DÜĞÜN TAKILARINDA ASILI KALAN MUTLULUKLAR
Hayat Rehberimiz olan Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah, "dinimizi Allah'ın rızasına uygun şekilde yaşamak" demek olan "Takvada ve iyilik yapmakta yardımlaşın; günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın!' (Maide, 5/2) buyurmaktadır.
24.02.2020 15.38
2.347 okunma
DÜĞÜN TAKILARINDA ASILI KALAN MUTLULUKLAR
Kemal Cengiz

Hayat Rehberimiz olan Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah, "dinimizi Allah'ın rızasına uygun şekilde yaşamak" demek olan "Takvada ve iyilik yapmakta yardımlaşın; günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın!' (Maide, 5/2) buyurmaktadır.

Dinimizin düsturlarını kendilerine toplum hayatlarında "örf-âdet. gelenek ve görenek" olarak benimsemek suretiyle  yerleştirmiş olan müslümanların güzel bulduğu âdetlerinden biri de, düğünlerinde birbirlerine hediyeler götürerek yardımcı olmalarıdır. Peygamber Efendimiz, Kur'an'a ve sünnete ters düşmemek şartıyla "Müslümanların güzel bulup benimsedikleri âdetlerin, Allah katında da güzel olduğunu" belirtmiştir.

Bu kapsamda İslam Fıkhında, hakkında NAS (ayet-hadis) bulunmayan uygulamalar, İslam'ın genel hükümlerine aykırı değilse, ÖRF olarak MEŞRU (şeriate,dine uygun) kabul edilmiştir..

ÖRF, "aklın ve dinin uygun ve güzel bulup beğendiği" demektir. İslam Fıkhının bir HUKUK SİSTEMATİĞİ olarak, Osmanlı Ulemâsınn son dönemlerde (Cennet Mekan Sultann İkinci Abdülhamid Han himayesinde) düzenleyip tedvin ettiği "Ahkâm-ı Mecelle-i Adliyye"; kısa adıyla MECELLE'nin temel maddelerinden biri de, "ÖRF VE  ADET MUHKEMDİR" maddesiyle başlar. Buna göre, Peygamber Efendimizden günümüze kadar, dinin temel esaslarına aykırı olmamak kaydıyla müslümanların örf ve adetleri "muhkem", (değiştirilip yok sayılamaz) bir delil ve uygulama kabul edilmiştir. Bu uygulamaların güzel bulunup yerleşmesine de  ADET, bu âdetlerin yapıla yapıla günümüze kadar gelmesine ise GELENEK denilmiştir. Buna göre GELENEK, GİDENLERİ TAKİP ETMEKTİR. Bugün, doğum günü kutlamak, parti düzenlemek, resepsiyon vermek, düğünlerde "gelenek" adı altında dine aykırı GÖRENEKSİZLİKLERDE  bulunmak; bu kapsanda saç-baş gibi tuhaf kılık ve kıyafetler içinde düğünler yapmak, kadınlı-erkekli DANS ve eğlenceler düzenlemek  gidenlere uymadığı gibi dinimize de aykırı olduğu için GELENEK sayılıp meşru kabul edilemez.

Son dönemlerde geleneklerimizin kendi keyfi anlayış ve modern uygulamalarımıza göre bozularak değiştirildiği âdetlerimizden birini de, "düğünlerimizdeki takı merasimlerinde" görüyoruz. Düğün takılarının video kaydına alınıp delil olarak saklandığına; kim nehediye getirdi ise karşılığının ona göre götürüldüğüne; buna uyulmadığı takdirde (yani hediyenin karşılığından düşük getirilmesi durumumda) kabul edilmeyip kavgalara varan niza' ve tartışmalar çıktığına" üzülerek şahit olmaktayız. Peygamber Efendimiz, "Hediyeleşin, zira hediye dostluğu perçinler" buyuruyor iken; dostluk perçini hediyelerin basit görülerek sökülüp atılması çok üzücüdür. Bu konuda; "hediyesinin tam karşılığını bekleyen ya baştan böyle pahalı hediye hiç götürmese, veya karşılığını götüremeyecek olan baştan kabul etmeyip geri iade etse"  bundan  daha kötü olmayacaktır. Böyle bir hediye anlamını kaybetmiş; "minnet borcu" haline gelmiştir. Yüce Allah kitabında, "Yaptığımız iyiliklerin  sevabını, başa kakmak veya minnet altına almak gibi eziyetlerle iptal etmeyin" (Bakara, 2/264) buyurmaktadır.

Hele bir de, gelin ve damad taraflarının hediye taksimi yüzünden KEMİK KAVGASINA tutuşup çocuklarının mürüvvetine gölge düşürdükleri; daha ilk günden KAVGA İLE DÜNÜRLÜĞE BAŞLADIKLARI

OLUYOR; HISIM OLMADAN HASIM OLUYORLAR.

Bu gibi davranışlar, herşeyden önce, düğünün "mutluluk atmosferine" uymayan düşüncesizliklerdir. Davetlilerin kendi aralarında bile olsa böyle bir tatsızlığı çıkaranlarını düğün sahipleri "mutluluklarına düşürülen gölge"  kabul ederlerken; kendilerinin bunun daha beterini yapmaları anlaşılır bir mantık değildir. Bunun için, en hafif ifadeyle, mantıktan yoksun DÜŞÜNCESİZLİK tabirini kullandım. Sizler de kendinize göre uygun bulduğunuz tabiri kullanabilirsiniz; çünkü hak etmişlerdir.  

Düğün gibi gençlerin "en mutlu gününü" basit hediye tartışmalarıyla gölgelemek, anne-babalar için akıl karı iş değildir. Atalarımız, "izi kalan yara kapanmaz" demişlerdir. Düğünlerimizde bu gibi tartışmalar hatıralarda iz bırakan yaralardır, unutulmaz.

Bu tartışmaların insani yönünde söylenecek daha çok sözler vardır. Ancak biraz da, "takıların İslami yönünü" tartışacak olursak  özetle şunları hatırlatmamız gerekecektir:

Yüce Dinimiz, hayatın her yerinde ve her döneminde gereksiz harcamada bulunmayı İSRAF olarak yasaklanmıştır ( A’râf, 7/31). Bu nedenle, düğünlerde "hayatta bir kere oluyor, bu kadar da oluversin" anlayışı İslami değildir. Bu bakımdan, yeni kurulacak aile yuvası için  harcamalarda da israftan ve günahtan kaçınılmalıdır. Ülkemizde düğün hazırlıklarında sıkça görülen çeyiz, takı ve ev eşyaları gibi tedarikler için bazen gereğinden fazla yapılan harcamalar, daha başlangıçta mutluluğu sarsmakta, aileyi maddi açıdan sıkıntıya sokmaktadır. Uzun bir süre düğün borcu ödeme derdine düşen yeni evliler, evlendiklerine pişman bir durumda evliliğe başlamakta ve maddî kaygılardan aradıkları huzur ve mutluluğu unutmaktadırlar. Yeni geldiği eve bolluk-bereket getirmesi beklenen gelinle gelen bu sıkıntılar, UĞURSUZLUK telakki edilerek suç, gariban geline yüklenmektedir.

Bunun için Sevgili Peygamberimiz, “En bereketli nikâh, külfeti en az olanıdır.”  (İbn Hanbel, VI, 83) ve “Nikâhın en hayırlısı, en kolay olanıdır.”  (Ebû Dâvûd, Nikâh, 30-31) buyurmuşlardır.

Düğün masraflarında kolaylık göstermek ve koşulları zorlamamak, evlenmek isteyen gençlerin önünü açacak ve imkanları kısıtlı olanların evlenmeye yönelik umutlarını, istek ve  gayretlerini artıracaktır(Hadislerle İslam, 5/79). Yüce Rabbimiz, “Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. ” (Nûr, 24/32) buyurmaktadır. Bu ayette evliliğin köle ve cariyeleri de kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması istemektedir.

Bu İlahi ikazı duymayarak, "anlı-şanlı düğün" yapacağım diye, elin eğlencesine kendi keyfini feda etmek de bir çeşit düşüncesizliktir.  ilede huzur ve mutluluk, dillere destan düğünle değil, gönüllere ferman sevgi ve anlayışla sağlanır. Yüce Allah kitabında, "Eşlerin aile hayatında birbirlerine olan  sevgi ve merhametli anlayışını, varlığına  hikmetli bir delil olarak göstermektedir" (Rum, 30/21).

Hayırda yardımlaşmayı ve insanların ihtiyacını gidermeyi her fırsatta teşvik ve tavsiye eden Peygamber Efendimiz, maddî imkânsızlık  dolayısıyla evlenemediğini söyleyenlere yardımcı olup evlenmelerini sağlamıştır. Bir gün yeğenlerinden Abdülmuttalib b. Rebîa ile Fadl b. Abbâs Resûlullah"a gelip evlenmek istediklerini fakat mehir verebilecek imkânları olmadığını söyleyerek "zekât memuru olarak görevlendirilmelerini" ve buradan elde ettikleri gelir ile evlenmek istediklerini dile getirirler. Ancak Hz. Peygamber bu isteklerini kabul etmeyerek kendi özel gelirinden mehir masrafı karşılamak suretiyle yeğenlerine yardımcı olmuştur (Ebû Dâvûd, İmâre, 19-20).

Her sayfası ÖRNEKLER dolu tarihimizde gençlerimizi   evlendirmek amacıyla kurulan vakıflar ve bu konuda çaba gösteren birçok iyi niyetli hayırsever insanlar Peygamberimizi bu konuda da örnek almışlardır.  Son yıllarda Devletimizin "âile desteği" kapsamında evlenecek çiftlere yaptığı "evlilik yardımı"  ve sağladığı kolaylıkları da bu kapsamda unutmamak, şükranla yad etmek gerekir. Evlenmek isteyip de maddî imkânsızlıktan dolayı evlenemeyenlere yardımcı olmak; güzel ve mutlu ailelerin, dolayısıyla da huzurlu bir toplumun oluşmasına verilen bu gibi destekler, Peygamber Efendimizin yolundan gitmek ve izini takip etmek isteyenlere güzel bir fırsattır.

Düğün denilince sadece oyun ve eğlence akla gelmemelidir. Bu eğlence sayesinde, hem evliliğin neşe ve mutluluk içinde başlaması hem de kıyılan nikâhı herkesin duyması sağlanmış;  böylece evlilik alanileştirilerek mertes evliliklerinin ve flört beraberliklerinin önü kesilmiş olacaktır. Ayrıca, gençler evlenmeye özendirilerek neslin çoğalması ve gayr-i meşru ilişkilerin azalması sağlanmış olmaktadır. Bu anlamda Peygamber Efendimiz, “Haram olan (ilişki) ile helâl olan (nikâh) arasındaki ayırıcı özellik, def çalmak ve şarkı söylemek suretiyle duyurmaktır" (Tirmizî, Nikâh, 6);  “Nikâhı ilân edin, onu (topluma açık olan) mahallerde yapın ve onda def çalın.” (Tirmizî, Nikâh, 6) buyurmuştur.

Peygamberimizin bu ifadelerinde görüldüğü gibi, düğünlerde helâl daireyi aşmayacak şekilde eğlenmeye ruhsat ve evliliğe teşvik vardır. Düğünlerin açık davetiyeli olarak yapılması, kapalı devre birkaç tanınmaz kafadar tanıdığın katılımıyla yapılmaması; düğünle evlenen çiftlerin evliliğinin herkese duyurularak meşru eğlence ve ziyâfetlerle evliliğin  teşvik edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

İslami açıdan gerçekte durum böyle iken; Yüce dinimizin evlenen kadına "meşru hak" olarak tanıdığı MİHRİ (Nisa, 4/4) istismar ederek "BAŞLIK PARASI" adı altında, kızlarını gelin gittiği eve adetâ köle gibi satmak suretiyle evladının mutluluğunu gasbeden ve katleden ANNE-BABANIN davranışını dini yaklaşımla meşrulaştırmanın yolu yoktur. Bu durumda zorda kalan gençler, bazı yörelerde "kaçmak-kaçırmak" yoluyla anne-babayı çiğneyip geçmeye veya  bir ömür boyu anne-babadan vazgeçmeye mecbur bırakılmaktadırlar. Çoğu yörelerde bu durum TÖRE CİNAYETLERİ adı altında gençlerimizin hayatına mal olmakta; hapishanelerde çürüyüp gitmelerine, gençliklerinin sönüp bitmesine sebep olmaktadır.

Allah anne-babalara akıl ve insaf, gençlerimize de sabır ve kolaylıklar versin!

Kemal CENGİZ

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kemal Cengiz
DİĞER YAZILARI

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Memleketi olan Ankara/Çamlıdare Ahatlar köyünde 1951 yılında doğdu. İlköğrenimi yıllarında Hafızlık ve Medrese Usulü Arapça tahsili yaptı. 1974 yılında Ankara Merkez (Tevfik İleri) İmam-Hatip Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden 1978'de BİRİNCİLİKLE mezun oldu.

Dini Yüksek Tahsilini yaparken aynı zamanda İmam-Hatip olarak göreve başladı. Mezuniyetini takiben yurdun çeşitli il ve ilçelerinde Vaiz, İlçe Müftüsü ve İl Müftü Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Toplam 43 yıl görevden sora 2016 yılında "yaş haddinden" emekli oldu.

KELÂM-I KEMÂL adıyla özlü sözlerini içeren bir kitabı yayımlandı. Dini, milli, ahlaki ve sosyal konularda çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda çıkan yazılarına devam etmektedir. Bu yazılarından aldığı derece ve ödülleri ile TAKDİR belgeleri bulunmaktadır. 2007 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca Türkiye çapında açılan "Hutbe Yarışmasında" BİRİNCİLİK ödülü bulunmaktadır.

Dini Yüksek İhtisas Eğitimi (İstanbulh-Haseki) yanında Uzmanlık derecesinde Arapça, orta derecede İngilizce biraz Farsça, biraz da Almanca bilmektedir.

Evli, iki oğulu  ve beş torunu bulunmaktadır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Ahmet Revanlı