OSMANLI'NIN SURİYESİ
Sözün başında, birkaç satırla da olsa, Osmanlı'nın Suriye'sinden ve bugün dahi istismara açık toplum yapısından bahsetmeyi uygun buluyoruz.
15.01.2020 18.01
1 yorum
1.653 okunma
OSMANLI'NIN SURİYESİ
İsmail Aydın

İsmail Aydın

                Sözün başında, birkaç satırla da olsa, Osmanlı'nın Suriye'sinden ve bugün dahi istismara açık toplum yapısından bahsetmeyi uygun buluyoruz.

                Arapların Şam dediği eski Suriye geniş bir ülkenin adıdır. Halep, Şam, Sayda ve Bağdat olmak üzere dört eyalete bölünmüştü. Osmanlı 5. Ordusunun merkezi Şam, 6. Ordusunun merkezi Bağdat idi.

                Suriye halkı türlü menşelerden gelmekte ve türlü din ve mezheplere ayrılmakta idi. En eski halk sayılan Araplara, Süryanilere ve Finikelilere sonradan Rumlar, Romalılar, Türkler, Kürtler ve Haçlılar gelip karışmışlardı. İslâm fütuhatının bir neticesi olarak, bu halkın büyük bir kısmı Arapçayı kabul etmiş bulunuyordu. Halkın çoğu Müslüman’dı. Ancak Müslümanlar arasında mezhep yönünden bir birlik mevcut değildi. Bildiğimiz mezheplerin dışında mütevelliler ve Dürzîler vardı. Hıristiyanlar ise, Marunî, Ortodoks, Süryani-Latin ve Ermeni Katolikleri, Protestan ve daha başka mezhepler halinde bulunuyorlardı. Dolayısıyla, Suriye halkında kısmen dil birliği olmasına rağmen din birliği, duygu ve düşünce birliği yoktu.

                Marunîler esas itibariyle Hıristiyan idiler. Maron isminde 4.üncü yüzyılda yaşamış bir rahibin kurmuş olduğu mezhepten oldukları için kendilerine Marunî denmekte idi.

                Bu kadar çeşitli milliyet, din ve mezhebe mensup Suriyeliler, sözde hâmi sıfatıyla Avrupalıların Osmanlı İmparatorluğu’nun içişlerine burunlarını soktukları (1839’da başlıyan) Tanzimat dönemine kadar barış içinde yaşamışlardı.

                               TÜRK HÂKİMİYETİ YOK EDİLDİ-YERİNE İSTİKRARSIZLIK GETİRİLDİ

                “Suriye’nin bugünkü hale gelmesinin nedeni, bölgenin sözde yeniden şekillenmesini üstlenen Büyük Britanya ile Fransa’nın kurdukları hanedanların, devletlerin ve siyasi sistemin… bölgenin sorunlarını içinden iyice çıkılamaz hale getirmelerinin sonucudur. (Bunlar),Birinci Dünya savaşı sırasında ve sonrasında bölgedeki eski düzeni geri dönülemeyecek şekilde yok edip, Ortadoğu’daki Türk hâkimiyetini onarılamayacak biçimde yıkmışlardır.” (Veysel Karkın-Önder Yazıcı, DergiPark, Arap Baharı’nın Suriye’ye Yansıması ve Türkiye’ye Sığınan Mülteciler, Sayfa 205)

                Bölgeye emperyal güçlerin bıraktığı miras, istikrarsızlıktır. Girdikleri yerlerde pürüz noktaları bırakarak, milletleri birlerine düşürmek en bilinen taktikleridir. Yönetimlere getirdikleri sözde liderler ise, sürekli kendilerine bağımlı kalmasını istedikleri küçük gruplara mensup adamlardır. Çünkü bunlar, o toplumun halk çoğunluğuna dayanmadıkları için iktidarda kalmaları efendilerine dayanmakla mümkün olacaktı. Mesela, bir yerde Şiîler çoğunlukta ise orada Sünnîleri, Sünnîler çoğunlukta ise orada da Şiîleri iktidara getiriyorlardı.                               

                Artık malûm olduğu üzere, mevcut Arap devletlerinin sınırları, ihtilâfları canlı tutmak amacıyla gizli Sykes-Picot (1916) andlaşmasında belirlenmişti. 1920 San Remo Konferansında manda yönetimleri karara bağlanmış, ardında da Milletler Cemiyeti tarafından onaylanmıştır. Şu ünlü “böl ve yönet” taktiği. Biz olayın bu kısmından ziyade tarihî geçmişi üzerinde duracağız.       

                Çalışmamızın başında şunu da kaydetmeliyiz: Suriye’nin otoriter yönetimi, bazı dış güçlerin (Rusya-İran-Çin) desteğini arkasına alarak eski baskıcı tutumunu katliamlara dönüştürmüştür. Suriye muhaliflerinin kendi aralarında bölünmeleri ve dış güçlerin (ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, İsrail ve diğerleri) kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etmeleri de, Suriye’deki mevcut çıkmazın devam etmesine sebep olmaktadır.

                Tarih turumuza Fransa ile başlamak istiyoruz. (Gelecek hafta, Şu Fransa)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Recep dinçer yağlı
Ne yazıkki türkün tarihte gösterdiği adil ve sömürme emelsiz yönetimi bu gün ki kapitalist düzen mahvetti.
Yorum Ekleyen: Recep dinçer yağlı     25.1.2020 12:33:31
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı