Bir mikro organizmanın makro organizasyonlara sebep olduğu günlerdeyiz. En küçük olan virüsün en büyük olan dünyayı esir aldığına tanık oluyoruz. Yeni bir yaşam biçimine zorlandığımızın hepimiz farkındayız. “Koronavirüs: Ölmek mi İstersiniz, Yaşamamak mı?” yazısında bu ‘yeni hayat’a ilişkin yazdıklarımıza pek çok dönüş oldu. Hemen hepsi bitcoinli, biyoçipli, temassız ve uzaktan kontrollü bu yeni ‘dijital yaşam’ı irdeliyordu. Bu yazımızda, açık kaynaklarda gördüğümüz somut adımlar eşliğinde bilgi çağının dijital hayatına göz atacağız.
07.04.2020 05:46
1 yorum
5.070 okunma
DİJİTAL HAYATA BEŞ KALA…
Osman Arslan

Bir mikro organizmanın makro organizasyonlara sebep olduğu günlerdeyiz. En küçük olan virüsün en büyük olan dünyayı esir aldığına tanık oluyoruz. Yeni bir yaşam biçimine zorlandığımızın hepimiz farkındayız. “Koronavirüs: Ölmek mi İstersiniz, Yaşamamak mı?” yazısında bu ‘yeni hayat’a ilişkin yazdıklarımıza pek çok dönüş oldu. Hemen hepsi bitcoinli, biyoçipli, temassız ve uzaktan kontrollü bu yeni ‘dijital yaşam’ı irdeliyordu. Bu yazımızda, açık kaynaklarda gördüğümüz somut adımlar eşliğinde bilgi çağının dijital hayatına göz atacağız. 

Bilgi teknolojileri uzmanı olan Oğlum, bir program yardımıyla bedenimin üst yarısının üç boyutlu modellemesini yaptı. Değeceğini düşünüp masrafına katlansam 4D yazıcısıyla benim aynımı basacak. Heykelcilik, resim gibi güzel sanatlardan, usta ve makina bazlı parça imalatlarına dayalı sanayi sektörüne kadar bu 4D baskı teknolojisi yaygınlaştığında hayatı ne kadar kapsamlı şekilde değiştireceği açık değil mi? 

ORGAN BAS, ÇOCUK SEÇ

2016 yılından bu yana pankreas, karaciğer, böbrek gibi organlar üç boyutlu basılarak vücudumuza nakledilebiliyor(1). Yapay organlarla yaşamın uzatılması mümkün gözüküyor. Artık canlıların/insanın genom haritası açılmış durumda. Türkiye’de de gönüllü 17 kişinin gen dizilimi çıkarıldı. Dini ve etik sorunlar taşımakla birlikte, çocuğunuzun cinsiyeti, ten, saç ve göz rengi, iskelet ve kas yapısının niteliği, boyu ve karakteri gibi pek çok değişkeni doğmadan önce belirleyebiliyorsunuz artık(2). Bir canlıya tümüyle sonradan yapılmış organ nakledileli altı yıl oluyor(3). En zor işlerden birini başardılar: Bir canlıya bir başka canlının kafasını naklettiler(4), uygulama için sadece izin bekleniyor. Hayalleri zorlayan bu gelişmeler bilgi çağının imkanları ile gerçekleşti.

DOĞAN DEĞİL ÜRETİLEN ÇOCUK ÇAĞI

Yapay rahim(biobag)lerde erken doğan(prematüre) çocuklar yaşatılabiliyor artık(5). Zaten yapılabilen yapay döllenmenin yapay rahimde sağlanması ile neler olabileceğini bir düşünün: İnsan varlığı için ‘Allah’tan sonra temel metafor olan ‘anne’lik, zaten ‘taşıyıcı annelik’ ile kademe kaybetmişken tamamen ortadan kalkabilecek!.. Yani çocuk yapmak için erkek ve dişi yakınlaşmasının gerekmeyeceği bir zaman dilimine yakınız. Bundan sonra ‘doğum yaptı’ demeyiz; ‘ondan üretildi’ deriz herhalde!

LGBT hatırına İstanbul sözleşmesi ile dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 'toplumsal cinsiyet' kavramı yerleşti; eril ve dişil cinsiyet eski önemini yitirdi(6). Cinsiyetsizliğin hukuksal zeminine bir adım kaldı; isteyenin çocuğunu 'cinsiyetsiz' üretilebileceği günler geliyor. Sanal hayatın cinsiyetin önemsizleştiği işlevi bilinen bir durum. Teletabiler, belki otuz yıldır ‘cinsiyetsizlik’ bilincini aşılıyor. Hayatın hiçbir alanında cinsiyet farklılığının bir değeri kalmadı. İnsanlığın temel değerlerini ortadan kaldıracak böylesi devrimsel sorunları göğüslemeye hazırlıklı mıyız?

XNA: ÜST İNSAN GELİYOR

İnsanoğlu ‘Allah'ın işi’ne karışmakta o derece ileri gitmiş durumda ki korkunç şeyler yapıyor: DNA(Deoksiribo Nükleik Asit)  efsanesi bitti artık, onun yerine son on yıldır XNA(Xeno/Bilinmeyen-Değişken Nükleik Asit) geçti(7). Tabiri caizse canlı tasarlanabiliyor XNA ile. Sentetik biyoloji, XNA aracılığı ile dünyada bugüne kadar görülmemiş, hayal ürünü canlı –şimdilik mikrop boyutunda olsa da- yapmayı başarmış durumda.  Sperm, yumurta ya da embriyo hücrelerinde yapılan değişikliklerle gelecek nesilleri biçimlendirme yoluyla (Germline tedavisi), ‘tasarlanmış bebekler’ yapmak, izin verilirse mümkün artık. ‘Yarı-Tanrı/üst insan’lar zümresi bu yolla üretilecek, geriye kalanlarsa ‘genetik mirasının kaderini yaşayan köleler’ olacaklar. Böylece insanlar ‘gen zengini’ süper insanlardan oluşan ‘üst sınıf’ ve ücretli çalışan ‘atalar geni’nden olma ‘alt sınıf’ olmak üzere ikiye ayrılmış olacak. Bu geleceğin felsefesi on yıllardır “Transhümanist hareket” tarafından prestijli biçimde yayılıyor(8).

İşte bunları yapanları muhatap alan ayetler: “…(O) yönetimi ele geçirdiği zaman, Arz'ı bozmaya, toprağı-ürünü ve nesli(soyu) helak etmeye çaba harcar. Allah, (kainattaki düzeni bozan) bozguncuları sevmez(9).” İşte size şeytanın emri: “…Elbette yine onlara, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim…” Bu şeytan sözüne mukabil Cenab-ı Hakk’ın ihtarı da çok açıktır: “…Kim, Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, muhakkak o, apaçık bir hüsrana uğramıştır(10).”

CANLANAN TOZLAR MUCİZESİ

Adeta Tevrat'ta anlatılan ve Kur'an'daki "…Allah bir sivrisineği veya daha küçüğünü misal vermekten çekinmez…" (11) ayetinin gönderme yaptığı düşünülen Harun'un  'canlanarak sivrisinek olan toz'(12) mucizesine atıf yaparak belirtelim: Karbon tozlarından mikrop büyüklüğünde ‘proto-hücre’ yani 'canlı' elde edildi. ABD'li Craig Vinter, insanın ilk genetik haritasını çıkartan kişiydi, bununla kalmayıp ilk sentetik(yapay) canlıyı da üretti(13). 

ASTEROİD MADENCİLİĞİ BAŞLADI

Geleceği değiştiren gelişmeler sadece tıp, nükleer tıp, fizik, bilişim alanında olmuyor. Şirketlerin ömürlerine bir bakın; yüzyılın başından itibaren borsada kayıtlı şirketlerin ortalama elli yıllık ömrü buluyorken son 50 yıldır ancak onbeş yıl yaşayabiliyorlar. Devler bir bir çöküyor. Bu durum, bir ekonomi çağının bitişinin alameti olarak görülebilir. Öte yandan enerji konusunda yaşanan gelişmeler de yeni bir çağ işaret edecek kadar dikkat çekicidir. Sanayi çağının dinamosu olan enerjiye ihtiyaç bilgi çağında minimize oluyor. Kendi enerjisini üreten, minimum güçle çalışan sistemler gelişmiş durumda. Belki bir kaç on yıl sonra klasik enerji kaynaklarını elde tutmanın önemi tamamen kaybolacak. Zaten ileri ülkeler, Dünya’yı bırakıp yeni enerji kaynaklarını ve değerli madenleri uzayda, diğer gezegenlerde arıyorlar artık. Asteroidlerde hesaplanan değerli maden miktarı on bin katrilyon dolar(14). Bu serveti ele geçirmek, yeni bir dünya kurmak demektir zaten. Google başta olmak üzere pek çok dev şirket evlilikler kurarak buna yatırım yapmış, uzay madenciliğini başlatmış durumda. Sadece 2021 yılında fırlatılması planlanan uydu ve uzay aracı 2 bini geçmiş durumda. Anlayacağınız, istiklal bilgide, istikbal göklerde.

YAPAY ZEKA SAVAŞÇISI: BİGDOG

Boston Dynamics şirketinin ABD ordusuna çalışan “Savunma Gelişmiş Araştırma Projeleri Ajansı” (DARPA) ile yaptığı yapay zekaya dayalı 'asker-insan simülasyonu' savaşan robot BigDog(15), artık seri üretime geçmiş durumda. Dijital zırh ve yapay zeka yetenekleri ile donatılmış bu robotlarla, dünyanın sayıca en büyük ordusunu bile kursanız savaşamazsınız. Bunu üretenler, düşmalarımız! Güvenliğimiz risk altına girmiş bulunuyor. Savaşın, bilinen bütün aktör, yöntem, kural ve kurguları değişiyor. Biz neresindeyiz bu işin? Onlar virüs üretecek biz solunum cihazı yetiştireceğiz, onlar İHA yapacak biz SİHA'ya çevireceğiz, onlar hibrit motor yapacak biz elektrikli araba üreteceğiz mantığı bu noktadan sonra işlemeyecek. Bu da önemli bir şeydir ama yetmez, yeni ve daha ciddi bir şeyler yapmamız lazım.

Yapay zeka yazmak ve hayatın her alanına robotik kodlamalara dayalı ürünlerle hizmet görücüler yerleştirmek zorundayız. Her gencimiz artık robotik kodlama öğrenmek zorunda. ‘AlphaZero’ adlı yapay zeka, 4 saatte satranç öğrendi, önce dünya şampiyonunu, sonra dünyanın en iyi satranç yazılımını, satranç tarihinde ilk defa görülen hamleler de geliştirerek yenmeyi başardı(16). Yani düşünebilen, fikir geliştirebilen, yorum yapabilen bir makina var karşımızda. Allah sonumuzu hayretsin, ama yapay zeka ile insan zekası baş edemeyecek, bu belli.

ÖLÜMSÜZ DİKTATÖRÜMÜZ GELDİ

Yapay zeka konusunun ne kadar ciddi bir ‘yeni hayat’ getireceğini, en büyük yatırımcısı Güney Afrikalı iş adamı Elon Musk’ın dilinden dinleyelim: “Asla kaçamayacağımız ölümsüz bir diktatörü kendi ellerimiz ile yaratabiliriz. Yapay zeka ile insanoğlu arasında yaşanacak bir güç mücadelesinde insanoğlunun kurtulma şansı sadece yüzde 10 olabilir.(17).” Dahası, aynı Elon Musk Neuralink adlı proje şirketinde, insan beyni ile bilgisayar arasında bağlantı kurmayı başardı. Beynimiz cep telefonu üzerinden direkt internete bağlanabilecek(18). Bu elbette gerçek bir devrim. Ama madalyonun öteki yüzünü de unutmayalım: İnternet de bizim beynimize bağlanmış olacak!..

DİJİTAL ÖLÜMSÜZ İNSAN

Musk’ın hedefindeki ‘dijital ölümsüz insan’ ulaşılan beynin kopyalanması ve sonsuza kadar internet ortamında bir bulutta saklanacak olması demek! Genom teknolojisi ile tarihte kalan bir ölünün gen dizilimi sağlanarak yeniden dünyaya getirilmesi ve beyninin saklanan sürümünün yeniden yüklenmesi ile tekrar bedenlenmesi, sizce dünyayı ne hale getirir? İnsanın aklına en ulvi hedefler de, en şeytansı planlar da gelmiyor değil. Ürpertici bir gelecek önümüze serilmiş durumda.

‘Makinadan makinaya’ çağını aştık. Artık ‘insan-makina bağlantısı’na geçmiş bulunuyoruz. Bu yepyeni bir iletişim çağı demektir. ‘Dijital ikiz’ uygulaması bugüne kadar makinalar için vardı; yani arızalanacak parça önceden sanal ikizi olan yapay zekaca uyarılıyor ve bu parça bir hasara neden olmadan, önceden değiştiriliyordu. Microsoft, biyolojik nanovoltlar geliştirmiş durumda. İnsana yerleştirilen bu nanovoltlar aracılığı ile sanal ikiziniz sizi izleyecek ve karşılaşacağınız hastalık ihtimallerini bildirecek. "3 yıl içinde akciğer kanseri olacaksın, şunları yap" diyecek, takip edip ihmal durumunda seni uyaracak. İnsanlığın genel sağlık ve nüfus planlaması ve bireyin karar süreçleri bu dijital ikizlerimiz aracılığı ile izlenecek(19).  

YAPAY LEVH-İ MAHFUZ ARAYIŞI

Dijital paralarla yeni bir hayat planına geçildiği ve harcama izleme ve yönetim süreçlerinin değişeceği de biliniyor. Ama dijital paradan ibaret değil, yukarıda belirttiğimiz veya dile getirmediğimiz başka bütün bu gelişmelerin bireye uygulanması ve izlenmesi; tamamı Blokchain(Blok zinciri) denen dijital platform üzerinden yürütülecek. Herkesin her şeyi Blockhain’e yüklenecek. Blockhain için ‘insanların Levh-i Mahfuzu’ diyen aşırı yorumlar bile var. Blokchain üzerinden mülk satışları yapılmaya başlandı bile. Türkiye'de de bu amaçla çalışmaya başlayan şirketler var(20). Ekonomi, sağlık, güvenlik, eğitim, kültür, bilim, yayın... her şey ama her şey Blokchain'de(Blok Zinciri’nde) toplanarak tek merkezden kontrol edilecek.    

Diyeceksiniz ki, “bu kadar işsiz var bütün bu işleri de yapay zekalara ve robotlara yaptırırsak istihdam politikası çöker, işsizler ordusu devrim yapar, ülke kaosa sürüklenir...” Doğrudur belki, ama bildiğimiz bir şey daha var: 19. yy.da katipler ordumuz işsiz kalmasın diye matbaayı yüzlerce yıl öteledik, sanayi devrimini ıskaladık ve üç yüz yıldır çektiğimizi de yine biz biliriz! Bu sefer de bilgi çağını ıskalarsak yeni bir şans için üçyüzyıl da yetmeyecektir! O nedenle ‘dijital misak-ı milli’, ‘dijital kuvvay-ı milliye’ diyoruz. Bir bin yıl daha ‘alt sınıf’ta kalamayız! İşsizlerimiz için her fedakarlığı yapalım ama bu sefer, çağı asla kaçırmayalım. Bedeli ağır olabilir. ABD, bilgi çağına geçmek hatırına sadece marketlerdeki kasiyerleri kaldırdı, bir günde 3,5 milyon insan işsiz kaldı. Onlarda da değişim kolay olmuyor, bir bedel ödüyorlar. Sanayi devriminde Avrupa’da yaşanan sefaleti ‘Sefiller’den okuyun.  Gerekirse biz de bedel ödemeliyiz. Ama asla bilgi çağını yakalama hedeflerimizden kopmamalıyız. Tartışmak bile zaman kaybıdır; çalışmak, çok çalışmak zorundayız.

ALT SINIFTA KALAMAYIZ

Bu hedefleri yakalamak için yapmamız gereken bilgi üretimi sürecinin ön safına geçmektir. Bilim üretiminde dünya paydaştır ve üç kademe vardır: 1. Yeni bilgi ve teknoloji üretenler(ABD, İngiltere, Almanya, Japonya, Çin...) 2. İnovasyon yapanlar(Hindistan, Yeni Zellanda, Meksika, Güney Afrika, İspanya)  ve 3. Üretim yapanlar (Türkiye, Dünya'nın geri kalanı). Sadece üretim yapmakla yetinenler, alt sınıftır; know-how(teknik bilgi) sahibi olmadığından en altta kalmaya da mahkumdurlar. Onlar ya entegre olur sömürülür, ya tecrit olur ezilirler. Türkiye bulunduğu bu üçüncü kategoriden sıçrama yapmak zorundadır.

Bunu deniyoruz. Takdir edilecek gelişmeler de var. Ama bu hiç kolay bir süreç olmayacaktır. Bilimsel makale sayımızdaki artış da umut verici. Öte yandan Dünya'nın yeni merkezi olmakta yerini hak ettiğini son iki yıldır Çin’in en çok bilimsel makale üreten ülke unvanını alması da göstermektedir.(21) FETÖ'nün bilimsel gelişme süreçlerini sabote ettiği dönemden çıktık çıkalı takdir edilecek bir çaba görsek de açık ara geride olduğumuz da bir gerçektir. Avantajlarımız, potansiyelimiz ve imkanlarımız vardır. İnovasyon yapanlar sınıfına atlamak için 10 yılımız daha var; başaramazsak tarih bizi affetmeyecek, Batı ve egemenler asla acımayacak!

ÇAĞLAR VE DİN: ÖNCE DEVLETTEN SÖKTÜLER

Çağ değiştikçe inanma ve yaşama şekillerini de etkiler. Tarım toplumunda ziraat ve besicilik öne çıkıyordu. Kazanç yağmura ve güneşe endeksliydi; o da 'tamamen Allah'ın işi'ydi. Bu çağ insanlarında ‘kaderci’liğin gelişmesinden doğal ne olabilirdi? Kadercilik teslimiyetçiliği getirdi. Bu da önce krallık sonra Feodalite yönetimlerine yol açtı. Kadercilik zincirini, kendi çabaları ile zenginleşerek bu kölece yaşamın ‘kader olmadığı’nı gösteren coğrafi keşiflerle ortaya çıkan burjuvazi sınıfı oldu. Burjuvazi ‘klasik dini metinleri’ sorgulayan ‘aydınlanmacı felsefe’yi beraberinde getirdi. Aydınlanmacılar ‘her şey akla uygun olmalıdır’ diyordu. Dini metinler ‘akılcı yorumlanmaya’ başladı. Dini devletlerden söktü, attı. Dini devletten söken akım belki milliyetçilikti, belki sosyalistlikti, sonuç değişmiyordu.

SONRA DİNİ TOPLUM HAYATINDAN ALDILAR

Ardından aynı sınıf Sanayi Devrimi’ni yaptı. Makineleşmişti dünya, fizik kanunları çok şeyi değiştirmişti. Her şey pozitif bilimle oluyordu, mutluluk ‘Milletlerin zenginliği’ndeydi, ‘Amaca giden her yol meşru’ idi ve din toplumlar için bir ayak bağıydı!.. Sanayi devrimi dönemine tutunabilmek için, yorumlayanlar dinlerin pozitif bilimlerle çelişmediklerini anlatmaya çalıştılar. Sonuçta dinler toplumlardan gittikçe söküldü, bireylerin yaşamına doğru itildi. Artık din bir vicdan meselesinden ibaretti, fertten topluma taşmamalıydı, bu bir dayatmaydı. Bunu yapan akımlar ise demokrasi ve liberalizmdi.  

ŞİMDİ DE DİNİ BİREYDEN SİLECEKLER

 Şimdi bilgi çağına geldik. İnsanları sokaktan alıp odalara hapsederek tekilleştiren dijital hayat bireyi kontrolsüz temaslara açık bırakırken, dijital devrimin yöneticilerinin etkisine açık bırakıyor. Dijital çağın parametrelerine bakınız: “Herkes bir birey, teknoloji, sağlık, eğitim… her şey ortak bir havuzdan. Her şeyi merkezi olarak paylaşıyoruz. Niçin dinlerimiz ayrı olsun? Zaten bütün dinlerin amacı aynı değil mi? Gelin dinleri aynılaştıralım. Dinlerin ortak noktalarından bakalım. Aşırılıklara, ayrımcılıklara gerek yok.” Bilgi Çağında din bireyden de sökülmek istenecek. Herkesin inandığı ama yaşayanı (gerçekten inananı) kalmayan bir yeni dünya kuracaklar.

 BİLGİ ÇAĞI KUŞAĞINI ANLAMAK

Öte yandan Müslümanlar olarak din anlayış ve tebliğimiz bu yeni çağın gereklerine göre kendini yenilemekten maalesef uzak. Z kuşağı dediğimiz 2000 sonrası kuşakla aramızdaki kopukluk bundandır. Biz ‘öteki’ odaklıyız, onlar ‘kendi’ odaklı. Biz birini gizlice izlemeye ‘mahrem’ diye uzağız, onların ‘stalk’ diye bir ‘gizli izleme’ kültürleri var. Biz ‘hepimiz birimiz için’ diye yetiştik, onlar ‘hepiniz benim için’ diye yetişiyor(Genereation-Me). Biz ‘bir işi bitir sonrakine başla’ diye yetiştik, onlar için bu sıkıcıdır ‘aynı anda en çok işi nasıl yaparım’ derler. Bizim için ‘model insanlar’ vardı yetişirken, onlar için ‘sanal modeller’ var. Bizde toplanıp alkış almak, onlarda paylaşıp ‘like’ almak oldu. Biz ‘toplum içinde’ anlamlıydık, onlar ‘yalnızken’ anlamlı hissediyorlar. Biz çocuk oyunu ‘oynuyorduk’, onlar için oyun çocuklukla bitmiyor, yaşam biçimi olmuş durumda oyun. Hayat onlar için bir simülasyon, gerçeklik sanalda yaşanıyor. Bizim için yemek kültürdü, onlar için kültür bir tüketim aracı. Biz ‘ulusal değerlerle’ büyüdük, onlar ‘küresel değerlerle’(22).

YAPAY ZEKA’DAN ULÜ’L EMR OLUR MU?

İşte bilgi çağının ilk versiyonu olan Z kuşağı bizler gibi X ve Y kuşaklarına göre hayattan ve dolayısı ile dinden bambaşka şeyler bekliyorlar. Sosyalliğin tükendiği bir nesle ‘tesettür’ü nasıl anlatacaksınız? Cinsel ilişkinin yok edildiği bir dönem geldiğinde ‘zina’ ne olacak? Cinsiyetsiz insanın hükmü nedir? Toplanmanın adeta suç olduğu bir çağda ‘cemaat’ nasıl olunacak ve ‘toplu ibadet’ nasıl yapılacak? Yapay zekaların yönettiği bir düzene itaat caiz midir? Ulu’l emr meselesi ne olacak? Bireysel yaşamda ‘zamanın kaybolduğu’ bir nesle ‘beş vakit namaz’ı nasıl anlatacaksınız? Toprakla teması kesilmiş ve uzay madenlerine dayalı yapılacak olan yeni metalik akıllı kentlerde, su kıtlığı döneminde oto-nano biyotemizlik yöntemleri abdesti, boy abdestini karşılayacak mı?  İnsanın beyninde uyaranlarla tok tutulduğu ve besinlerini günde iki defa hapla aldığı dönem, her gün oruç gibi geçecek; o vakit Ramazan Ayında oruç nasıl olacak? Uzayda başlayacak kolonileşme nasıl İslamileştirilebilir, mesela Hac ibadetinin uygulanması uzaydaki Müslüman’dan düşer mi? Ve daha sayısız yeni ve radikal sorular… Din bilginlerimiz buna hazır mı?

MARSA KOLONİ YAPARKEN…

Bir basit koronavirüs salgını çıktı, ibadetleri iptal etmek dışında ‘bilgi çağına uygun’ ve ‘sürdürülebilir’ bir formül düşünülemedi. Yarın bu çılgın gelişmeler yaşandığında ne olacak? Bildiğimiz itikat ve fıkıh yorumlarının bilgi çağına göre yeniden değerlendirilmesi sınavı ile yakın gelecekte karşılaşacağız. Aramızda 2050’leri görenler olursa bambaşka bir dünyada, bu soruların cevaplarını bularak yaşamak zorunda kalacaklar.

Doğrusu, şu anda bir akım gelişiyor: Namazı iki vakte indiriyor, kurbanı keyfi kılıyor, hac şart değil diyor, tespih zaten yok diyor, oruç güzel, zekat bildiğiniz gibi değil diyorlar. Eğer ilim adamları devreye girip sorumluluklarını üstlenmezse, bu köksüz ve kolaycı akım bilgi çağı nesline çok da uygun kaçabilir, alır başını yürür. Bizden söylemesi!.. Sonradan, onlar Mars’a koloni kurarken biz namazın kaç vakit olduğunu tartışır halde kalmayalım!.. ‘Bizden olan’ kimseyi de Mars’a almazlar, böylece ‘Uzay’da İslam nasıl olacak?’ sorularımız tamamen gereksiz kalabilir. Gerçi, bu da bir çözümdür(!).

BİLGİ ÇAĞININ AKTÖRÜ OLMAK ZORUNDAYIZ

‘Bilgi Çağı’nda aktör olmak için Türkiye yatırımını yüksek bilgi teknolojisine kaydırmalıdır. Harcamalarında önceliğini buna vermelidir. Savunma sanayiinde başardıklarımızı diğer alanlarda da yapabiliriz.

Her bir öğrenci ilkokuldan itibaren robotik kodlama ve yapay zeka öğrenmelidir. 2008'de eğitim kalitesinde 77., 2019'da 104. olduğumuzu bilerek, yine de istiyoruz bunu. Kendi dilinde okuduğunu anlamada 72 ülke içinde 56. olanların yazacağı bilimsel bir destan elbette olmaz. Ama bilimsel başarılara imza atan gençlerimizi de biliyoruz. Biz buna mecburuz.

Beyinleri özgür tutmak ana proje olmalıdır. Çünkü bilgi çağında toprakları değil beyinleri işgal ederek ülkeleri ele geçirecekler.

Dünya yıkılıp yeniden kurulurken her bir fert kendini değiştirme ve yeni hayatın gereklerine göre dizayn olma bilincine taşınmalıdır. Bunu devlet kurumları önce kendileri için yapmalıdır.

Bir medeniyet davamız olduğunu unutmadan, ait olduğumuz medeniyetinin kodlarını bilgi çağı ürünlerine yedirecek dinamizmi sergilemeliyiz.

Bu da ancak dijital misak-ı milli ruhunu taşıyan bilgi çağının Kuvvay-ı Milliye gücü olacak uzmanlarımızla olabilir.

“Az zamanda çok ve büyük işler başarmak” zorundayız.6.4.2020

Dr. Osman ARSLAN

_______________________________

1.https://www.medikalakademi.com.tr/3-d-yazici-yoluyla-karaciger-nakli-yapilmaya-baslandi/

2. https://www.sabah.com.tr/aktuel/2013/10/30/tipta-siparis-bebek-donemi

3. https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/08/140825_yeni_organ_uretildi

4. https://bilimvesaire.com/2017/04/bilim/bilim-insanlari-bir-farenin-kafasini-bir-baska-farenin-uzerine-nakletti/

5. https://www.cnnturk.com/bilim-teknoloji/bilim/kuzuyu-yapay-rahimde-buyuttuler

6. https://m.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/211141-7-soru-7-yanit-istanbul-sozlesmesi-nedir-ne-getiriyor

7. https://www.ntv.com.tr/turkiye/xna-ile-yapay-canlilar-uretilecek,kSoRI4YsDkmLUQIvIUXcyA

8.https://www.researchgate.net/publication/338223206_HUMANIZMIN_RADIKALLESMESI_OLARAK_TRANSHUMANIZM

9. Bakara Suresi, 204-205. Ayetler

10. Nisa Suresi, 117-120. Ayetler

11. Bakara Suresi, 26. Ayet

12. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/907658

13. https://www.hurriyet.com.tr/dunya/laboratuvarda-ilk-yapay-canli-uretildi-14800979

14. https://www.haberturk.com/ekonomi/is-yasam/haber/1356405-asteroit-kusagindaki-gok-tasinda-10-bin-katrilyon-dolar-degerinde-maden-var

https://tuyap.com.tr/madenturkiyefuari/basin-bultenleri/8-gezegen-166-uydu-milyarlarca-gok-cismi-tonlarca-maden

15. https://www.youtube.com/watch?v=y3RIHnK0_NE

16. https://medyascope.tv/2017/12/20/googlein-urettigi-yapay-zeka-alphazeroya-satranc-camiasindan-itiraz-geldi/

 17. https://www.ntv.com.tr/galeri/teknoloji/elonmusktanolumsuz-diktator-uyarisi,3QGLnCmTgUeYUv3GNVR9ew/_s8vCZWTEkiPjOtRiFhhmQ

18. https://www.brandingturkiye.com/neuralink-projesi-nedir-iste-elon-muskin-cilgin-projesi/

19.  https://www.hurriyet.com.tr/dijital-ikizler-geliyor-40397894

20. https://webrazzi.com/2017/08/07/turkiyede-blockchain-kullanan-sirketler/

21. http://www.turkrus.com/978645-en-cok-bilimsel-makale-ureten-ulke-cin;-turkiye-ve-rusya-kacinci-xh.aspx

22. http://www.psychologies.com.tr/z-kusagi-ile-iletisim/

 

 

 

 

 

 

 

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Tebrik
Osman kardeşim yine bir beyin fırtınası estirmişsiniz; maşallah.Tespitleriniz,kalkmakta olan treni kaçırmama konusunda bağırır, feryat eder gibi.Allah tesirli kılsın tam zamanında istifade edilip Rahmani Dijital misak-ı milli ruhunu taşıyan bilgi çağının Rahmanın razı olacağı işleri yapıp, şeytani akla dur diyen Kuvvay-ı Milliye gücünü bu millete nasip etsin inşallah. Muhammed İkbal; "tefekkür statik değil, dinamiktir" diyerek düşünmenin, akletmeninin özünde gizli olan hudutsuzluktan bahseder. Her türlü eksiklikten münezzeh olan Yüce Allah'ımız da Yunus suresi ayet 100 de "Allah, pisliği aklını kullanmayanlar üzerine yığar" buyurur. Yol belli, varılacak hedef belli:Bir mü'min için Allah, Enfal 39 da hedefi; "Yeryüzünde fitneden, fesattan eser kalmayıncaya ve din Allah'ın dini olana kadar onlarla cihad edin" diyerek koymuş. Bu cihad yeri gelir,silahla, yeri gelir kalemle, yeri gelir tıbla ve yeri gelir dijitalle ve yeri gelir günün üstünlüğü neyse onunla olur. Allah yardımcımız olsun
Yorum Ekleyen: Faruk Başoğlu     9.04.2020 14:19:34
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya