“Gam karar eyleyemez hande-i hürrem de geçer “ diyen Neyzen Tevfik yaşarken batı düşüncesinin  şen gülüşleri cihanı kaplamamış, henüz bu kadar  çok ötelere taşınmamıştı aradaki fark. Ne zaman ki iki , dünya savaşı sonrasında akıl toplumu olma yönünde imanını tazeleyen batı düşüncesi dijital çağın görkemiyle  muazzam bir gelişmenin önünü açtı…Başka bir ifadeyle  maddi alemin bütün şifre ayarlarıyla oynama kabiliyeti kazanarak kendi coğrafyası da dahil olmak üzere teknolojik bir tahakkümün saltanatını ilan etti yeryüzünde…
14.11.2018 14.24
329 okunma
Hayatın İçinde Üretmek
Mikail Hasbek

         “Gam karar eyleyemez hande-i hürrem de geçer “ diyen Neyzen Tevfik yaşarken batı düşüncesinin  şen gülüşleri cihanı kaplamamış, henüz bu kadar  çok ötelere taşınmamıştı aradaki fark. Ne zaman ki iki , dünya savaşı sonrasında akıl toplumu olma yönünde imanını tazeleyen batı düşüncesi dijital çağın görkemiyle  muazzam bir gelişmenin önünü açtı…Başka bir ifadeyle  maddi alemin bütün şifre ayarlarıyla oynama kabiliyeti kazanarak kendi coğrafyası da dahil olmak üzere teknolojik bir tahakkümün saltanatını ilan etti yeryüzünde…

         Başta imalat sanayii olmak üzere, ulaştırma, inşaat ve enerji sektörlerindeki gelişmelerin toplumsal ve ekonomik değişimin itici gücü olduğu endüstri toplumunun gelecekte neye evrileceği konusundaki tartışmalar 1950'lerin sonlarında net olarak isimlendirilmeye başladı.

         1980 lerde internet kullanmaya başladık.

         Mahalle bakkalından ,plakçıya  yaşam biçimlerimiz 80 ler dizisinin tarif ettiği gibi değişmeye başladı. 2000 li yıllarda ise  çoktan rezidanslara , güvenlikli sitelere mecbur bırakılmaya başladığımızda  sözün, mananın ve kıymetin yerini fayda, işlev,  kar ve menfaat  almaya başlamıştı bile…

 

          Bugünlerde sıkça duyduğumuz Endüstri 4.0 muhtevası itibarıyla yarınlarda belki farklı isimlendirilecek.Fakat bugün akıllı fabrikalar gerçeğiyle yaşadığımız ,düşündüğümüz ve dünyanın dönüşünün bundan kaçınılmaz etkilendiği net olarak aşikar.Elle tutulan ve gözle görünen madde aleminin içinde kısır döngüye dönüşen teknolojik ilerleme, doğru yönlendirilmeyen ekonomisiyle ,hukukuyla, kültürüyle  insanlığın büyük medeniyet yürüyüşü , Prometheus ’un çaldığı ateşin göz kamaştıran ,haşmeti olarak takdim ediliyor.

         Yalan.

         1700 lerde yaşayan filozoflar  da insanoğlunun kadim geçmişine dair   bütün mukaddesleri peynir ekmek gibi doğramışlar ve pozitivizmin  bütün kabusu çökmüştü endüstri devriminin açtığı kulvardan  …

         O gun bugundür , şikayetimiz hiç bitmemişti esasen .

         Fakat uygarlık adı altında kendilerini özgürlük taşıyıcıları ilan edenlere söylenecek sözümüz yokmuş gibi sustuk , pustuk tam anlamıyla.12 Eylül ‘de Evren’e , yüzde doksanları aşan evetlerimizin ve diğer 28 şubat gibi  örneklerimizin  , Amerika’nın nın Körfez  Savaşıyla “özgürlük “ adıyla başlattığı Irak işgaline  aynen benzediğini , aynı anlama geldiğini neredeyse 15 Temmuz’larda ayan beyan tarif ettik.Hissettik.Öğrendik .Şehitler verdik  aynen Çanakkale’de olduğu gibi.

         Batı düşüncesinin medeniyet ve uygarlık adı altında sömürüsünün, işgal hesaplarının ,tahakkümünün esasen öncü kuvvetiyle yaptığına bizzat  şahit olduk.Biraz da akılsız başlarımızın derdini, sadece ayaklarımız çekmedi, en ağır bedeli hayatlarımızı vererek ödedik .Oysa ki batı düşüncesinin sinemasında ,dizi filminde ,anlatırken uslubunda ,sanat düşüncesinde  emperyalist geçmişinden kopmadan , üçüncü dünya adını verdiği bütün coğrafyada medeniyet hayali kurdururken insanların, malını, ırzını ,inancını ve canını hedef aldığını ayan beyan biliyoruz artık .

         Dolayısıyla batı düşüncesinin esasen içini boşalttığı, bütün özgürlük alanlarının, insan haklarının, sanat anlayışının tekrar inşaası ve gerçekten bir medeniyet düşüncesi olarak insanlık alemine takdimi gerekiyor.

         Bu görevin taliplisi olmak zor bir çile.

         Çünkü sadece istemek yetmiyor.

         Yaşadığımız hayat : tefekkür ve estetik  anlamında yetkinliğe ulaşmadıkça masa başında istediğiniz kadar görev dağımı yapın lafı güzaf olabilir.

         Köprü de başlayan ve şehadetle sonuçlanan meydan okumalara devam etmemiz gerekiyor.

         15 Temmuz destanı cihanşumül olarak devam etmek zorunda.1789 ‘un bıraktığı mirası doğru temellendirmek şartıyla…

         İslam coğrafyasında bir estetik ve tefekkür savaşını zihni bir berraklık , tutarlı bir düşünce sistemi ,çelik gibi bir irade, ve dinamik tahlil metoduyla yol alan kadrolarla sürdürmek ve başarı çıtasını çok yükseklere koymaya  ihtiyacımız var.

         Bunu nasıl yapacağız?

         Temel soru bu.Eskilere sorsak önce kahramanlık, fedakarlık ,vefa, sevgi toplumu gibi başlıklarla birazda bizi zaman tüneline götüren ve hayatın içinden çekip alan kavramlarla ! söze başlıyorlar.Refleksimiz ,yarın sabah koşturacağımız apansız yaşam mücadelesinden yana tavır alıyor bu kez.Reddiye çıkıyor lisan-ı halimizden.

         Acaba bu ilham veren motifler mi gerçekten ihtiyacımız olan.

         Yoksa hangi kulvarda yol alırsak alalım ,içinde bulunduğumuz gerçekliğe bir ibadet diriliği  ile yaklaşıp bireysellik, mutluluk anlayışı, rekabetçilik ve ötekine olan saygımız ne olmalı başlıklarında estetik penceresinden  tefekkür zenginliği oluşturmak mı ? İnşa ederken kullanacağımız tuğla, çimento, demir ..vs ne ise bu malzemenin üretilmesi de olmazsa olmaz gözüküyor artık.

         Diğer türlü rafine edilmiş hayatlarımız veya turfanda kulvarların çözüm olamayacağını ayan beyan yılların tecrubesi söylüyor bize..Bir golf kulubünde de iyilik penceresi açık olmalı.Bir vakıf sohbetinde, bir kır gezisinde ,bir uçak yolculuğunda ,muayene ettiğimiz bir hastanın hikayesini doğru yönlendirirken, baktığımız dava dosyasında gerçekliğin yanında duruşumuzla ,  simit satarken, minibüste para üstü verirken ,kepenkimizi açarken sabahleyin…..Hakiki olan ne varsa bizi mutlu edecek ve yeni medeniyet fikrimizin içini dolduracak.

         “Kamil insanların harcı kusurlu karılır “ diyor Shekaspeare

         Yunus ise diyorki “derviş yunus bu sözü eğri büğrü söyleme …

         İlkinde eyleme davet ediyor büyük düşünür.Hata bile yapsan eylem.İlla ki eylem…Diğeri ise hakiki olandan vazgeçme diyor.Teslim olma şaşaya, gösteriye, desinlere..doğru odun taşımaya devam et…İdeal olana doğru yürüyüşümüz ortak gerçektende.İstikametimiz ,hayatın renkleriyle tanışma ,o kadar çok ortak alan var ki..

         “ Kafesteki kuşlar gibi şarkı söyleyelim başbaşa:

         Benden hayır dua istediğinde diz çökeyim,

         Bağışlanma dileyeyim senin adına,

         Yaşayıp gidelim böyle …

         Dua edelim, ilahi söyleyelim ,eski masallar anlatalım ve gülelim” diye devam ediyor Shaekespeare.

         Fakat Mevlana şöyle kesiyor sözü :

“İnsan  kısmı bir misafirhane,

Her sabah yeni birisi gelir.

Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik

Aniden farkına varmak bir şeyin

Hepsi beklenmedik misafir..

Hepsini karşılayıp eyle !

Evini vahşetle süpürüp

Bütün mobilyalarını boşaltan ,

Bir kederler kalabalığı gelse bile

Her geleni alnının akıyla misafir et…

….

Minnettar ol her gelene,

Kim gelirse gelsin,

Çünkü bunların herbirisi,

Öte taraftan bir kılavuz olarak gönderildi….

( Devam edeceğiz..)

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya