Mucizenin pek çok tanımı yapılabilir. Ama biz en basit anlamıyla “Allah’ın, evrenin tabi olduğu kanunlara aykırı olarak yarattığı olağanüstü ve insanların, onun bir benzerini yapmaktan aciz kaldıkları olayları Peygamberler eliyle yaratmasıdır” diyerek noktalayalım.
21.11.2018 13.56
219 okunma
Mucizeye İnanmayanlar Varsa, Baksınlar
Mustafa Yıldız

Aziz okurlarımız, Bu yazıda size bir mucizeden bahsedeceğim.

Önce mucizenin tarifini yapalım:

Mucizenin pek çok tanımı yapılabilir. Ama biz en basit anlamıyla “Allah’ın, evrenin tabi olduğu kanunlara aykırı olarak yarattığı olağanüstü ve insanların, onun bir benzerini yapmaktan aciz kaldıkları olayları Peygamberler eliyle yaratmasıdır” diyerek noktalayalım.

Günlük hayatta bir olayın umulmadık ve beklenmedik bir şekilde tecelli etmesini mucizeye benzetiriz.

Benim âcizane kanaatime göre mucize, Allah’ın, bunca âyete, işarete ve alamete rağmen inanmayanlara akıllarının eremeyeceği olağandışı bir olguyu onların gözüne sokmasıdır.  Âdeta “ ben göremiyorum” diyen birilerinin gözüne parmak sokarak “işte gör!” demek gibi bir şeydir.

Bir şiirimde şöyle demiştim:

“İnsanlar çeşit çeşit kimi bekler peygamber

Ebubekir gibidir; bir sözle iman eder

Kiminin imanına bir mucize sebebdir

Kimi Ebucehil’dir, kimi Ebuleheb’dir

Öyle laîn ki onlar, mucizeler kâr etmez

Âlem yıkılsa hani, yine onlar âr etmez

Her zerresi âlemin mucizeyken aşikâr,

Neden illa mucize ister durur insanlar?”

 

Doğrusu, bu aklımla Peygamber (a.s.)  zamanında yaşasaydım, mucize istemezdim. Zaten âlemin kendisi yoktan var edilen düzen ve işleyişiyle baştanbaşa mucize değil midir?

Lakin yine de mucize kabilinden olan bazı olaylar imanımızın kuvvetlenmesine vesile olur.

Size bu yazımda “ALLAH” Lafza-i Celali’nin Arapça yazılışıyla mucizevî ihtişamını âcizane anlatmaya çalışacağım. Bir hocamdan dinlediğim bu hayretâmiz izahatı paylaşmak istiyorum. Hatadan, bütün ayıpları örten ve günahları affeden Rabbime sığınırım. Kabullenip kabullenmemek size kalmıştır.

Lafza-i Celal’in Arapça yazılışını göz önünde bulundurarak takip etmelisiniz.

Bu mübarek kelimenin her harfi “ Allah” lafzının ihtiva ettiği anlamlara sahiptir. Başka hiçbir dilde ve hiçbir alfabede olmayan bu özellik, sadece Arapça yazılışı ile “Allah” lafzına aittir. Bu özelliği ile de mucizedir ve yegânedir.

Zira “Allah” lafzı, âlemi yoktan var eden, düzenleyen, işleten, çekip çeviren;  nâmütenâhî kuvvet, kudret, ilim ve hikmet sahibi yaratıcımızı ifade etmektedir.

Harfleri harekesiz olarak düşündüğümüzde “elif, lam, lam, he” harflerinden ibarettir.

Elif”,  varlığı aklen, ilmen ve vicdanen zorunlu (vacibu’l vücûd) olan  “Allah” anlamını taşımaktadır ve onun işaretidir.

Elif’i hazfettiğimizde (sildiğimizde)  ise “Lillah” kalır ki bunun anlamı her türlü övgü, saygı, boyun eğiş, deveran ve hareket ile kulluk davranışlarının tümü “Allah için” olmalıdır, demektir. Allah için olmayan her türlü eylem, söylem ve davranış geçerli değildir. Sonu itibariyle zarar, ziyan, hüsran ve pişmanlıktır.

Birinci “lâm”ı hazf edersek “lehû” kalır ki bunun anlamı da “Her şey onundur”.

Malumdur ki her şeyi yoktan var eden odur. Her şeyimiz onundur. Canımız da, malımız da, bütün yaratılmışlar da onundur. Yere, göğe, geceye gündüze… Hâsılı hiçbir şeye sonuna kadar malik değiliz. Geçici olarak sahip olduğumuz maddi ve manevi varlıkların son sahibi O olacaktır ve biz hiçbir şeye ilâ nihaiye malik olamayız. “Maliki’l Mülk” odur. “Lehû” bu anlamlarla beraber hayal edemediğimiz kadar varlık ve imkânları da sahip olmayı ifade eder.

Lehû” daki “lâm”ı da sildiğimizde “” kalır ki bu da “ O ” anlamını ifade eder. Yani hiçbir şey yok, O var. Zira bu gün var olan şeyler yarın yok olacağından “yok” hükmündedirler. Nitekim Kuran’da “Küllu şey’in hâlikun, illâ vecheh” yani “her şey yok olacak, yalnız o kalacak” buyrulmaktadır.

Gördüğünüz gibi bu harflerin hepsi, kemâl sıfatlara sahip ve bütün noksan sıfatlardan berî olan âlemlerin yaratıcısını ifade ediyor.

Hangi dilde ve alfabede her harfi ayni anlama gelecek bir kelime var, söyleyin.

Rabbu’l Âlemîn’in,  kulları arasından Arapça konuşan bir elçi seçmesinin derin anlamı da buradan çıkmıyor mu?

İSM-İ A’ZAM

Yukarıda izah edilen nedenlerle ve daha başka nedenlerle en büyük zikrin ALLAH adı olduğu ifade edilmiştir.

Süleyman Çelebi Mevlidi’nin ilk bölümü “ALLAH” adıyla başlar:

Allâh adın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işte her kulâ

Allah adın her kim ol evvel anâ
Her işi âsân eder Allah anâ

Allah adı olsa her işin önü
Herkiz ebter olmaya ânın sonu

Her nefeste Allah adın di müdâm
Allah adıyla olur her iş tamam

Bir kez Allah dese aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân

İsm-i Pâkin, pâk olur zikreyleyen
Her murâda erişir Allah diyen

Aşk ile gel imdi Allah diyelim
Derd ile göz yaş ile âh idelim.

Ola kim rahmet kıla ol Pâdişah
Ol Kerîm ü ol Rahîm ü ol ilâh

Birdir ol birliğine şek yokdurur
Gerçi yanlış söyleyenler çokdurur

Cümle âlem yok iken ol vâr idi
Yaratılmıştan Ganî Cebbâr idi.

Vâr iken ol yok idi ins ü melek
Arş ü ferş ü ay ü gün hem nuh-felek (*)

Sun’ ile bunları ol vâr eyledi
Birliğine cümle ikrâr eyledi

Ol dedi bir kerre var oldu cihân
Olma derse mahv olur ol dem hemân

Bâri ne hâcet kılavuz sözü çok
Birdir Allah andan artık İlah yok

Haşre dek ger denilirse bu kelâm
Nice haşr ola bu olmaya tamâm”

(*) nuh-felek (dokuz gezegen, yani evren)

 

Bir perspektif arz ettim. Hatamız varsa af ola.

Allah adı dilinizden, gönlünüzden eksik olmasın.

 

 

 

 

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya