03.06.2020 08.56
1 yorum
2.349 okunma
Dünyanın ilk özel karakolu
Ersoy Baba

 1950’li yıllarda Sirkeci Emniyet Amirliği’nde görevli üç polis memuru emekli olurlar. Emekli olurlar ama geçim kaygısına da düşerler. Yaşları da henüz genç olduğundan bir iş yapma konusunda kafa yorarlar. Şu işi yapayım, yok bu işi yapalım derler ama bir baltaya sap olamazlar.

Derken içlerinden biri bir düşünce artar ortaya. Der ki “Karakol kuralım!”

Ölçerler biçerler, Bildikleri bir mahalleden binayı kiralarlar. Daha önceden Sirkeci Emniyet Amirliği’nde görev yaptıklarından ve çevreyi de tanındıklarından bu bölgeyi seçerler.

Tabelacıya gidip “Küçükpazar Karakolu” yazan tabelayı yaptırır, binaya asarlar. Üç kafadar emekli; masaydı, sandalyeydi, daktiloydu, dosyaydı, kâğıttı, ıstampaydı, mühürdü bir karakolda bulunması gereken bütün malzemeleri alıp karakolu tefriş ederler.

Türkiye’nin, ne Türkiye’si herhalde dünyanın ilk özel karakolunu hizmete açarlar. Karakol hizmete açılınca da bölge esnafından haraçlarını toplamayı eksisi gibi sürdürürler.

O sırada da Sirkeci Emniyet Amiri değiştiğinden bölgede Küçükpazar Karakolu diye bir karakol var mı yok mu bilmemektedir.

Bu arada normal bir karakol hangi görevleri yapıyorsa sahte karakolda da aynı işler normal seyrinde yapılmaktadır. Vukuat işlerini de tabii...

Uygun bir fırsat kollayıp yeni göreve gelen Sirkeci Emniyet Amiri’ne de bir kutu çikolatayla “Hoşgeldin”e bile giden üç kafadar, memur azlığından yakınıp takviye memur talep ederler. Sirkeci Emniyet Amiri de, “Bende memur çok, birkaçını sizde görevlendirelim” diyerek Küçükpazar Karakolu’nun emrine üç polis memurunu verir. Böylece bir karakolda olması gereken tüm düzenek kurulmuş olur. Suçlular adliyeye götürülmekte, evraklar gelmekte, evraklar gitmekte, yazışmalar dosyalanmakta, suçüstüler yapılmaktadır. Bildiğiniz karakol gibi yani.

İşler o kadar aksamadan ve mevzuata uygun yürümektedir ki, izin programları bile oluşturulmakta ama karakolun kurucu üç memurdan ikisi izin ayrılırsa biri işler karışmasın diye muhakkak karakolda kalmaktadır.

İki memurun yine yıllık izin kullandıkları bir gün, nöbetçi kalanın bir yakını vefat edince o da iki üç günlüğüne memleketine gitmek zorunda kalır.

Aynı günlerde de Sirkeci Emniyet Amirliği’nden bir memur geçici görevle Küçükpazar Karakolu’na gönderilir.

Bu memur daha önce İl Emniyet Müdürlüğü’nde karakolların kömür dağıtım işini yaptığından hemen tüm karakolları ezbere bildiği için Küçükpazar Karakolu diye bir karakolda görevlendirilince şaşırır. Karakoldaki diğer memurların da pek bir şey bildikleri yoktur.

Bu arada kış da yaklaştığından kömür dağıtım işinin bittiğini de bilmektedir. Oysa Küçükpazar Karakolu’na henüz kömür, mömür gelmemiştir. Bir gün kendine iş edinir, “herkesin karakoluna kömür geldi de bizimkine niye gelmiyor” diye meraklanıp Emniyet Müdürlüğü’nün kömür dağıtım bölümünde eski arkadaşlarının yanına gider.

-Yahu arkadaş, herkesin karakoluna kömür verdiniz de bizim karakola niye vermiyorsunuz?

- Sizin karakol neresi?

- Küçükpazar Karakolu...

- Ne yanda bu karakol?

- Unkapanı’nda...

- Biz öyle bir karakol bilmiyoruz.

- Hemşehrim nasıl olur, binası var, memurları var, ben orada görev yapıyorum.

Karakol listeleri çıkarılır ama böyle bir karakolun izine rastlanmaz. Yine de eski arkadaşlarının elini boş göndermez kömür verirler. Kömürün geldiği gün karakolun kurucusu üç memur da izinden dönmüş ekmek tekneleri karakolda göreve başlamışlardır.

- Ne var ne yok arkadaşlar?

- İyi ne olsun.

- Biz yokken ne yaptınız?

- Kömür aldık.

- Ne kömürü?
 

Üç kafadar, karakolun elektrik, su ve kömür giderlerini kendi cebinden karşıladığı için kafalarında şimşekler çakar.

Üçü de şaşkın, sararmış bir yüzle, birbirlerine bakakalırlar. Ama yapacakları bir şey de yoktur. Kömürü geri de gönderemezler.

Olanı biteni gözleyen ve kömür temin eden işgüzar memur, ertesi gün yanına bir arkadaşını da alıp Sirkeci Emniyet Amiri’ne gider. Olup biteni amire anlatırlar. Emniyet Amiri, yanına iki polis memurunu da alıp İstanbul Emniyet Müdürü’nün huzuruna çıkar. Olayı anlatır. Zamanın Emniyet Müdürü güngörmüş uyanık bir adamdır. Su bastı, sel oldu gibisinden bir yazı yazdırıp Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Küçükpazar Karakolu’nun demirbaş dökümünü ister. Kısa bir süre sonra Genel Müdürlükten “böyle bir karakolumuz yoktur” yanıtı gelir. Emniyet Müdürü ildeki bütün şube müdürlerini çağırtır, olayı özetler ve hep birlikte Küçükpazar Karakolu’nun yolunu tutarlar.

Karakoldaki tüm memurlar da haberdar edilmiştir. Emniyet Müdürü memurları şube müdürlerinin önünde sorguya çeker.

- Sen kaç yıldır bu karakoldasın?...

 - Sen kaç yıldır görev yapıyorsun?

Ayrıla ayrıla geriye karakolu kuran üç eski memur kalır.

- Siz geldiğinizde bu karakol var mıydı?

Biraz kem kümden sonra karakol kurucusu üç memur da konuşmaya başlar.

- Valla müdürüm emekli olduktan sonra bir iş kuramadık aklımıza karakol kurmak geldi, biz de kurduk.

Müdür, öyküyü dinledikten sonra “tamam” der ve ekler:

- Bu olayı hiç bir zaman hiç bir yerde anlatmayacaksınız. Derhal İstanbul’u terk edip, ailenizle birlikte izinizi kaybettireceksiniz!

Şube müdürlerine de dönerek şu talimatı verir:

-Bu karakol bugünden itibaren yasal hale gelecek. Ankara’ya bir yazı yazın, su baskını, sel falan diye bir şeyler uydurun.

Sahte olarak kurulan Küçükpazar Karakolu yasal hale büründükten sonra yıllarca hizmet verdi.
(Lütfü Dağtaş’dan alıntıdır.)

Yaşanmış bir hikaye. Kâh komik kâh ilginç. Oysa sorunlar her zaman böyle kolay atlatılmaz.

Bunun en net örneği 15 Temmuz’du.

15 Temmuz da buna benzer umursamazlıklar, dikkatsizlikler, safça duygulara kapılmak neticesinde başımıza geldi...

1950'de 3 emekli polis bir safiyane duygularla bir karakol kurarken, 2016'da vatan hainleri koskoca devleti ve milleti ve dahi ümmeti yok etmek için tuzak kurdu. Ve şimdi 2019.. Dönüp bakıyorum.. Hiç de ciddi mesafe alamadık sanki.

Tekrar dalgınlığa, gaflete düşersek ne olur diye düşünmeden geçen gecemiz yok.

Tetikte olmaya ve dua etmeye devam edeceğiz. Allah yardımcımız olsun


 


 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
YAŞANMIŞ GERÇEK BİR SENARYO
Heyecanla soluk soluğa okunan ve sonucu meraktan adam çatlatan böyle çok yazılara ihtiyaç var. Sayın yazarımızı bu nevi şahsına münhasırlığından dolayı kutluyorum.
Yorum Ekleyen: Hüseyin AYAZ     4.06.2020 16:36:17
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Kayıp kimliği yüzünden 2019 seçimlerine kadar oy kullanamamıştı. 2019 seçimlerinde oy kullanamadığı tüm seçimlerin oyunu bir seferde kullanınca İstanbul seçimleri mahkemelik oldu. Seçimin iptali söz konusu oldu. Oylarının bu kadar etkili olacağını bilseydi valla da kullanmazdı. 

Mahallesinde Baba Ersoy olarak tanınan Ersoy Baba Bolu Mengen doğumludur. Mengenlidir ama sadece yemeyi bilir, yemeği yapmayı bilmez. Ersoy Baba Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti. Ankara Ticari İlimler Akademisinin her gün önünden geçmiş olmasına rağmen İstanbul'a taşınınca bu eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Ersoy baba bi ara sokak sokak, ev ev gazete dağıtıcılığı yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor....

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya