Türkiye’de özellikle son çeyrek asırda, erdem sayılan değerlerimizde çok ciddi aşınmalar olduğunu gözlemliyorum. Özellikle adalet, merhamet, özgürlük, insanlık, yaşam sevinci, hoşgörü, tevazu kavramlarının değerinin zayıfladığını hissederek yaşıyorum.
02.04.2019 06.56
747 okunma
Değerlerin Değeri
Ali Akça

Türkiye’de özellikle son çeyrek asırda, erdem sayılan değerlerimizde çok ciddi aşınmalar olduğunu gözlemliyorum. Özellikle adalet, merhamet, özgürlük, insanlık, yaşam sevinci, hoşgörü, tevazu kavramlarının değerinin zayıfladığını hissederek yaşıyorum. En önemli değerlerimizden “Saygı” neredeyse yok olma düzeyine gerilemiş bulunmaktadır. Bunu hemen etrafımıza, dostlarımıza, binalarımıza, sokaklarımıza bakınca kolayca anlayabiliriz. Değerlerimizden uzaklaştıkça esasen insanlığımızı kaybediyoruz.

Değer, bir toplumda benimsenmiş ve yaşatılmakta olan her türlü duyarlık, düşünüş, davranış, kural ve kıymettir. Bunların toplamı, kültürü oluşturur. Bir başka ifade ile insanı değerli kılan, sahip olduğu üstün nitelikler ve sahip olduğu donanımlardır. Değerler bireyin kişiliğini, bakış açısını, davranışlarını belirler. Değerler eğitimi ailede başlar, okulda, toplumda hayat boyu devam eder. Sevgi, saygı, hoşgörü, adalet, dürüstlük, vefa, vatanseverlik gibi değerler uygulama ile hayata geçirilir. Roosevelt’in eğitime dair söylediği şu sözler çok önemlidir. “Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır.” 

Toplumumuzun asırlardır sürdürdüğü hayat tarzı, doğal bir kültür hazinesi olarak bize sunulmuştur. Sevgi, saygı, cesaret, doğruluk, yardımlaşma, temizlik, nezaket, hoşgörü vb. Genel kabul görmüş değerlerimizdir. Bunlardan yararlanmak bir yana; benliğimizi, kimliğimizi ve o eşsiz kültürümüzü kaybetmekle yüz yüze gelmiş bulunmaktayız. İnsan yaradılış gereği değerli bir varlık iken değer değil, önem değer kazanmış. İnsana, insan olduğu için değil, makam ve güç sahibiyse önem veriyoruz. Oysa insanların oluşturduğu ortak duygu, düşünce ve değerler onların kaynaşma ve dayanışma süreçlerini sağlayan öğelerdir.

Değerler Eğitimi kitabının yazarı Profesör Ertuğrul Yaman “Türk toplumunun 30’dan fazla yaşayan değerlerinin olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Türk milletinin en önemli değerlerinden birisinin “Konukseverlik” olduğu vurgulanarak;  Özbeklerin, “Misafir Ata’dan da büyüktür” sözleriyle konukseverliğe ne kadar önem verdiklerini ifade ediliyor. Türk milleti toplum olarak misafire çok değer verir, ancak günümüz şehir hayatında bu değerimizin de eskisi gibi yaşatılmadığını gözlemliyoruz.

Eksiğini hissettiğimiz önemli bir değer “Saygı” demiştik. Maalesef birey olarak toplumda kimsenin kimseye saygı göstermediği, sabırlı ve hoşgörülü tutum sergilemediği bir dönemden geçiyoruz. Biz eğer, hakka saygı duyan, emeği gözeten, dünyayı bilgelik bakışıyla gören, dürüst ve girişimci gençler yetiştirmekten daha da uzaklaşırsak korkarım saygı değerimizi iyice kaybederiz. Çünkü “Bilgisiz doğruluk zayıf ve faydasızdır; doğruluksuz bilgi tehlikeli ve esef vericidir.” diyor Roosevelt. Bu söze çok önem vermeliyiz

Osmanlıda anaya karşı saygı sonsuzdu. Bunun en açık örneği Valide Sultan idi. Sarayda Sultandan daha yüksek maaş alırdı. Fakat bu yüksek değer sadece Sultanın annesine değil, bütün Osmanlı annelerine büyük kıymet verilirdi. Onların sözlerine önem verilirdi(Osmanlı’da Kadın, Eren Sarı). Günümüzde hem kadının kutsallığının kaybolduğunu, hem de annelik ve ev hanımlığı rollerinden saygının azaldığı görülmektedir. Saygı yapmacık biçimde kariyer ve güç sahiplerine duyuluyor. Yani insana önem verilmiyor, önemli insana kıymet veriliyor.

Biz yetişkinler tüm değerleri her ortamda davranışlarımızda yaşayarak ortaya koymalıyız ki, bu değerlerin saygı düzeyleri düşük olan çocuklar ve gençlerimiz tarafından kazanılma olasılığı olabilsin. Bu nedenle, değer eğitimi yaşayan ve yaşanılan bir eğitimdir. Anayasada güvence altına alınan sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkı ülkemizde önemli değerler yer almalıdır.

Eğer toplumu güven duygusu yerine korku ve endişe; güçlü olana itaat, tabiiyet ve sadakati meşrep edinme alışkanlıkları sararsa durum hiç iyiye gitmiyor olacaktır. Saygı, sevgi, iyilik ve hoşgörüyü yaygınlaştırmak toplumu huzura getirir. Bireylerin herhangi bir kişi, varlık, olay, durum vb. karşısında ortaya koyduğu duyarlılığa saygı göstermek dileğimizdir. İnsanı, ahlaki, kültürel, ruhsal, toplumsal ve evrensel boyutlarda oluşabilen bu duyarlılıkların özümsenmesi bizi mutluluğa taşıyacaktır. Kentte yaşıyorsak, kasaba kültürünü aşmak, kent uygarlığının ilkeler, kararlar ve kurumlar aracılığı ile düzenlediği inanç özgürlüğü ile düşünce özgürlüğü arasındaki farkı bilerek yaşamamız bizi iyiliğe götürecektir.

Atatürk, “Saygı düzenin anahtarıdır” diyerek değerin ölçütünün saygı olduğunu, yüreklere işlenmesinin önemini vurgulamıştır. Mark Twain “Erdeme para kadar saygı duyulmamıştır.” diyerek çağımızda saygının güç karşısında eridiğini ifade etmiştir. Şefkat ve merhametin, insanlara karşı sevgi beslemekten geçtiğini düşünen Mevlana’nın bu düşüncesinin merkezi sevgidir. Haç Suresi’nin 32. Ayetinde “her kim Allah'ın hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır.” hükmü saygının değerinin ne denli yüce olduğunu içerir.

Saygıyı ve sevgiyi insanlar çocuk yaşta öğrenir. Büyüdükçe de geliştirir bu yüzden çocukların eğitimi ailede başlar. Ailede bir çocuğa insanlara karşı sevgi duyması öğretildiyse bu çocuk hayatı boyunca insanlara sevgiyle ve saygılı davranır. Fakat ailede çocuğa iyi bir eğitim verilmediyse bu çocuk hiçbir zaman insanlara sevgi duyamaz. Ayrıca çocuk annesinden, babasından yakın ve uzak çevresinden ilgi ve sevgi bekler. Beklentisine karşılık bulursa onlara duyduğu güven artar, bulamazsa azalır.

Doğal, tarihi ve kültürel değerleri yaşatmamız, getirime dayalı, bilimsel verilerden uzak çarpık kentleşmelerin devam etmesine izin vermememiz elzemdir. Katılım, paylaşım ve işbirliği herkesi zenginleştirecektir. Saygı ve sevginin bir arada bulunduğu toplumlar uzun ömürlü olur ve hiçbir zaman kargaşa içine düşmez. Bir toplumda saygı ve sevgi ne zaman kaybolur ise o zaman o toplum çöker.

Saygının olmadığı yerde ne sevgi, ne kardeşlik, ne merhamet, ne insanlık ne de dostluk olur. Saygı, anlayışla insanları yakınlaştırır, iletişimi kolaylaştırır. İnsan kendine saygı gösterildiğini bilir rahatlar, değer verildiğini bilir iyi hisseder. Hepimizin dileği huzur ve esenlik içinde yaşamak; değerlerimize bağlı olmak, sevgi ve mutluluğun anahtarı olan saygı düzeyimizi yükseltmektir.

Saygı, sevgi ve hoş görünün yüceldiği bir dünyada yaşamak dileğiyle…

Ali AKÇA

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya