Pandemi ortamında geçirdiğimiz Ramazan ayında biraz evlere kapanmanın, içe kapanmanın getirdiği bir sükûneti yaşadık. Ancak başımızı biraz dışarıya çevirdiğimizde birilerinin boş durmadığını, bazı fanatik çevrelerin toplumun sinir uçlarına basmaya devam ettiklerini gördük.
02.06.2020 12.09
2.363 okunma
Provokasyon Kokuları Geliyor!
Ali Ay

Pandemi ortamında geçirdiğimiz Ramazan ayında biraz evlere kapanmanın, içe kapanmanın getirdiği bir sükûneti yaşadık. Ancak başımızı biraz dışarıya çevirdiğimizde birilerinin boş durmadığını, bazı fanatik çevrelerin toplumun sinir uçlarına basmaya devam ettiklerini gördük.

Görsel ve yazılı medyada siyasi fanatizmin körüklediği darbe tartışmaları ile başlayan, sonra Sevda Noyan’ın katıldığı bir televizyon programında;“15 Temmuz kursağımızda kaldı, istediklerimizi yapamadık, boş bulunduk, ayaklarını denk alsınlar, bizim sitede hala 3-5 var benim listem hazır” şeklinde tahrik edici laflar, sonra İzmir’deki bazı camilerin hoparlörlerinden Çav Bella marşı çalınması, Adana’da geçmişte aczimendiler benzeri bir gurubun, meydanlarda teravih namazı kılmak bahanesiyle polisle karşı karşıya gelmesi, Diyarbakır’da derviş kılıklı bir kendini bilmezin camide cemaat dışı eylemleriyle cemaati bölücü ve tahrik edici davranışları nedeniyle polis takibine alınması, İstanbul’da bir kilisenin haçının kırılması, Hrant Dink vakfına yönelik ölüm tehditleri gibi zamanlaması manidar eylemlerin peş peşe gelmesi ülkemizde yeni bir provokasyon kokusunu yoğunlaştırıyor.

Aslında bu ülkenin yakın ve uzak geçmişinde bu tarz eylemlerin ne amaçla yapıldığını, arkasında kimlerin ve hangi güçlerin olduğu biliniyor. Biraz da tecrübeliyiz ki, provokatörler amaçlarına ulaşamadılar, toplum sükûnetini muhafaza etti.

Ortada figüran olarak görünen bu eylemciler sosyal medyanın arkasına saklanmış azınlık bağnaz bir grup. Sosyal medyada organize hareket ettikleri için ses getirdikleri aşikâr. Bağnazlıkta iflah olmaz bir fanatizme sahip oldukları için kullanışlı birer enstrüman konumundalar. Bu zaafları sebebiyle küresel güç odakları, toplumun kutsalları üzerinden kolayca yönlendirilerek provake edilebiliyor ve kargaşa için kullanabiliyorlar.

İmparatorluk geleneğinden gelen, farklı kültürel kimlikleri bünyesinde barındıran toplumumuzun, ana omurgasını, kahir ekseriyetini Müslüman kimliği oluşturur. Bu kimlik yapısıyla farklı alt kültür kimliklerini, etnik, siyasi, sosyal, dini, demokrat, muhafazakâr veya laik ve benzeri anlayışa sahip toplumsal farklılıkları ayrıştırıcı, dışlayıcı değil, kuşatıcı birlikte yaşama kültürü ile millet bilincini oluşturmuştur. Yakın tarihimizde bu birlikteliği parçalamak, toplumsal bağlarımızı zayıflatmak ve parçalamak için bu kadar provakasyona rağmen, provokatörler amaçlarına ulaşamamışsa, toplumun mayasında var olan birlik ve kardeşlik ruhunun yaşıyor olmasıdır.

Bizim dini ritüellerimiz, özellikle bayramlarımızın meşrebine, dinine, siyasi anlayışı ve etnik yapısına bakmadan çok geniş bir kesimle kurduğu yardımlaşma ve dayanışma ilişkisi, kuru bir kucaklaşma değil, gönül ve kardeşlik köprülerini kuran, besleyen çok önemli aynı zamanda sosyolojik gerçekliklerdir.

Ancak atalar ne demiş? “Su uyur düşman uyumaz”. Bize uyanıklık gerek.  Bu nedenle, sosyal medyada kurulan bu tuzaklara düşmemek için, iletişim kanallarımıza düşen her bilginin kaynağını, nereden üretildiğini, neyi amaçladığını araştırmalı ve sağlam bir kaynağa dayanıp dayanmadığını öğrendikten sonra gerekirse paylaşmalıyız.

Peygamberimiz Müslümanın feraset sahibi olması gerektiğini öğütler. Feraset uyanık olmak demektir. Uyanıklık dikkat ve bilgi gerektirir. Size biri bir haber getirdiğinde hemen o habere atlamayın araştırın der bizim dinimiz.

Özellikle bu pandemi sonrası küresel yeni bir sisteme doğru gidildiği, hedefte Türkiye ve Müslümanların olduğu, ülkemizi zor günlerin beklediği açık. Bu ülke ancak birlik ve beraberliğini korursa ayakta ve hayatta kalabilir.

Onun için hangi inanç, etnik ve siyasi görüşe sahip olursak olalım, önce birbirimize saygılı olmayı ve dilimize sahip olmayı başarmalıyız. Ülkemizin gerçekten toplumu kucaklayan, ayrıştırmayan, seviyeli bir siyaset diline, sonra din diline ihtiyacı var. Saygı olmadan, sevgi olmaz. Saygı ve sevgi nefreti ve kini ortadan kaldırır. Toplumsal normalleşme, huzur ve sükûn en başta nefret dilinin ortadan kalkmasına bağlıdır.

Mübarek Rahmet ayı Ramazan ayından yeni çıktık. Allah’ın rahmetini umarak, mağfireti (bağışlanmayı) diledik, merhametine sığındık.  Kendimiz için merhamet umarken, niçin biz Müslümanlarda bulunması gereken bu güzel hasleti başkalarından esirgeyelim.

Saygı, sevgi ve merhametle toplumsal barış ve kardeşliği ayakta tutarak, dostlukları ve dostları çoğaltalım, düşmanlıkları ve düşmanları azaltalım, bu gün en önemli görevlerimizden birisi “Sevgi Toplumunu” inşa etmektir. Fitne ateşi ancak bu sayede söndürülebilir. Tabii ki, önce uyanık ve feraset sahibi olmakla…

Vesselam.

02.06.2020 Ankara
Ali AY

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya