DOĞU AKDENİZ VE SURİYE OLAYININ TARİHÎ ARKA PLANI
Suriye'de ve Doğu Akdeniz’de neler oluyor? Evet, 2010 Aralığında “Arap Baharı” adıyla Tunus’dan başlıyarak, doğuya doğru bütün Kuzey Afrika ülkelerini saran ve nihayet 2011 yılı Martında Suriye'ye de sıçrıyan olaylar ne anlama geliyor?
11.01.2020 09.46
2 yorum
907 okunma
DOĞU AKDENİZ VE SURİYE OLAYININ TARİHÎ ARKA PLANI
İsmail Aydın

Suriye'de ve Doğu Akdeniz’de neler oluyor? Evet, 2010 Aralığında “Arap Baharı” adıyla Tunus’dan başlıyarak, doğuya doğru bütün Kuzey Afrika ülkelerini saran ve nihayet 2011 yılı Martında Suriye'ye de sıçrıyan olaylar ne anlama geliyor?

Suriye’de neler oluyor? Suriye’de kimler var ve olayların arka planındaki düşünceleri nelerdir? Suriye olayının Haçlı seferleriyle, Şark Meselesi'yle ilgisi var mı? Bölgenin Asya, Avrupa ve Afrika üçgeninin tam ortasında yer alması, dolayısıyla bütün güçlerin orada yer almaya çalışması stratejik öneme mi işaret ediyor?  Gerçekten bu coğrafya -İngiliz takma adıyla Orta-Doğu- dünyanın merkezi mi? Dünyaya hükmetmek isteyenlerin Orta-Doğu'ya hükmetmesi gerektiği tezi doğru mu? Kavganın görünürdeki sebebi sadece petrol mü, enerji mi? Olayların ucu nerde, sonu ne zaman gelecek? 

Bu sorulara cevap ararken, Haçlı Seferleri'nin, Türklerin Müslüman oluşundan hemen sonra başladığı gerçeği gözden ırak tutulabilir mi? Şark Meselesi'ni ilk defa Rus Çar'ı Aleksandr dile getirmişti. Peki, Albert Sorel ve Edward Derio gibi Avrupalı yazarlar, Şark Meselesi'nin başlangıcını niçin İstanbul'un fethine veya Hz. Muhammed (s.a.v.)'in doğum tarihine kadar geriye götürüyorlar? Politika terimi olarak kullanılan Şark Meselesi, Osmanlı İmparatorluğu topraklarının bölüşülmesi ve tarihe gömülmesiyle ortadan kalkmış mıdır? Güçler arasındaki hesaplaşma bitmiş midir, yoksa hâlâ devam ediyor mu?

SURİYE VE DOĞUAKDENİZ’DE KİMLER VAR?
 Yukarıdaki sorulara ve benzer sorulara cevap ararken, önce Suriye ve Doğu Akdeniz olayında ismi geçen ülkelere bakalım. Bunlar başta ABD, Rusya ve Fransa olarak görülüyor. İngiltere ve İsrail’in ismi fazla geçmiyor ama işin tam ortasında bu iki ülke de bulunuyor. Tabiî bu beş ülkeden başka çeşitli Arap ve Avrupa ülkesi ile İran da Suriye’de. Olayın görünürdeki sebebi DEAŞ. Söz konusu bütün güçler, sözde DEAŞ’ı Irak ve Suriye’den söküp atmaya çalışıyor. DEAŞ veya başka bir isim.  Başka bir isimle de anılsa DEAŞ, Müslümanlar arasındaki fikir ve görüş farklılıklarının ihtilafa dönüştürülmesiyle ihdas edilmiş, PKK-YPG türü bir terör örgütü.

 Peki,İsrail bayrağında biri üstte diğeri altta yer alan iki çizgi, Nil ile Fırat'ı temsil ediyorsa, Osmanlı Devleti'nin parçalanmasından sonra, 1948'de İngiltere'nin desteği ile kurulan bu korsan devletin, muharref Tevrat'taki hedefinden vazgeçtiği veya böyle bir hedefinin olmadığı söylenebilir mi? İsrail, her geçen gün sınırlarını genişletiyor mu yahut genişletmeye çalışıyor mu?

 Amerikan İmparatorluğu bu devleti niçin himaye ediyor? Ve daha pek çok soru.

Fransa’nın ismi, ABD Başkanı Trump’ın birbirini tutmıyan “Suriye’den çekiliyoruz” şeklinde özetlenebilecek açıklamalarından sonra Suriye’de sıklıkla duyulmaya başlandı.

Fransa,  güya DEAŞ’in geri dönmemesi için ABD’nin bırakacağı boşluğu doldurmak istiyor.

 Belirtmeye gerek yok ki, tarihî hakları olmasına rağmen Türkiye’nin bugün orada bu anlamda herhangi bir talebi yok. Türkiye, güvenliğini tehdit eden PKK-YPG terör tehdidi sebebiyle Suriye’de bulunuyor. Nitekim sözde DEAŞ’ın temizlendiği yerlere yerleşen PKK-YPG işgal bölgelerinden Türkiye’ye ateş açıldığı, can ve mal kaybına sebep olduğu ve ayrıca Türkiye’ye terör elemanlarının sızdığı görülmektedir. Aslında olayların perde arkası aralandığında PKK-YPG’nin, buzdağının su yüzünde görünen kısmı olduğu anlaşılıyor.

Problemin ana gövdesi daha derinlerde.
  

IRKÇI-MİLLİYET DUYGULARI PARÇALAMA ARACI
 Avrupalı güçlerin, bölgedeki Müslüman Kürtlere ilgi ve alâkası, vaktiyle Sırplara, Hırvatlara, Karadağlılara, Arnavutlara, Yunanlılara, Bulgarlara ve diğer topluluklara gösterdiği sözde ilgiye benziyor. Bu güçler, ismini zikretmeye çalıştığımız unsurları, ırkçı-milliyet duygularıyla tahrik ve kışkırtarak Osmanlı Devleti'ne karşı nasıl isyana sürüklemişler ve Osmanlı Devleti'ni parçalamışlarsa, Müslüman Kürtleri de aynı metotlarla isyana teşvik ediyorlar. Dini duyguları tamamen yok olmuş Marksist-Leninist, Maoist gruplar bu amaç için araç olarak kullanılıyor. Kısaca taktik şudur: “Divide and rule policy” yani “Böl, parçala, yönet.”

  Yukarıdaki sorulara cevap verebilmek adına bir tarih turu yapmak istiyoruz. Maksadımız değerli okurlarımızı yönlendirmek değildir. Yapacağımız tarih turu, gençleri bilgilendirme, aramızda bir fikir alışverişi ve bilenlere de hatırlatma olacaktır.

 İncelememizi bir miktar geniş tutmazın en az iki sebebi bulunuyor. Birinci sebep, uzun geçmişi olan tarihî olayların, çok sayıda ciltten oluşan tarih kitaplarında –kronoloji sebebiyle-  dağınık halde bulunması; diğer sebep ise, orta öğrenim ve lise seviyesinde okutulan ders kitaplarında, çok önemli konuların bile bir iki satır halinde sıkıştırılmış halde olması. Birinci mahzur, herkesin konuları rahatça araştırmasını önlüyor, ikincisi de yeni nesillerin olayların künhüne (temeline) inmesini engelliyordu. Biz bu çalışma ile her iki mahzuru birden ortadan kaldırdığımızı iddia etmiyoruz. Belki konuları araştıracak olanlara bir anahtar vermiş oluyoruz.

Konuları detaylandırırken aynı endişelerle hareket ettik. Konu başlıklarının yanında ara başlıklar da kullandık. Yazıları kısa bölümler halinde yayınlamayı tercih ettik. Her bölüm yayınlandıkça, bilgisayar çıktısı alacak okurlarımız, bunları bir dosyada bir araya getirdikleri takdirde, ileride üzerinde çalışabilecekleri bir klasör elde etmiş olacaklardır.

 Bazı olayları diğerlerine nazaran biraz daha ayrıntılı olarak ele alma ihtiyacı hissettik. Böyle yapmaktan maksadımız, bir yandan Avrupalı devlet ve toplumların niyet ve hedefleri ile sözlerine güvenilirlik derecesini göstermek diğer yandan göğsümüzü kabartan şehid ve kahramanlarımızı anmak ve  iyi yönetildiği takdirde milletimizin neleri yapabilecek güç ve kudrete ulaşabildiğini hatırlatmak olmuştur.

Değerli okurlarım! Bu çalışmayı yaparken, her biri birbirinden güzel çeşitli kaynaklara müracaat ettim. Belge mahiyetindeki bilgileri geniş ölçüde Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı ile  Ord. Prof. Enver Ziya Karal'ın, Türk Tarih Kurumu’nca aynı isimle yayınlanmış olan “Osmanlı Tarihi” isimli eserlerinden aldım. Bu iki eserden ve diğer eserlerden iktibas ettiğim bölümlerin cilt ve sayfa numaralarını, ilgilenecek okurlarıma yardımcı olsun düşüncesiyle ait olduğu bölümün altına düştüm.

Bu zaruri açıklamalardan sonra, sonraki güçler ABD ve İsrail’i en sona bırakarak, Fransa, İngiltere ve Rusya, kısmen de Avusturya (Nemçe-Alman) ve Almanya üzerinde durmak istiyoruz. (Gelecek hafta, Osmanlı’nın Suriyesi)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Tarih
İsmail bey güzel bir tarihi makale olmuş. Emperyalist güçler her zaman hedefine ulaşmak için çalışıyorlar.Müslüman Türk milleti her zaman bu emperyalistlerin karşınsında durması gerekiyor.Kalemine sağlık sağolun.
Yorum Ekleyen: Rahmi Ünalan     11.1.2020 15:18:58
Tebrik
Bir solukta okudum. Ayrıca sanal alemde de paylaşıyorum. Allah kalemine kuvvet ve size sağlıklı ve hayırlı ömürler versin. Selam ve dua ile...
Yorum Ekleyen: Mehmet Hüyük     11.1.2020 13:55:47
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı