“Afrikalı Leo”, Lübnan asıllı hristiyan bir ailenin oğlu olan Amin Maalouf’un kitabının adıdır.Maalouf, Lübnan iç savaşında  ülkesini terketmiş olup,halen Fransa’da yaşamaktadır. Kitap, bir tarihi romandır.
11.12.2018 13.38
244 okunma
“Afrikalı Leo “
Av. Sabri Turhan

“Afrikalı Leo”, Lübnan asıllı hristiyan bir ailenin oğlu olan Amin Maalouf’un kitabının adıdır.Maalouf, Lübnan iç savaşında  ülkesini terketmiş olup,halen Fransa’da yaşamaktadır. Kitap, bir tarihi romandır.

Endülüs’ün son döneminde  Gırnata’nın işgal edilişinden itibaren, devam eden 40 yıl içinde İspanya, Kuzey Afrika, Mısır, Osmanlı İmparatorluğu ,Papalık ve bazı Avrupa devletlerinin içine sürüklendiği bir dünya, roman tarzında anlatılıyor.

Malumlarıdır ki, roman, olmuş veya olması muhtemel  olayları; edebi bir üslupla anlatmaktır. Hele tarihi romanlar; kahramanların isimlerini, bulundukları  erleri,  yerlerin  isimlerini, tarih sırasına göre anlatır. Eğer tarihte öyle bir isim yoksa, öyle bir yer yoksa, bu, roman değil, hikaye olur.

Amin Maalouf’un  kitabını okuyanlar, tarih sırasının tuttuğunu görürler. Romanın  kahramanı Hasan,

Endülüs’ün son günleri olan 1488-1489 yıllarında 7 yaşında  bir çocuktur. Kastilya kralı Ferdinant ile Kirli  İzabel’in orduları Gırnata’yı (yazar Granada diyor) işgal ettiğinde olanlar, Endülüs’ün tarihini bilenler  için tam da yazarın anlattığı gibidir. Müslüman hakimiyeti  bitmiş, şehir müslümanların ve Yahudi cemaatinin üzerine bir kabus gibi çökmüştür. Hristiyan  olmayanlar 3 yıllık bir süre içinde ülkeyi  terk edecek, insanlar, bilmediği ülkelere gitmeyi, oralarda yeni bir hayat kurmayı düşünmeye başlayacaktır. Kalmak isteyenler için ise bir tek şart vardır: Vaftiz olup, Hristiyanlığa geçmek..

Yazar,kitabında; orada o yıllarda bunlar olurken, dünyanın başka yerlerinde neler olduğunu da yazıyor Ve olaylar birbiri ile örtüşüyor. Endülüslerin Osmanlıdan ve Memlüklülerden umutsuzca  nasıl bir imdat beklediği de belirtiliyor.Ülkeyi terk eden son Endülüs Sultanı Ebu Abdullah’a ( yazar ona Boabdil diyor) annesi Fatma hanımın;’Ülkeni kahramanlar gibi savunamadın. Şimdi kadınlar  gibi ağla bakalım’ dediğini, Endülüs’ün hazin sonunu özetleyen bir ifade olarak tekrarlıyor. Kastilyalılar,  o yıllarda Ebu Abdullah’ın ülkeyi terk ederken  geri dönüp son kez baktığı  Gırnata sırtlarına; “Arabın Son İç Çekişi” derlermiş..

Tarihin ve yerlerin tamı tamına  tutması ,kahramanların  da tarihin seyrine uyması, kitabın yazımı için çok tarih bilgisine  müracaat ettiğini gösteriyor  yazarın.. Ayrıca kitapta kullanılan tamlamalar, edebi ifadeler, betimlemeler  de çok güzel. İnsanlar, umutsuzca Fas’a giden bir gemiye bindiklerinde yazar (yani  romanın kahramanı Hasan) ;“.o gün deniz durgundu. Denizde fırtına olamazdı. Ancak  fırtına İnsanların yüreklerinde idi.”diyor .Ağlayanlar için; “.artık, gözlerde dökecek gözyaşı kalmamıştı” diyerek bütün umutların tükendiğini de ifade ediyor.

Kitap 4 bölüm. Granada Kitabı, Fas Kitabı, Kahire kitabı, Roma kitabı.

Hasan, Fas’a geçince okulunu bitirmeye çalışıyor. Orada daha önceden gelen Endülüslüler  var.Çevre  yabancı değil yani. Zaten orası da Müslüman bir  ülke. Dayısı Hali, gün görmüş bir adam, O’nun himayesinde büyüyor. Dayısı zaman zaman Fas kralının elçisi olarak değişik yerlere gidiyor. Hasan l8 yaşına gelince; O’nu da Afrika’nın değişik ülkelerine  ve şehir devletlerinin  Sultanlarına  elçi olarak görtürüyor dayısı.. Orada Hasan, diplomasiyi öğreniyor. Seyahatler O’na büyük katkılar sağlıyor. Hali ölünce, genç yaşta, Fas kralının elçilik görevi ve danışmanlığı Hasan’a kalıyor.

Gezilerini anlattığı bir arkadaşı  O’na; “İbni Batuda gibi gezilerini  not haline getirsen, bunun kitabını yazsan..” diyor .O da bundan sonra gezileri  ve gördükleri hakkında notlar tutuyor.

Yazar, İbni Batuda’nın yaptığı gibi notlar tutuyor ama, asıl yaptığı iş,  aslında ve daha ziyade İbni Haldun’unkine   benziyor. Ama kitapta İbni Haldun’dan hiç bir bahis yok. Oysa İbni Batuda, romanın kahramanının  yaşadığı yıllardan  170 sene kadar önce yaşadı.  İbni  Haldun da kralların ve sultanların  danışmanı oldu. Mesela, kahramanın  daha küçük bir çocuk olduğu yıllarda Endülüs Sultanların,  muvahhitlerin danışmanlığını  yaptı Haldun ..Amin Maalouf’un bunları bilmesi lazım.  Endülüs’te doğan ve yaşayan  Hasan’ın bunu duymaması mümkün değildir. Sonra Fas’ta ve Tunus’ta da  bazı sultanların  danışmanlığını  yaptı Haldun. Amin Maalouf’un, kitabı yazarken tarih araştırması yaptığına göre bunları da okuması  lazım. Ama kitapta İbni Haldun’dan tek satır bahis yok. Kendisini 170 sene önceki İbni Batuda etkiliyor da, 100 sene önceki İbni Haldun etkilemiyor. Olacak şey değil..

Bu arada bir konu anlatmam lazım. Ben, daha önce Amin Maalouf’un Semerkant  isimli kitabını da okumuştum. Kitabı bana veren arkadaş ve kitabı okurken gören başka bir arkadaş;” Yazar, biliyorsun Türkleri pek sevmez” demişti .Semerkant’a  o gözle de baktım. Gerçekten Nazam-ül Mülk’ü anlatırken çok sitayişkar  bahsetmiyor O’ndan..

Diğer yandan romanın kahramanı, daha sonraki  yıllarda  tecrübeli bir diplomat, görüşmeci ve elçi olduğunda  Cezayir Fatihi ünlü denizci Barbaros’un  elçisi olarak İstanbul’a Yavuz Sultan Selim ile görüşmeye gidiyor. Yazar  Maalouf Osmanlı tarihini  de ince ince tetkik etmiş ki, kahramanına Yavuz ile az bir protokol görüşmesini   anlattırıyor. Orada; O’nun “sakalsız, pala bıyıklı, sağ  kulağında küpe olduğunu, gözünün, yüzünün büyüklüğüne göre iri olduğunu, gözünün birinin hafif şehla olduğunu yazacak kadar konuya vakıf. Ancak Yavuz, şehzade iken sakallı idi.Diğer Osmanlı şehzadeleri sakalsız olmalarına rağmen, Yavuz, şehzade iken  sakallı ;padişah iken neden sakalsız olduğunu anlatmamış. Sağ kulaktaki küpenin  ne anlama geldiğini de.. Yavuz’un pala bıyıklı  resmi için bazı tarihçilerin; “.o Yavuz’un resmi değildir, Şah İsmail’in resmidir “deyişini de yazmamış Maalouf.

Yazar, kahramanını  daha sonra Mısır’a götürüyor. O zaman oraya Mümluklüler hakim. Roman kahramanı Hasan, Kahire’de Çerkez kızı  Nur ile evleniyor. Nur’un Kahire’de  başka bir sebepten ölmüş Alaaddin isimli  bir Osmanlı  şehzasinin dul  karısı  olduğu belirtiliyor. Nur’un elinde Alaaddin’den olma Beyazıt isminde  küçük bir çocuk da var.

Kitabın Kahire Kitabı bölümünde; yazarın Türkleri sevmeyen bir çok tabir kullandığını gördük.272.   sayfada; Şehzade(!)Alaaddin  ve küçük şehzade(!) Bayezıt’tan bahsederken; “atalarının kanlı tarihi” ifadesi kullanılıyor Türk  tarihi için.. Diğer yandan yazar hızını alamamış, kendini değil, kahramanını  konuşturacağı yerde , bir  tırnak ve parantez  açmadan veya apastrof yapmadan ;“..bir gün Beyazıt’ın  Büyük Türkün elinden iktidarı  alacak bir şehzade olacağını” yazıyor.”Büyük Türk”dediği, Yavuz. Yazar bunu kendisi söylüyor. Oysa romanda yazar, kahramanını konuşturur. Kendisini değil. Eğer yazar kahramanını konuşturmak yerine  kendisi bir şey söylerse ,bu, makale olur. Roman olmaz..

Bu kadar tarih okuduk..Ben,2.Beyazıt’ın torunlarından birisinin adının Alaadin olduğunu duymadım. Yani Yavuz’un Alaaddin isimli bir yeğeninin  olduğunu ,O’ndan da Beyazıt isimli bir çocuğun kaldığını  bilmiyorum. Zira Osmanlıda yeni padişah, tahtta hak iddia edecek erkek varis bırakmazdı.

Ayrıca yazar Maalouf, kitabın Roma Kitabı  bölümünde Hasan’ın deniz korsanları tarafından esir alınıp kaçırıldığını  ve Papa 10.Leo’ya hediye edildiğini yazıyor. Bu kadar asaletten sefalete yani.. Hasan’ın dramı..

Roma mahkumiyeti sırasında  Hasan, Papa tarafından vaftiz  ediliyor, adı da Leo oluyor. Yani Afrikalı   Leo.

Kitabın sonunda veya arka kapağında ;”Endülüs’te bir berber tarafından sünnet edilen Hasan,Roma’ da Papa tarafından vaftiz edildi. Afrikalı Leo’nun yaşam öyküsü bu. Yazmış olsa idi yazacağı gibi” diyor. Yani, Leo bir kitap yazmış olsa idi, bunları yazardı, demek istiyor. Yazmış olsa idi yazacağı gibi.. Biz de yazarı görse idik, edebiyat yönünden takdirlerimizi, diğer yönden de tenkitlerimizi söyleyecektik, kitap için.. Ve Türk tarihinin kanlı olmadığını da. Lübnan Müftüsü’nün; “Osmanlı gitti. Ortadoğu’da barış bitti” dediğini,”Vistül’de  Türk atları sulandıkça, Lehli hürdür”şeklindeki Polonya atasözünün ne manaya geldiğini de..

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya