“Bak oğlum ! İşte biz böyle hocalarda okuduk..”
İlkokul öğretmenim Kemal Gültaç’ın karısı Ayşe yenge ölmüş. Hocamızı aradım. Başsağlığı dilemek için. Kendisi ile zaten zaman zaman görüşüyorduk. Bu görüşmemiz biraz hazin ve üzüntülü oldu.Ne de olsa 65 yılık eşini kaybetmişti.
22.01.2020 17.15
2.452 okunma
“Bak oğlum ! İşte biz böyle hocalarda okuduk..”
Av. Sabri Turhan

İlkokul öğretmenim Kemal Gültaç’ın karısı Ayşe yenge ölmüş. Hocamızı aradım. Başsağlığı dilemek için. Kendisi ile zaten zaman zaman görüşüyorduk. Bu görüşmemiz biraz hazin ve üzüntülü oldu.Ne de olsa 65 yılık eşini kaybetmişti.

Hocamız ile çok hatıramız vardı . Bize hayatı o öğretti. Bugünlere gelmemizde büyük emeği vardı.

Ben O’nda sadece ilk okul 5.sınıfı okudum. Son sınıfa kadar  köyümüz olan Çaykenarı ilkokulunda okudum.l960’lı yıllarda biz gençler, parasız  yatılı okullara gitmek için ilkokuldan sonra yazın 2-3 ay kurs görür  ondan sonra imtihanlara  girerdik. Ben o yıl Kemal hocada kurs için Gölbent köyüne gidecektim. Babam;”. zaten  yazın gideceksin, kışın da Kemal Hoca’da oku. O zamana kadar biraz daha bilgi al Kemal Hoca’dan..” dedi. Beni Çaykenarı’ndan  25 kilometre kadar aşağıda Kaş yolu üzerindeki Gölbent köyüne gönderdi.

Gölbent Köyü o zamanlar kuraklığın  zirvesinde  olduğu bir köydü. Köyün büyük kısmında  su yoktu. Bazı aileler kuyularına kilit vururlardı. Ama yıllar sonra gördüm ki, o kuraklıktan eser kalmamaş. Köye gelen kanal orayı ihya etmiş. Ben Tomalar mahallesinde Ömer amcamlarda kalıyor, oğlu Hüseyin ve diğer arkadaşlarla birlikte 3-4 km uzaktaki  Kanca İlkokulu’na yani Kemal Hoca’nın görev yaptığı okula gidiyordum. Çünkü hocamız 3 ilkokulu olan köyün bu okulunda görevli idi.

Kanca ilkokulu  bir baraka idi. Okulun 5 sınıfına karşılık 2 dersliği vardı.1.2. ve 3.sınıflara bir bayan öğretmen bakıyor, 4.ve 5.sınıflara de  Kemal Hocamız bakıyordu.

Kemal Hoca’mız Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmendi. Tam öğretmendi. Yani komple...Tarımdan anlar, inşaattan anlar, ders vermeyi de her şeyi vermek gibi anlardı. Matematik dersini nasıl iyi yaparsa, din dersini de öyle anlatırdı.

Kemal hocamız şimdi 90 yaşında. O bir tarih. Yaşı 90 olduğu için de  tarih, Köy Enstitüleri tarih olduğu için de tarih..

Bir gün bayan hoca yokken, Kemal Hoca 4.ve 5.sınfların dersliğinden  diğer dersliğe  çıkmak istedi.

Öyle zamanlarda umumiyetle alt sınıflara bir 5.sınıf öğrencisi gönderilir,  derslerin  boş geçmesi önlenirdi. Ama terkedilecek sınıf 4.ve 5.sınıf olunca  onlara  kim gönderilecekti? Hocamız sık sık dışarı bakıyor, sanki birini bekliyor gibi gibi idi. Duvarın alt tarafında Şakir  Amca traktörü ile çift sürüyordu. Bir ara traktörün sesi kesildi. Hoca, pencereyi açtı. Şakir Amca, duvarı atlayıp okulun bahçesindeki   çeşmeye doğru geliyordu. Kemal Hocamız, Şakir Amca’ya seslendi:”Şakir Ağa! Ara mı  verdin ? Biraz dinlen de şu çocuklara Karlofça ve Pasarofça andlaşmalarını  bir anlatıver . Ben öbür sınıfa geçiyorum ”dedi. Şakir Amca “olur” dedi.

Biraz sonra iri yapılı, dipdiri, gür sesli Şakir Amca  bizim sınıfa girdi. Karlofça ve Pasarofça’yı anlattı. Gelen bir öğretmen değildi. Bir lise veya üniversite öğrencisi de değildi. Ben, bunlara nasıl biliyor diye hayret  ettim. Bunları anlatan çift sürmeden gelmiş, ilkokul mezunu  bir adamdı. O kadar güzel anlattı ki;” Osmanlıların  Balkanlardaki  varlığı  bu andlaşmalarla  yavaş yavaş  azaldı. Bundan sonra artık eski  gücümüz kalmadı” dedi. Tarihe o zaman da meraklı idim. Ama asıl merakım, bir ilkokul  mezunu  olan adamın ,çift sürmekten gelen bir adamın bu bilgisine ve tarihimizin zaafına üzülmesine hayran kalmıştım.

Şakir Amca, daha sonra bu köyde  birkaç dönem muhtarlık yaptı. İstanbul’daki arkadaş grubumuzdan  olan Bilal Demir ile Fevzi Demir’in  babasıdır. Fevzi Demir ile daha sonra Kemal Hoca’mızın verdiği bilgiler ve öğretiler ile  parasız yatılı imtihanını  kazanınca Burdur Lisesi’nde beraber okuduk. Lise pansiyonunda beraber kaldık.

Yine bir gün matematik dersimiz vardı. Kemal Hoca’mız bu sefer yanında sivil bir zat ile sınıfa girdi. Biz ayağa kalktık. Hocamız karatahtanın başına geçerken, beraber  geldiği adam, ön sıraya bir öğrencinin yanına oturdu.

Hocamız tahtaya bir problem yazdı. “Bunu çözeceğiz” dedi. Belli ki, bize bir şeyler öğretmeye çalışıyordu. Ama problem o kadar karmaşıktı ki, bazı rakamları yazıyor  sonra siliyor. Bunları başka rakamlarla çarpıyor. Sonra bölüyor, sonra siliyordu. Bu sırada beraber geldiği adam da karatahtaya çıktı, yardım etmek için.”Kemal, bunu öyle değil şöyle yapalım. Bunu bununla çarpıp sonra bölelim. Sonra da bundan çıkaralım ”gibi şeyler söyledi . İkisi anlaştı .Bir sonuç çıktı. İkisi de; “Bu böyle olacak” dediler.

Neyse, diğer dersler ve teneffüslerden  sonra okul dağıldı.Biz akşam üzeri evlere gittik. Gece olandan habersiziz.

Kemal Hocamızın yanında gelen adam, Fethiye’de çarşının tam içinde  “ Restaurant Rafet ”diye bir

lokantanın sahibi olan Rafet Amca imiş. Ve Rafet Amca da Kemal Hoca’mızın bacanağı imiş. Zaten bu kadar samimi olmalarından anlamalıydık dermişim hani..

Restaurant Rafet, akşam Fethiye’ye varınca, o günü ve o matematik sorusunu aklından bir kere daha geçirmiş. Sonunda çıkardıkları  sonucun yanlış olduğunu, çocuklara yanlış bir şey öğrettiklerini   anlamış. Gece kalkmış Kemal’e  nasıl bildiririm diye düşünmüş. Yanlışı nasıl düzelteyim demiş.Köyde o zaman Orman İdaresinden  başka yerden telefon yok. Elektrik  zaten yok. Rafet Amca, Orman idaresi lojmanını  aramış. Ormancı Mehmet Amca o yıl, Gölbent Orman Bölgesine Orman Muhafaza memuru olarak  tayin olmuştu. Telefon sadece onlarda var. Bu arada Ormancı Mehmet Amca,benim ilkokul ve

Burdur  Lisesi’nde  6 yıl beraber  okuduğum pansiyonda beraber kaldığım  Çetin Öncü’nün babasıdır. Mehmet Amca’ya Rafet Amca;”Mehmet,çocuklardan birini Kemal’e gönder.O’na  bir şey diyeceğim. Telefonun başına gelsin”demiş. Neyse, Mehmet Amca da  acele  Kemal Hoca’yı çağırtmış.

Biraz sonra gelen Kemal Hoca’ya Rafet Amca; “Kemal, gündüz  problemi  biz çocuklara yanlış öğrettik. Bizim yanlışımızı doğru sanacaklar. Yanlış bilgi edinecekler. O rakamı bu rakamla çarpacaktık. Onu diğerinden çıkaracaktık. Sonra şöyle şöyle yapacaktık. Benim doğrum bu. Bir de sen düşün”demiş. Hoca, bir kere de kendisi  eğilmiş probleme ..”Evet, Rafet’in söylediği doğru” demiş.

Ertesi günü  biz gelene kadar aynı problemi tahtaya yazmış vaziyette, bulduk. “Size dün yanlış metod ile problem çözmüşüz. Doğrusu böyle imiş. Rafet beni aradı. Yanlışımızı  düzeltiyorum”dedi, hocamız.

 Şu dürüstlüğü  görüyor musunuz? Şu vebal  altında  kalmama çabasını görüyor musunuz ? Şu vefayı görüyor musunuz? Şu mesuliyet duygusunu  görüyor musunuz?

Ben bu olayı yıllar sonra, İstanbul’dan Fethiye’ye bir gelişimde Çaykenarı’na  vardığımda benim gelişimi duyan; hem ilkokul, hem de Burdur Lisesi’nden  arkadaşım Abdullah Eşen köydeki evimize geldiğinde O’na anlattım. Yanında eşi ve oğulları da vardı. Abdullah çok heyecanlandı ve gurur dolu bir bakışla oğluna döndü ;”Bak oğlum işte biz böyle hocalarda okuduk” dedi.

İyi ki, öyle hocalarda okumuşuz. İyi ki, Kemal Hoca’mız ve onun gibiler var. Ne mutlu bize..

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya