DOĞU’NUN İÇİNDE BULUNDUĞU ANLAMSIZ AŞAĞILIK DUYGUSUNUN PSİKOLOJİK SEBEPLERİ VEYA DOĞU’NUN UYANIŞI NE ZAMAN? (2)
Batı, Doğu uyanmadan Doğu’yu tanıdığı için onu psikoloji baskı altına alabilmiştir. Batı bencil, egoist, kıskanç bir ideolojik karaktere sahip. Hep almış, hiç vermemiştir. Dünyayı ve dünyanın nimetlerini bir başkasıyla paylaşmak istemiyor. Bundan dolayı da bütün gücünü kullanarak kendi dışındaki ülkeleri teknolojik, kültürel, siyasi, ekonomik baskı altında tutuyor.
02.01.2020 16.51
1 yorum
1.732 okunma
DOĞU’NUN İÇİNDE BULUNDUĞU ANLAMSIZ AŞAĞILIK DUYGUSUNUN PSİKOLOJİK SEBEPLERİ VEYA DOĞU’NUN UYANIŞI NE ZAMAN? (2)
İbrahim Gülsu

Bilgi güç demektir.

Batı, Doğu uyanmadan Doğu’yu tanıdığı için onu psikoloji baskı altına alabilmiştir. Batı bencil, egoist, kıskanç bir ideolojik karaktere sahip. Hep almış, hiç vermemiştir. Dünyayı ve dünyanın nimetlerini bir başkasıyla paylaşmak istemiyor. Bundan dolayı da bütün gücünü kullanarak kendi dışındaki ülkeleri teknolojik, kültürel, siyasi, ekonomik baskı altında tutuyor.

Yüzyıllardır topyekun Doğu, Batı-ABD karşısında özellikle oryantalizmin de körüklediği çok anlamsız bir kompleks içerisine girmiştir. Ezilmişlik, geri kalmışlık psikolojisini kıramamıştır. Biz de yakın zamana kadar Batı’yı tenkit etmek delilikti. Batılı Oswald Spengler “Batı çöküyor” derken bizim aydınlar Batı’nın giydirdiği “deli gömleği”ni çıkarmak istemiyor. Şu iki örnek çok dikkat çekicidir.

Fatih döneminde bir Müslüman hamal, yükünü taşıdığı Avrupalı Hıristiyan’ın arkasından gitmek istemezdi. Hıristiyan’ın önünde giderdi. Bir Avrupalıya hizmet etmek bir Müslüman hamala bu kadar ağır gelirdi.

Geliyoruz Tanzimat yıllarına. Servet-i Fünun dergisinin sahibi Ahmet İHSAN “Matbuat Hatıralarım” adlı eserinde o dönemin aydınlarının kafa yapısını şu şekilde aydınlatıyor. “23 Temmuz 1908 günü, İngiliz Sefiri Mallet’in İstanbul’a Sirkeci Garı’na geleceğini öğrendik. O gün jön Türkler (genç aydınlar) Sirkeci Garı’nı lebeleb doldurdu. Gelen sefiri candan ve gönülden alkışlıyorduk. Nihayet coşkun gençler sefirin arabasını çeken atları söktüler, arabayı kendi kolları ile çektiler.”

Bir şeyle savaşmanın yolu onu tanımaktan geçer. Eğer Batı’yı silahları ve zaaflarıyla tanımıyorsak onunla mücadele edemeyiz. Ona yeni bir medeniyet alternatifi olamayız.

Doğu ve İslam dünyası bugün korkunç bir kimliksizlik bunalımı içinde. Bize ruhsuz, dinamizmden uzak, iddiasız bir medeniyet ve tarih anlayışı vermişler. Bir türlü kendimize gelemiyoruz, kendimizi idare edememe acziyeti içerisindeyiz. O haldeyiz ki, kültür ve medeniyetimiz şarkiyatçının oluru ile rüştüne eriyor. Onların olur vermediği hiçbir şey kabul görmüyor. Bilgi birikimi ve gelişiminden dolayı bütün ilim dallarını ve kavramları bugün Batı ve uzantıları yorumluyor.

“Dil, insan zekasının kışlasıdır. Dil, geçmişin ganimetini yüklendiği gibi, geleceğin zaferlerini ve silahlarını da saklar.” der Colloriede. Kavramlar ardı sıra bir kültürü, tarihi, coğrafyayı sürükler. Bu gerçekten hareketle her millet  diline sahip çıkmalı; İngilizceye, teslim olmamalı.

Şarka “mahkum ırklar” gözüyle bakan,  “biz Avrupalılar” diyerek de kendilerini birinci sınıf toplum olarak gören Batı, Doğunun geçmişini mahkum ettiği gibi, geleceğini de güya bilimsellik adı altında ipotek altına almış oluyor.

Şunu unutmayalım ki, oryantalizm bir nevi Batı’nın Doğu’ya açtığı soğuk savaştır ve bu savaşta yıkılmak istenen şey Müslümanların inançları gereği yapılarında bulunan dinamizmdir, cihat ruhudur. Müslümanların kendilerine olan güven duygusudur. Bu savaş; ruhların dirilişini önleme, Müslümanları ruhta pasifleştirme ve silik bir kişiliğe büründürme savaşıdır.

Bakın Edward Said ne diyor:

“Kabul edilmesi gereken sonuç şudur: Doğu’nun öğrencileri, ilim adamları gelerek Amerikan ve Batı oryantalistlerinin dizinin dibine oturmak zorundadır. Doğulu ilim adamının kendisine güven duyması için mutlaka Amerikan, Batı formasyonuna başvurması gerekiyor.”

Bu gecenin sabahından hayır umulur mu?

Bir başka örnek. Arap devletlerinden biri, kendi üniversitesinde ders vermek için bir Amerikalı profesörle anlaşma imzalamış. Bu Arap ülkesinde üniversite öğretim üyelerine ait ilginç bir maaş bordrosu düzenlenirmiş. En üstte Avrupalı ve Amerikalı hocalar, ortada Hintli, Pakistanlı hocalar ve en altta ise Arap hocalar yer alıyormuş. Üniversiteye Amerikalı bir profesör gelmiş. Profesörün aslen Arap olduğu ve Amerikan vatandaşlığına geçtiği ortaya çıkmış. Daha sonra profesör Arap asıllı olduğu için, profesörün maaşı Arap profesörünki kadar ödenmiş ve ısrar edilince profesör o ülkeyi terk etmiş.

Buna benzer örneklere ülkemizde de rastlamak mümkün. Batı’ya hayranlık, kendimize güvensizlik ruhumuza işlemiş. Doğu yedi yüzyıllardır, Batı’nın yoğun bir şekilde teknoloji, bilgi, kültür bombardımanı altında. Onun için kendine gelemiyor. Oryantalizmin beslediği emperyalizm bir boğa güreşi şampiyonudur. Batı ve ABD boğa güreşlerindeki gibi sürekli ortaya kırmızı bir şal atıyor, milletleri sahte hedeflerle, gündemlerle, ayrışmayla oyalıyor ve sürekli gündemi kendisi belirliyor. Zavallı ülkeler bütün gücünü, kuvvetini önüne konan şallarda bitiriyor.

Milletler; hayallerle, gölgeleriyle bazen de karanlıkla dövüştürülüyor. Böylece toplum milli enerjisini boşa harcayarak yılgın, bitkin hale geliyor. O cesur topluluklar tavşanlaşıyor, sürüleşiyor, tembelleşiyor.

Tanzimat’tan bu yana bizim de önümüze emperyalizm hep kırmızı şal atmadı mı? Yıllarımız isyan, kavga, münakaşa ve iç çekişmelerle geçmedi mi? Hala geçmiyor mu? İşte ülkemizin hali. Uzlaşmadan uzak siyasi tablomuz ve doğu meselesi meydanda. Ülkemizin ve Kürt kardeşlerimizin  Kürtçülük diye bir meselesi yok. Ülkede bölücülük dış tahrikler meselesi var.

Bugün milletler kültürüne, coğrafyasına, ekonomisine, zenginlik kaynaklarına, siyasi yönetimine ne kadar hakim?

O halde, Batı’nın, oryantalistlerin sunduğu ekonomik, kültürel, teknik; bilgi, belge ve reçetelerden kuşkulanmak gerekir. Tüm milletler Batı’dan gelen her şeyin güvenirliğini test etmeli. Yanlış bilgileri ayrıştırmalı.

Mehmet Akif “Ey şark! Kanmadın mı asırlarca uykuna!” derken ne kadar haklı.

Açıklamalarımızı birer ilahi ihtar olan ayet mealleriyle bitiriyoruz.

“Ey iman edenler, Yahudileri de Hıristiyanları da kendinize dost ve üstünüze hakim edinmeyin.

Onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar. İçinizden kim onları dost ve hakim edinirse o da onlardandır. Şüphesiz Allah o zalimler gururuna muvaffakiyet vermez.”

“Ne Yahudiler ne Hristiyanlar sen onların dinine uyuncaya kadar asla senden hoşnut olmazlar.” (Bakara 120)

KAYNAKLAR

  1. Oryantalizm ve Medeniyet Hesaplaşmasının Arka Planı Prof. Dr. M.Hamdi Zakzük-Işık yayınları-1193-Sayfa 36
  2. İslam’ın Vaad ettikleri : Sayfa: 45
  3. Oryantalizmin-Edward Said-Pınar – Yay-Sat.15
  4. Prof. Hamdi Zakzük A.g.e. Say.30
  5. Prof. Hamdi Zakzük A.g.e. Say.34
  6. Prof. Hamdi Zakzük A.g.e. Say.103
  7. Prof. Hamdi Zakzük A.g.e. Say.94
  8. Prof. Hamdi Zakzük A.g.e. Say.37
  9. Mümtaz Turhan-Kültür Değişmeleri Say.70
  10. Edward Said A.g.e. Say.130

 

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
sorgu
budistler unutulmuş mu oluyor? Şimdi en güçlü komistler onlarda unutulmuş olmuş oluyor. Tabii ki o zaman komistler yoktu
Yorum Ekleyen: celal yıldız     10.1.2020 18:00:48
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı