan!

Mutlu bir yıl dileğiyle…

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı