Hayat Boş Geçti
“Boş geçen hayat yoktur, boşa geçmiş sanılan hayat vardır.”
05.05.2020 15.39
2.732 okunma
Hayat Boş Geçti
Ali Akça

“Boş geçen hayat yoktur, boşa geçmiş sanılan hayat vardır.”

Ramazan insanın iliklerine kadar kutsallığını hissedip ürperebildiği bir aydır. Her yıl yağmur yüklü bulutlar gibi gelerek, evreni bereketiyle donatan mübarek bir zamandır. Dünya dört bir yanından sıkışmışken, insanın rahmet ve merhamet iklimini yaşadığı en geniş anlar bütünüdür. Kıpır kıpır olur gözler, ışık saçar, nefesler güçlenip tazelenir. Bu dönemde cami, mescit ve minareler insan ruhuyla neşelenir. Uyku basmadan insanın kendini ince bir hesaba çektiği sabahı sonsuz huzura açılan geceleri yaşamaktır.

İnsan kaderini aklın öncülüğünde yaşamadığı sürece hayatı umut ve korku arasında gelip geçer. Hayat boş bir rüya değildir. Ufak basit şeyler insanın hüznüne ve mutlu olmasına yetebilir. Önce yaşam ikliminin henüz başındadır. Sonra hayat tükendi der, hesap verme hissiyle çekip gider. Her adımı korkulu ve özürlü de olsa ibadetler yapılır. Ardında dipdiri kalabilen günahlar işlenmiştir, bağışlanmak dilenir. Yüreğini insana kapayanlara bakıp yanacağını bilen her can esirgenmeyi arzular. Sonunda terazinin iyilik veya kötülük kefesinden birisi ağır basar. Boşa geçen hayat yoktur, boşa geçtiği sanılan hayat vardır.

İster seçkin bir kimsenin, isterse aciz bir kulun hayatı olsun hep kendi sonuna doğru gider. Çocukken zorluklar fazla, hayaller henüz bozulmamıştır. Büyüdükçe insan üzerinde tonla yalanlar ve gıybet biriktirir. İnanılmasa bile bazı kötülükler insanın yanına, bazıları kötülük yapanın yarınına kalır. Kimimiz adaletin kaynağından eksik olduğuna, kimimiz er geç tecelli edeceğine inanırız. Sonra “iyi insanlar iyi atlara binip gittiler, kötüye bir şey olmaz” denir. Bir ikindi vakti kaskatı kesilir beden, günah beldelerinde tabiatın söndüğü görülür. İnsan sıyrılıp iyiliklerden işlediği günahlarla gerçek kimliğine geri döner. Sonunda hayatlar yok olur, ancak hiç biri boşa geçmiş değildir.

Bayram sabahları ölülüleri ziyaret için mezarlıklar insanlarla dolup taşar. Sevgiden mi, hırstan mı bilinmez, ruhları özgürleşmiş olan bedenlerin arkasından sızlanıp ağlanır. Çünkü orasını kimi bahçe, kimisi çukur olarak görür. Belki de ağıtlar geride kalanların kendi hırslarına bir gem vurmak istemesindendir. Acaba mezarlıklar çoğunlukla sahte ve suni ağıtların toplanma yeri midir? Çünkü kulak verildiğinde ölüler konuşur. Yanındaki insana uzanarak bir sıkışma yaşadığını söylemeye çalışır. Zaten tüm ölümler aynı değildir. Bazıları gerçektir, bazıları hikâyedir. Asıl soru şudur: O hikâyede o kişinin varlığına inanır mı, insan?

Sonra mezarlık sınırı geçilir geçilmez hayat yeniden başlar. Umudu güçlü olmayan birey cılızlaşan Allah sevdasıyla, ürkek bir ceylan gibi namazların en arka saflarına ilişir. İnsanın gözüne bazı dönemler; tekkeler, zaviyeler, medreseler, ulema ve pirler yemiş yüklü ağaçlar gibi görülür. Dervişlik kılık kıyafetten ayrıldığından beri insanın içindeki akan nehirleri coşmuştur. İnsan şeyhine tabi olacaksa hayatının büyük bölümünü söylemek istediklerini söyleyemeyerek susup geçirmeyi kabullenmiştir. Kimi insan dinin direğine at gözlüğünden bakar, kaba softa ve ham yobaz iklimine girmiş bulunur.

Korkularla baş başa kalınca bu defa dualar, iyilikler ve yardımlaşma anımsanır. Kimse ne eksik ne de fazladır. Şu yalan dünyada hayat, elinde fazla oyuncak olanlar ile olmayanlar arasında nesilden nesle sürdürülen bir oyundur. İnsan dağların zirvesine göz koyar, ama düz bir yolda tümseğe takılır düşer. Her insanın iki omuzunda iki melek bulunur da, sık sık kendilerine dokunduğunu hangi omuz fark eder? Soluklarımızın yalnız olmadığını kim hissedebilir? Bir bulut gibi ömür insanın üstünden gelir geçer, hayat ve içimiz yorulur, ruh yorulur; yine de bahçeden çocuk sesleri yükselirken insanın gözleri doymaz açık gider.

İnsanlar yaratanın kavi kullarıdır. Kimisi basit hayat oyununa, kimisi bir tefekkür koruna düşer. Günah ve sevaplarla geçer hayat ve ölüm bir kurtuluş çizgisidir. Kimi için kaderler karışır, kimi zaman kaderler ayrı düşer. İnsan kıyamet kopuncaya dek cennet ya da cehennem yolunda bir molada bekler durur. Sadece denge kuramayan kişiler için hayat zor geçer. Onlar acılı hüzün içinde çırpınıp dururlar.

İçindeki sabır ve zaman doğru işlediği sürece, asla hayat bezgin, kuru, verimsiz ve boşa geçmez. Bakınca kuşlar hazır, sokak lambaları canlı, hayat yolundadır. Asla hayat Tanrı’nın kapısında yorgun bulunmaz, daima beraberinde bir tomurcuklanma umudu taşır.

Dostlukla…

Ali AKÇA

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya