Büyük toplumların tarihinde, parlak yükseliş dönemleri olabildiği gibi, uzun veya kısa süreli kriz devreleri de bulunabilir.
22.05.2020 01.05
2.420 okunma
İstanbul’un Fethi Münasebetiyle
Tarihin, Zaferlerin; Ninniye, Atalete, Basiretsizliğe Dönüşmemesi Üzerine Bir Sorgulama…
İbrahim Gülsu

“Ulvi fetihler, ruhu ateşlenmiş;
insanın, milletin ve liderin eseridir.”

 

Büyük Fetih Olayı’nın 567. yıldönümündeyiz.

Büyük toplumların tarihinde, parlak yükseliş dönemleri olabildiği gibi, uzun veya kısa süreli kriz devreleri de bulunabilir.

Maddi ve manevi krizin, buhranların kıskacı altında, ümitlerini yitiren milletlerin yeni bir toparlanış ve yükseliş için büyüklük ve saadet devirlerini hatırlaması var olmak, yaşamak için bir zarurettir. Çünkü toplum; milli ideallerini kaybettikçe kontrolsüz, çarpık bir gelişme devresine girer. Milli ideallerini kaybeden toplumlar; hızla sürüleşme, kitleleşme dönemine girerken toplum, sosyal ve kültürel yönden de çok karmaşık bir hal alır.

1683 Viyana yenilgisinden sonra, milletimizi büyük millet yapan ideallerde, devlet kurumlarında, askeri ve ekonomik alanlarda sarsılmalar olmuştur. Bu sarsıntılar hala dinmemiştir. Hristiyan-Batı kültürü bu tarihten itibaren saldırıya geçerken biz hep savunmada kalmışız. Kültürel, sosyal ve siyasi etkileşimde, Batı yüksek basınç alanı olurken, Anadolu alçak basınç alanı olmuştur. Avrupa ve Amerika’nın kültürel, ekonomik, siyasi baskıları bağımsızlığımıza gölge düşürür hale gelmiştir. Uluslararası toplantılarda, özellikle Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’ye ekonomik ve siyasi baskı yapılmaktadır. Anadolu yıllarca Avrupa ve Amerika’nın açık pazarı olmuş, hala kurtulma çabası içindedir.

“Borç alan, buyruk da alır.” diyen Dördüncü Murat’ın torunları bugün, Hristiyan dünyasının “buyruk”larına muhataptır. İnsanımız karnını doyurmak için esaretten kaçar gibi ülkesini terk ederken, binlerce bilim adamı, beyin de Hristiyan dünyasına adeta iltica etmektedir. Haysiyetimiz, şerefimiz bazı ülkelerde ayaklar altına alınıp, işçilerimize “Köpek Türkler dışarı!” denirken; Avrupalı, Amerikalı; bilim adamlarımıza sahip çıkıyor. Bu durum bizim için en büyük züldür. Gelişen dünya teknolojilerinin gerisinde kaldığımız, üç yüz yıldır devam eden çözülme ve parçalanma dönemine, fetret dönemine bir son veremedik. Bu nedenle fetih olayının sebeplerini çok iyi bilmemiz gerek. İstanbul’un fethi sadece bir askeri hadise değildir. Aynı zamanda teknolojik, ekonomik, kültürel, psikolojik, sosyolojik ve siyasi bir hadisedir.

Bu fetih, asırlardan beri devlet kuruculuğu ve savaşçılık ruhu gelişmiş İslamı kendine bir hayat ideali olarak seçmiş bir milletin çağları aşan azametli yürüyüşüdür.

Bu fetih; hakkın, adaletin, zulmü ve haksızlığı mağlup edişidir. Onun için Fatih; “İsteyen Havraya, isteyen Kiliseye, isteyen Camiye gitsin.” demiştir. Onun için Bizanslı; “İstanbul’da Kardinal külahı göreceğime, Osmanlı sarığını görmeyi yeğlerim.” demiştir.

İstanbul’un fethi, Türk milletinin bir “CİHAN DEVLETİ” olma idealinin konaklama yeridir. İstanbul Fatih için konaklama yeri idi. O, İstanbul’a girmeden orayı fethetmiş, Roma’yı fethetmenin de planını yapıyordu.

Hepinizin bildiği gibi Hristiyanlık dünyasının üç büyük merkezi vardır. Bunlardan Kudüs alınmış, sıra İstanbul’a gelmişti. İstanbul fethedilerek muhteşem Bizans mabedi Ayasofya’nın ulu sütunlarına ALLAH (C.C), Muhammed (S.A.S ) ve yüce sahabelerin isimleri yazılmıştır. Böylece “İstanbul mutlaka fethedilecektir.” diyen Hz Peygamber’in ruhu şad edilmişti.

Geride sadece Roma kalmıştı. Orası da fethedilmeli idi. Fatih’in, İtalya’nın güneyinde çok önemli stratejik bir yeri olan Otranto çıkartmasının asıl hedefi bu idi. Roma’yı fethettikten sonra da İspanya’daki Müslümanlarla teması sağlayıp Hristiyan dünyasını çember içine almaktı. Bunu hisseden Batı, bin bir entrika ile dönme Yahudi Yakup Hamo’ya genç yaşta Fatih’i zehirlettirmiştir.

1453 yılının yirmi dokuz mayısında çağlar değiştiren, dünya tarihinin akışını değiştiren büyük fetih olayını anmaktan ziyade bu fethin şartlarını anlamak, bugünkü Türk ve İslam dünyasının konumunu döne döne sorgulamak gerekir. Çağımızı bir fetih çağı, toplumumuzu bir fetih toplumu yapmak için “kendimiz olma, kendimize gelme, kendimize yetme” sürecini hızlandırıp çok çok çalışmalıyız.

Eğer, büyük komutan Fatih’e, fetih ordusuna ve fetih toplumuna hükmeden irade bugün bize de hükmederse, onların uğurlarına canlarını feda ettikleri idealler bizim de ideallerimiz olursa muhakkak ki Türk milleti için, dünyanın şuan çehresini değiştirecek yeni fetihleri yakındır. Bu asrın bir Türk asrı olması yakındır.

Kendimizi fert fert hesaba çekmeye mecburuz. Türk dünyasının koruyucusu, İslam dünyasının lideri olan milletimizin varlık ve bekası için, İstiklal Savaşı’nda kanlarını sebil eden şehitlerimizin kemiklerini sızlatmamak için, Akif’in:

“Şu ezanlar ki, şahadetlerin dinin temeli.”

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.” dediği ezanlar için, yarın evet yarın, çocuklarımızın isminin “Hans, Leydi, Lusi” olmaması için kendimizi hesaba çekmeye mecburuz.

Misyoner ocaklarının, Rotary, Lions ve bin bir çeşit mason localarının, yabancı okulların; halâ ihanetine devam eden Ortodoks Kilisesi’nin, Fener Patrikhanesi’nin hain çalışmaları karşısında; bizi idealsiz ve hedefsiz bir toplum haline getirmeye çalışanlar karşısında uyanık olmaya, uyurken de uyanık olmaya mecburuz.

Şunu unutmayalım; geçmişin zaferleri ile övünmek, sadece övünmek bizi oyalar, uyuşturur. Tarihi büyük zaferlerin büyüklüğü ile sarhoş olmayalım. Tarih ninniye dönüşmesin. Bu çok tehlikeli bir hastalıktır. Bakın atı alan Üsküdar’ı geçmiş, ülkeler uzayı fethediyor. Önemli olan gelecek nesillerin övüneceği bizim de yeni fetihlerimizin olmasıdır. Bu fetih elbette bir ülkenin fethi olmayacaktır.

Bu fetih; Türk’ün öz medeniyetinin; İslam medeniyetinin ilmi, insani karakterinin yeniden inşası ve doğuşu olmalıdır.

Bu fetih; ilimde, kültürde ve sanatta dünya çapında eserler verme, her köyde bir Yunus, her şehirde bir İbn-i Sina, Piri Reis, Mevlana… diriltmek olmalıdır.

Bu fetih; Türkistan’da, Urimçi’de, Bulgaristan’da, Trakya’da, Kırım’da, Afganistan’ da, Filistin’de, Arakan’da, Afrika’da… yaşayan insanların zulümden, esaretten kurtarılışı olmalıdır.

Bu fetih; ezilen, horlanan, sömürülen, savaş çığlıkları içinde boğulan İslam ülkelerinin; Uzakdoğu’daki, Afrika’daki, Güney Amerika’daki; aç, yoksul, perişan bütün dünya insanlarının doyurulması, giydirilmesi, insanca yaşaması olmalıdır.

Çünkü, Türk milletinin tarihi görevi dünyaya barışı, adaleti ve huzuru yaymaktır.

Dünyayı açlığa, sefalete mahkûm eden, sömüren, bütün savaşların, bunalımların sebebi olan Avrupa’nın, Amerika’nın, Rusya’nın, bir avuç Siyonist çetenin bugün barış ve adalet adına söyleyebilecekleri bir kelime bile yoktur. İşte eserleri meydanda. Çünkü, bunların dünya görüşleri insani değil; hayvanidir, şeytanidir. Eğer öyle olmasaydı, ilmi ve tekniği kendileri için bir sömürü aracı yapmazlar, milyarlarca dolar sadece kedi ve köpeklerine harcamazlar, dünyada hergün yüz binlerce insanın açlıktan ölmesine seyirci kalmazlardı. Bilgi ve teknoloji, bugün Batı medeniyetini adeta canavarlaştırmıştır.

Onun için bizim görevimiz kutsal, hedefimiz büyük. Onun için dünyayı idare etmeye, dünyayı nizama sokmaya talibiz. Yeter ki kendimize, milletimize güvenelim; ideallerimizin büyüklüğüne inanalım. Unutmayalım ki, Fatih İstanbul’u yirmi beş yaşında fethetti.

Zamanın ve mekânın değişmesine rağmen, düşmanın Haçlı Seferlerinden bugüne düşüncesi, tarihi Şark Meselesi, Hilal-Haç kavgası hala değişmemiş ve bitmemiştir. İşte Fener Patrikhanesi’nin ele geçen ihanet planlarından birkaçı: “Türk hükümdarlığını baltalamak. Bu işi azar azar geliştirip İstanbul’u ele geçirmek. Eski Konstantiniye’yi yeniden kurmak.”

“Gençlere külhanbeyi ruhu aşılamak, milli terbiyeyi bozmak, kumarı, küfürü, Türkler arasında yaygınlaştırmak. Kalabalıkları eğlencelerle, oyunlarla oyalamak, herkesi düşünmekten alıkoymak.”

“Hudutsuz bir lüks ve çılgınca savurganlığı teşvik etmek.”

“Türk halkı arasına daima fitne ve fesat sokarak, devletle milletin arasını açmak. İsyanlar organize edip, zamanında aradan çekilerek kardeş kanı akıtmak.”

Şuan Fener Patrikhanesi hedefine ulaşmış görünüyor. Çünkü, “Şu şehri İstanbul ki, bimisli bahadır.” diye övülen; vakıfları ile kimsesizlerin, çaresizlerin sığınak yeri İstanbul; şimdi her türlü ahlaksızlığın, fuhuşun, beyaz kadın ticaretinin, kumarın merkezi olmuştur. Hem de Türk’ün namusunu pazarlayan vergi rekortmeni Ermeni Manukyanlarla, Viyana kuşatmasında Türkler tarafında öldürülen dedesinin intikamını kumar makinelerini ülkeye yayarak alan Avusturyalı Norbertlerle. (Geçmiş yılları hatırlayalım.)

1453’te Fatih, İstanbul’u fethetmek için surların önüne geldiğinde Hristiyan dünyası “Kostantinepol’ü akrepler çevirdi.” diye feryat ediyordu. Ne gariptir ki, işte şimdi beynelminel Hristiyanlık, emperyalizmin beyni Siyonizim, beynelminel masonluk; İstanbul’u akrepler, yılanlar gibi sarmış. İstanbul’un bu çığlığını bugün kaç kişi duyabiliyor? İstanbul’un ve Anadolu’nun ızdırabını kaçımız ruhunda hissedebiliyor?

Eğitim, adeta çocuklarımızı mankurtlaştırıyor. On iki yıllık eğitim mecburiyeti bu ülkenin çocuklarına ne kattı? Düşünmeyen, sorgulamayan, uyuşturulmuş, gönülleri ve beyinleri bizden alınan çocuklarımızın yarın hesabını kim verecek?

Dün olduğu gibi bugün de misyoner ve masonik çalışmalar hala devam ediyor. “Her tür” sivil işgal çalışmalarına Rockefeller, Soros,… vakıfları milyar dolarları aktarıyor. Milletim, aydınım, yöneticim uyan. Elimizle ve yetkimizle o hainlere kapı aralamış olmayalım!

Fatih’in FETİH CAMİSİ Ayasofya, müze haline getirilirken; Türkistan’da, Bulgaristan ve Yunanistan’da, Balkanlar’da binlerce cami yerle bir edildi.

Nasıl oluyor da Cumhuriyetin kurucu ruhu, devlet kurulduktan sonra kayboluyor?

Fatih’in emanetine sahip çıkmazsak; O’nun, Akşemsettin’in, Ulubatlı Hasan’nın, Akif’in: “Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana. / Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.” dediği isimsiz şehitlerin kemikleri sızlamaz mı? Şehitler, gaziler bizden davacı olmazlar mı?

Türk milleti ehliyetli, güçlü lider ve komutanların rehberliğinde sevk ve idare edildiğinde her acımasız engelin üstesinden geldiğini İstanbul’un fethiyle göstermiştir.

Milletleri millet yapan inanç bağları sarsılmamış; iman cevheri, hayat pınarı kurumamış, iradesi çözülmemiş ise, o millet, imkânsızlıklar içinde imkân bulur. Gerekirse saban demirini kılıç, kuru ekmeğini top; düşüncesini füze, atom bombası yapar. İlim, kültür, teknik ve medeniyet alanında aklı durduracak hamleler yapar. İşte Fatih’in modern topları, karadan yürüyen gemileri bir yüce ruhun eseridir.

Fatih’i ve fethi anmak, o fetih ruhuna layık olmak, o ideallere sahip çıkmak, demek; Avrupa, Amerika ve Rusya’yla her alanda boy ölçüşecek bir süper Türk Devleti olmaktır. Bilelim ki bilgi ve teknoloji kontrolünüzde değilse siz dünyada yoksunuz, demektir.

Tüm olumsuzluklara rağmen, aziz milletimin yegâne istikbali, geleceği olan gençlerimizi, altın beyinleri; yarın, ilmin, teknolojinin, bilginin zirvesinde, bilgisayar çağının çok ötesinde, bir uzay gemisinin dümeni başında görüyor; milletimin ve milletlerin ümidi olan gençlerimizi, madden yükselişimizin ve manen yücelişimizin kıymetli mimarları olarak sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

O diriliş neslinin, hala özlemle beklediğimiz “Asım’ın Nesli”nin öğrenme, bulma cehdiyle dopdolu ruhu karşısında saygıyla eğiliyorum.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya