Korona Günlerinde İftar
Bir varmış bir yokmuş, henüz Korana salgını dünyaya yayılmamışken vaktiyle bir şehrin en lüks otellerinden birinde iftar verilmiş. Müslümanın Müslüman üzerindeki altı hakkından biri, davete icabet olduğundan “iftar davetine” icabet edilmiş.
23.05.2020 03.28
534 okunma
Korona Günlerinde İftar
Ali Akça

Bir varmış bir yokmuş, henüz Korana salgını dünyaya yayılmamışken vaktiyle bir şehrin en lüks otellerinden birinde iftar verilmiş. Müslümanın Müslüman üzerindeki altı hakkından biri, davete icabet olduğundan “iftar davetine” icabet edilmiş.

Girişte isimler listelerden üç ayrı koldan kontrol edilerek konuklara masaları gösterilmiş. Ünlü konuklar rezervasyon yaptırdığı halde isimlerini listelerde bulamamışlar. İftara ramak kala, misafirler sabırsızlanarak birbirini ittirip çekiştirip ismini bulmaya, ismi yoksa yazdırmaya çalışmışlar. Bu duruma kızanlar görevlilerce hemen “teras” tabir edilen bölüme yollanmış. Yöneticiler kendilerine ayrılacak masalarda iftar yapmak varken “teras” a gönderilmeyi hiç istememişler. Görevlilerin işi de kolay değilmiş, “teras” olarak yıkımı devam eden demir yığını, tozlar içinde ucube yapıya bakan ince bir balkon gösterirlermiş. Orada ne masa ne de oturacak bir yer varmış. Acemi olduğu her halinden belli garsonlar ezan okunurken bu ince uzun terasa daha yeni yiyecek taşıyorlarmış.  

Ramazan ayında oruçlu kimselere iftar vermenin sevabının iftar verenlere de yansıyacağını biliniyormuş. Şüphesiz bu büyük iftarın temel amacının insanların sadece karınlarını doyurmak değil, onlara sevinç, kardeşlik ruhu ve iyimserlik aşılamak olduğu düşünülmüş. Peygamberimizin “Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevab verilir” sözü örnek alınmış. Böyle harika davetin amacının yöneticiler arasında iletişim sağlanması, manevi bir havada bürokratların yakınlaşması istenirmiş. Esasen ramazanda iftar sofralarında israftan kaçınılması, yoksulların hatırlanması ve yardımlaşma duygusu ön planda tutulması gerektiği halde, gel gör ki bu davete hiç bir yoksul çağrılmamış.

Lüks tutkusu, ilgi çekmek manevi iklimden uzaklaşmakmış. Ayrıca, bu denli israfa açık iftar sofralarının Ramazan’ın ruhuna uygunluğu hep tartışma konusu olurmuş. Bu iftarların olmazsa olmazı; bakanların, vekillerin ve üst yöneticilerin her zamanki gibi baş köşede ağırlanmasıymış. Oysa, tüm davetliler, insanların üstünlüğünün iman edip takva sahibi olmakla mümkün olduğunu bal gibi biliyorlarmış. Böyle manevi bir davette yer belirlemenin doğru olmadığı, amacın bir ve biz olmak olduğu, erken gelenin geçip oturması, farklı masalardaki insanların birbirini tanımasıymış.

Yaşanan bu sahte ve suni ilişkiler; samimi insanların bile ihtişamlı davetlerden kaçışını zorlaştırmış. İslâm ile bu mânâda ilişkisi olan zenginler, çok yıldızlı bir otelde yahut ünlü bir lokantada iftar vererek iyilik yaptıklarını zannedermiş. Ancak, fakir-fukara daveti hiç akıllarına gelmezmiş. Firmanın yahut sponsorun ağır müşterileri veya eş dost, itibarlı yöneticileri davet edilirmiş. Bunlar da her zaman bu yemekleri bulabilen, yiyebilen kimselermiş. Davetli profiline bakıldığında amacın doğrudan yahut dolaylı olarak siyasî, maddî güç içinde güç edinmek olduğu hemen anlaşılıyormuş.

Böyle iftarların yoksulların halleriyle hallenmek, onları anlamak, yardım için motive olmak gibi bir şevklenmenin eseri olmaktan uzak olduğu herkesce bilinen bir gerçekmiş. Pahalı iftarlara ödenen paralarla belki bir çok fakirin önemli ihtiyaçları karşılanabilirmiş. Tam aksine, bu tür etkinliklerde amaç hakim sınıfın gövde gösterisiymiş.

Modernizmin insana bir eziyeti olan "lüks"ü samimi insanlar ellerinin tersi ile itemez konuma gelmişler. İhtiyacından fazlasını, hem de sırf keyif ve şatafat, gösteriş, böbürlenme için harcamak olan "lüks" kelimesi, oruç ibadetinin içine sızmış. Ayrıca, bunu sahiplenenlerin, adeta gücün, şöhretin, paranın, gösterişin yeni sahipleri olma hevesiyle kendilerinde bir hak ve doğal bir yeti gibi görmeleri adaletsizliğin giriş kapısıymış. Hiçbir kesim zamanla gücün, paranın, şöhretin, şatafatın, gösterişin büyüsüne kapılmaktan kendini alamıyormuş. Farklı çevreden gelmiş son dönem elitleri mütevazı olmak bir yana; gösterişe ve debdebeye, pek çabuk alışmışlar. Akın akın gelen davetlilerin bir kısmı bu rezalete dayanamayıp geri dönmüşler. Davet edilenler ile gelenlerin sayısı uyumsuz, üstüne üstlük bir de masalar isme göre ayrılınca ortalık Arapsaçına dönmüştü. Kimse huzurlu iftar yapamadan acele içinde sofradan kalkmışlar.

Çıkışta, güç gösterisi faaliyetlerinin vurgulandığı bol resimli bir tanıtım kitabı alıp otelin önüne inen davetliler, ana-baba gününe şahit olmuşlar. Davetlilerce arabalar gelişi-güzel girişe park edildiğinden, hoşgörü olsa bile, yöneticilerin bu tür aymazlığı nasıl düşebildiği anlaşılamamış. Arabalar biribirini kilitlemiş koskoca park alanının çıkışı bloke edilmiş. Insanların çoğu eve gitmek için yarım saatten fazla beklemek zorunda kalmışlar. Yolu tıkayan arabaları anons ettirerek yolunu açanlar iftar şöyle dursun, bu kargaşadan kurtulduklarına şükretmişler. Nakit değerinde zamanın büyük kısmı böyle tükenmiş.

Yoksulun bulunmadığı iftar bir karmaşa içinde sona ermiş. Gün gelip devran dönmüş insanlık Ramazan döneminde Korona virüsü ile tanışmış. Ne eski lüks iftarlar, ne de mütevazı aile sofraları kalmış. Dünya eskisi gibi olmayacakmış. Korona günlerinde hayırsever insanlar online iftar yemeği satın alıp; onbinlerce ihtiyaç sahibinin paketlenmiş iftar yemeklerini evlerine kapıdan dağıtacak sistemi destekliyorlarmış. Online yardımlaşma almış yürümüş.

İnsanların tek derdi, lüks ve ihtişam değil, travmadan çıkış yolları aramakmış. Hayırlı iftarlar olsun.

Dostlukla…

Ali AKÇA

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya